Mükemmel Ahlak Örneği

İyilik… Herkesin elde etmek istediği bir erdem. Nazariyatta/teoride herkes iyiliği ve iyi olmayı ister. Ancak anlamlandırma ve uygulama noktasında farklılıklar tezahür ediyor. İnsanların en çok muhtaç oldukları şey amelî ahlaktır.

Önderimiz Muhammed Mustafa (sav) iyilik kavramını, “İyilik, güzel ahlaktan ibarettir”[1], diye tanımlamıştır. Söz konusu hadis-i şerif, aynı zamanda şu ayet-i kerimenin açıklaması mahiyetindedir: “… Fakat iyi ve erdemli (muttakî) kişi; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitab’a (Kur’an’a) ve peygamberlere inanıp malı(nı), sevgisine rağmen (Allah rızası için) akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolda/sokakta kalmışlara, dilenenlere ve boyunduruk altında bulunanlara (kurtulmaları için ihlasla) veren, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, ahitleştiği zaman sözlerini yerine getiren, sıkıntıda, hastalıkta ve savaşın şiddetlendiği anda sabredendir. İşte (imanlarında, yaptığı iyilik ve taatte) doğru olanlar onlardır. Ve takvaya erenler de onlardır.”[2]

“Andolsun ki Allah’ı(n rızasını) ve ahiret gününü(n saadetini) umanlar ve Allah’ı çokça ananlar için Allah’ın Resûlü’nde, sizin için, pek güzel bir örnek vardır.”[3] ayet-i kerimesi gereğince, iyilik yani güzel ahlak konusunda da insanlar ihtiyaç duydukları uygulama örneklerini Rasulullah (sav)’in hayatında bulacaklardır. Nitekim “Ve şüphesiz sen, pek evrensel/genel geçerli mükemmel bir ahlak üzerindesin.”[4] ayet-i kerimesi de Efendimiz (sav)’in bu özelliğini beyan eder. Anlıyoruz ki, Allah’ın elçisi, her türlü asil niteliği, emsalsiz olarak karakterinde toplamıştır. İnsanlar için mükemmel bir örnektir. Çünkü O, Aişe (ra) annemizin ifadesiyle, yaşayan Kur’an idi. Çünkü O, güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmişti. Hz. Ali(ra) da bu ahlakı, Kur’an’ın edebidir, diye açıklamıştır. O’nun ahlakı Allah’ın emirlerine riayet etmesi, yasakladığı şeylerden uzak kalması demektir.

Güzel huylar, beğenilen hal ve hareket tarzları, bütün peygamberlerde açıkça görülen bir keyfiyettir. “Onlar (o peygamberler), Allah’ın doğru yola eriştirdiği kimselerdir. O halde (Resûlüm! Sen de) onların (o tevhid esasına dayalı) yoluna uy…”[5] emri ile Yüce Allah, Hz. Muhammed(sav)’e kendinden önceki peygamberlere uymasını emreder. Bu konuda tefsirlerde, uyulması gereken hususun, Allah’ın her bir peygambere ayrı ayrı vermiş olduğu güzel huylar hususunda olduğu beyan edilir. Yani her bir peygamber, bir güzel huyu ile temayüz etmiştir. Hz. Muhammed(sav)’e bütün peygamberlere uymasını emredince, adeta, o peygamberlerin her birinde ayrı ayrı bulunan güzel huyların tümünü kendisinde toplamakla emrolunmuş gibidir. Ve bu sebeple büyük bir ahlak üzerinde olmakla övülmüş, peygamberlerin de en üstünü olmuştur. Arap dil kaidelerine göre mükemmel bir ahlak üzerindesin cümlesi bir incelik içeriyor. Buna göre ayet-i kerimede (علؠ=üzerinde) harf-i ceri kullanılması Efendimiz (sav)’in ahlaki özelliklerinin en üst mertebede olduğuna işaret etmektedir.

İbn Abbas(ra) ayet-i kerimeyi “Ve şüphesiz sen, büyük bir din üzerindesin.” olarak anlamlandırmış ve o büyük din de İslam’dır, demiştir. Kur’an tefsirinde önde gelen sahabilerden biri olan İbn Abbas(ra)’ın bu anlamlandırması da çok dikkat çekicidir. Böylelikle kişinin ahlak yapısının, dini algılama ve hayata geçirme hususunda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu fark ediyoruz. Hatta şunu söyleyebiliriz: İslam dini, dünyaya güzel ahlakın hâkim olması için tebliğ edilmiştir.

