Mümin Nasıl Olmamalıdır?

Bir kavramı anlamak, bilmek ancak zıddına vakıf olununca mümkün olabiliyor. Geceyi bilmeden gündüz, acıyı bilmeden tatlı, çirkini bilmeden güzel anlaşılamıyor… Kavramlar en güzel de tecrübe edilince ya da bir misalle hayat buluyor. “Mümin nasıl olmalıdır?” sorusu için cevap olup, hayat verecek örnekleri peygamberlerin hayatlarında bulmak mümkündür. “Mümin nasıl olmamalıdır?” sorusuna cevap olacak bir örnek ararken de aklıma Hâbil ile Kâbil’in hikâyesi geldi.

Hâbil ve Kâbil Âdem (as) atamızın iki oğlu. Onlar, yaratılıp meleklere üstün kılınan, sonra şeytana kanıp ilk günahı işleyen, bu günahları sebebiyle cennet yurdunda yaşarken oradan mahrum bırakılıp dünya yurduna gönderilen, işlediği günahtan sonra ilk defa pişman olan, af dileyip tevbe eden ve sonrasında Allah’ın merhametine mazhar olan; ilk insan Hz. Âdem ile Havva’nın evlatları. Onlar yaşanan bu olayları, bizzat kendileri tecrübe etmiş olan anne babalarından duyup bilerek büyüyen, ilk peygamberin ilk ümmeti…

Tefsirlerde ve diğer İslami eserlerde anlatıldığına göre Kâbil ziraatçı, Hâbil ise çobandır.

Âdem Atamız onlara Rableri için birer kurban sunmalarını emretmişti. Kâbil kurban olarak değersiz cılız başaklardan oluşan bir demet hazırladı. Hâbil ise sürüsünde ki en güzel koyunu, hem de geciktirmeden, kurban olarak sundu. Hâbil’in kurbanı kabul görmüş, o zaman âdet olduğu üzere gökten inen beyaz bir ateş parçası Hâbil’in kurbanını yakmıştı. Kâbilinki ise Allah katında kabul olmamış olduğu yerde kalmıştı.

Kıssa Kur’an-ı Kerîm’de şöyle ifade edilir: “ (Resûlüm!) Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek haberini oku: Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı (Hâbil koç, Kâbil ekin sunmuştu) da onlardan birinin (Hâbil’in)ki kabul olunmuş, (gökten inen ateş, onun kurbanını yakmış) diğerininki kabul olunmamıştı. O (kurbanı kabul olunmayan Kâbil, bu durumu kıskanarak kardeşine): “Seni mutlaka öldüreceğim.” demişti. (Hâbil de): “Allah, ancak kendisinin emrine uyan/ karşı gelmekten sakınanlardan (kurbanı) kabul eder.” demişti.” “(Hâbil dedi ki) And olsun ki beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”, “Doğrusu ben, dilerim ki benim günahım ile kendi günahını (birlikte) yüklenesin de cehennemliklerden olasın. İşte zalimlerin cezası budur.”, “ Nihayet nefsi ona kardeşini öldürmeyi (ve bunun zararı olmadığını) kabullendirdi. Böylece onu öldürdü de (dünya ve âhirette) ziyana uğrayanlardan oluverdi.”, “ Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini kendisine göstermek için (Kâbil’e), yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Bundan ibret alan Kâbil:) “Yazıklar olsun bana! Kardeşimin cesedini gömmekte şu karga kadar olmaktan aciz mi kaldım?” dedi. Artık o (haline ve yaptığına) pişmanlık duyanlardan biri haline gelmişti.” (Maide 27,28,29,30,31)

Kâbil’in, bir peygamber oğlu iken ve Allah’a isyanın acı izleri henüz anne ve babasının kalbinde taze iken bu günaha düşmesinin nedeni, nefsine ve şeytana uymasıdır. Kâbil’e peygamber olan babası tarafından,  kendisini yaratan, nimetler veren, kulu olduğu Rabbi için bir kurban sunması gerektiği bildirilmişti. O bu emri kabul etti yani Kâbil Allah’ı tanımayan bir kâfir değildi. Fakat Allah’ı bildiği halde, emrini hafife aldı. Mümin Allah’ın emirlerini hiçe sayıp, hafife alanlardan, peygamberine itiraz edenlerden olmamalıdır. Kurbanını sundu ama bunu ihlasla yapmadı. Malından en değersiz olanları kurban olarak ayırdı. Allah Kâbil’in sunduğu kurbanı kabul etmedi. Çünkü Rabbimize ulaşacak olan ancak takvadır. (Hac 37) Mümin yaptığı işte samimiyetsiz olamamalıdır.  Allah’ın kendisini her an görüp gözettiğini, niyetini bildiğini, kendisine şah damarından daha yakın olduğunu unutmamalıdır.