Sözlükte ahlakın gerçek mahiyeti, insanın kendisini bağlı kıldığı, riayet ettiği edeb demektir. (خُلق = Ahlak) kelimesi Arapça’da yaratmak kelimesi ile aynı kökten gelir. Bunun sebebi olarak, bir davranışın, huy kabul edilmesi için, kişinin o davranışı, zorlanmadan, kolaylıkla uygular hale gelmesinin gerektiği gösterilir. Yani huy, insanın yaratılmış olduğu değişmeyecek tabiatından değil, alışkanlık kesbettiği, değişebilen davranışlardandır. Ancak o kadar yerleşir ki yaratılış özelliği gibi insanla bütünleşir. Demek oluyor ki kişinin, iyilik veya kötülüğü alışkanlık haline getirmiş olmasına göre iyi/güzel ahlaklı ve kötü/çirkin ahlaklı diye bir ayırım yapılır. Güzel ahlak, kişinin kendini dönüştürebileceği bir haldir. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi bu dönüşüm öyle kuvvetli olmalı ki, istenilen davranış kendiliğinden tezahür etsin; o huy kişiye ait kabul edilsin. Bunun için yapılması gereken de irade eğitimi, nefis terbiyesidir. Bu eğitim, beşikten mezara kadar devam eden, etmesi gereken bir tekâmül çalışmasıdır.

Cüneyd-i Bağdadi hazretleri söz konusu ayet-i kerime ile ilgili der ki: Büyük (mükemmel) ahlak denilmesinin sebebi, Hz. Muhammed(sav)’in Yüce Allah’tan başkasına yönelmek gibi bir gayretinin olmayışından dolayıdır. Yani biricik önderimiz ve rol modelimiz olan Efendimiz (sav), hiçbir davranışında nefsini, Allah rızasının, sevgisinin önüne geçirmediği için en güzel ahlak ile vasıflanmış ve yaşamıştı. Burada Müslüman birey için hayatın en önemli ilkesini görüyoruz: Niyetin, sadece Allah rızasını, sevgisini kazanmak olması. Nitekim “Yalnız sana (ibadet ve itaatle) kulluk ederiz…”[6] ayetini her namazda okuduğumuzda bu ilkeyi hatırlarız. Niyet bu şekilde belirlendiğinde, beklenti de elbette yalnız o yüce makamdan olacaktır. Bu da menfaat çatışmalarını ortadan kaldıracaktır.

Günümüzde çokça şahit olduğumuz ahlak zaaflarının, haksızlıkların, çirkinliklerin kaynağına bakıldığında karşılaştığımız gerçek şudur: Gayemiz bazen gizli, bazen aşikâr, nefsimizin tatmin olması, heveslerimizin yerine getirilmesi olunca, önce birey sonra toplum içten içe çürümeye yüz tutuyor. Nefsimize/kendimize olan bağlılık ve düşkünlüğümüz, bizi kötü ahlak bataklığına adım adım sürüklemektedir. Öyleyse neyi, niye yaptığımızı sorgulamalı, art niyetlerimizi gözden geçirmeli, iç bakışımızı niyet okumuzun hedefinden bir an bile ayırmamalıyız. Bu bizi örnek aldığımız Rasulullah(sav)’e bir adım yaklaştıracaktır.

Ve ahlakımızı güzelleştirmek, iyiliğe dönüştürmek için gayretimiz olmalı. Ahlak, insan ruhunun elbisesidir. Nasıl ki bedenimizi elbiselerle donatıyor ve bunun sonucunda güzel ya da nahoş gözüküyorsak, ruhumuzu da huylarla donatır, iyilik ya da kötülük sahibi oluruz. Bizi her an gören Rabbimize karşı nasıl görünmek istersek, ruhumuzu öyle donatmalıyız. Günümüzün bir diğer ahlak sorunu da neyin iyi, neyin kötü olduğu ile ilgili algı oyunlarının çokça yapılması ve bu konuda kafaların karışık olmasıdır. Öyleyse bir mihenk taşımız olmalı ve huylarımızı ona göre değerlendirmeliyiz.

Müslüman toplumun mihenk taşı Kur’an ve O’nu hayata taşıyan Muhammed Mustafa (sav)’dir. Kullarına rahmet ve lütufta bulunarak Kur’an’ı indiren ve elçisi Muhammed Mustafa (sav)’i örnek kılan Yüce Rabbe hamdolsun.

Zeynep Yaren Çelikbilek

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Fahreddin Razi, Mefatihu’l-Ğayb

Kurtubi, el-Camiu’l-Ahkami’l-Kur’an

Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili

Hasan Tahsin Feyizli, Feyzu’l-Furkan Açıklamalı Kur’an-ı Kerim Meali

 

[1] Müslim, Birr 14-15; Tirmizi, Zühd 52

[2] Bakara Sûresi, 177

[3] Ahzab Sûresi, 21

[4] Kalem Sûresi, 4

[5] En’am Sûresi, 90

[6] Fatiha Sûresi, 5