Kâbil kurbanının kabul edilmediğini görünce öfkeyle kardeşine ölüm tehditleri savurmaya başladı. Müminler kızdıkları zaman öfkelerine yenilmemelidir. (Ali-İmran 134) Allah’ın emrine uyan, O’na karşı gelmekten sakınan Hâbil ise ölüm tehdidine rağmen kardeşi için hiçbir fenalık düşünmedi. AksineAndolsun ki beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” diyerek Kâbil’i Allahtan korkmaya çağırdı. Bu ifade aynı zamanda Hâbil’in kendisini savunup saldırgan kardeşini öldürebilecek güçte olduğunu, fakat cana kıymak haram ve Allah katında en büyük günah olduğu için bunu yapmadığını göstermektedir. Müminler haksız yere bir cana kıymazlar.(En’am -151) Kâbil sağduyulu davranamadı, şeytana ve nefsine uydu. Kıskançlık duygusuyla kardeşini öldürdü.  Oysa ki, haset kimse, şerrinden Allah’a sığınılacak kadar tehlikelidir.(Felak -5). Mümin kıskanç olmamalı, haset etmemelidir.  Kardeşine merhamet etmedi ve müminlerin birbirlerine karşı merhametli olması gerektiği (Fetih-29) emrini hiçe sayarak Hâbil’i öldürdü. Mümin kardeşine karşı merhametsiz olmamalıdır. Kâbil’de merhamet ve adalet yoktu.

Kâbil kardeşini öldürünce hem kendi günahını hem de kardeşinin cezasını yüklenenlerden oldu. Kim bir canı, başka bir cana veya yeryüzünde fesat çıkarmasına karşılık olmaksızın (şer’an/ hukûken ölümü hak etmeksizin) öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onun hayatını kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur.(Maide 32)  Peygamberimizin (s.a.v.) bildirdiğine göre “Kıyamete kadar, haksız yere öldürülen her kişinin günahından bir pay, Âdem’in ilk oğluna (Kâbil’e) yazılır. Çünkü insan öldürmeyi ilk başlatan odur.”(Buhârî ,Müslim, Tirmizî) İyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey eksilmez. Her kim de kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayırılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey eksilmez.(Hz Muhammed (sav)-Müslim) Mümin kötü işlerde öncü olmamalıdır.

Kâbil, Hâbil’i öldürdükten sonra O’nu uzun süre omzunda taşıdı. Karşılaştığı zorluklardan dolayı Hâbil’i öldürmekten pişman oldu. Kâbil’in pişmanlığı Allah Teâlâ hazretlerinin korkusundan, irtikab etmiş olduğu ma’siyetten olmadığı için; onun pişmanlığı da tevbe olmadı. Pişmanlığın tevbe olması için, maddî sebepler ve zorluklardan dolayı değil de; Allah korkusundan meydana gelmesi gerekmektedir. Mümin günahına karşı umursamaz olmamalıdır. Tevbesinde,  merhametlilerin en merhametlisi olan Allah’ın kendisini affedeceğini umarak, samimi ve aceleci olmalıdır.

Hâbil’in cansız bedenini ne yapacağını bilmeden, çaresiz vaziyette dolaşan Kâbil’in imdadına Allah tarafından gönderilen bir karga yetişerek O’na Hâbil’i nasıl gömeceğini öğretmiştir. Bunu akıl edemeyecek kadar aciz olan Kâbil acizliğinin bile farkında değildir.  Oysaki insan kendini bilse zaten Rabbini de bilecektir.  Bu hadise ile denilebilir ki daha önce “Yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökecek olanları mı yaratacaksın?” (Bakara -30) diye, hayretle soran meleklerin ifadeleri ilk defa gerçekleşmiş, insanları iğfal edeceğini söyleyen şeytan da yeryüzünde ilk başarısını kazanmıştır.  Mümin Rabbine isyan ederek, şeytanı sevindirenlerden olmamalıdır. Allah’ın şeytana ve nefsine uyanlar için hazırlamış olduğu cehennem azabından sakınmalıdır.

Sonuç olarak Kâbil, “Mümin nasıl olmamalıdır?” sorusunun kendisinde hayat bulduğu ilk insandır. “Mümin nasıl olmalıdır?” sorusunun cevabının ete kemiğe büründüğü mükemmel örnek ise peygamberimizdir(sav). “Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” ( Ahzâb -21) ayeti de bunun delilidir. Bize düşen peygamberimizin ve diğer peygamberlerin hayatlarını iyice öğrenip, ona göre bir ömür geçirebilmektir. Ne mutlu kendisine verilen imtihan süresi bittiğinde  “Muhakkak ki iman edip sâlih amel işleyenler ve Rablerine gönülden boyun eğenler var ya, işte onlar cennet ehlidirler. Onlar orada dâimî kalacaklardır.(Hud-23)” müjdesine eren müminlerden olabilenlere…

 

Suna Hayrunnisa ACAR
Kaynakça:
Feyzü’l-Furkân | Tefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meali
Tecrîd i Sarîh tercümesi, IX, 84
 İbn Kesir, Tefsir, III, 76-79
Hasan Basri Çantay, Kuran-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, I, 162
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri
Peygamberler Tarihi, Asım Köksal