Müjdelenmiş On Kişi

aşere-imübeşşere

Basiret erbabının en yücesi, baş zaviyenin en liyakatlisi, yaratılışın dolunayı, güneşin kaftanını üzerine yaydığı, yıldızların yanında sönük kaldığı, başlangıç ve sonda âlemlerin biricik efendisi Server-i Enâm Aleyhisselatu Vesselam Hazretlerine, sayısız salât ve selam olsun. Bereket Onun uhdesindedir, Hayr Ondan ulaşır, selamı kime isterse ona bahşeder. Onun her hali, her sözü, her tercih ve fiili Hakk’ın rızasına mebnidir, Ondan gelen her şey hesapsız sırrın ve ikramın habercisidir, şüphesiz.

Server-i Enbiya Efendimiz ashabının en büyüklerinden oldukları için mi yoksa en büyüklerinden olsunlar diye mi bilinmez, on sevgili dostunu henüz kendileri hayatta iken cennetle müjdelemiştir. Hayatta iken cennet müjdesi almak, işin sonunu değil seyrini işaret eden bir durumdur. Bahsi geçecek olan on kişi dünyayı terk edişlerinden sonra bu müjdeye nail olsalardı, hayatta iken ne büyük işler yaptıklarına delil sayılacaktı. Ancak henüz o işleri yapmadan kesin akıbetlerinden haberdar edilmeleri kalan ömürlerinde ne yapmaları gerektiğini fısıldayan, bilakis haykıran bir haberdir. Onlar olabilecek en muhteşem hayalin, en büyük idealin, en yüce hedefin ardına bizzat Allah Resulü tarafından takılmışlardır. Zat-ı Valâ-yı Nebeviyye Hazretleri bunu daha pek çok defalar yapmıştır. Belki verdiği müjde cennet değildir ama, kılıcı paslı, elbisesi pejmurde, yaşadığı yer harabe olan ilk Müslümanlara açlıktan kıvrandıkları bir sırada, dayanma gücü ve mücadele arzusu kazandırmak için İstanbul’un, Yemen’in fethini, Kisra’nın Kayser’in hazinelerini va’d etmiştir. Rüyalarında ashabını tahtlar üzerine kurulmuş olarak deniz seferlerine çıkarken görmüş, hayal edilemeyecek kadar geniş toprakların fethini haber vermiştir. Bunların hepsi inançlı mü’minler tarafından gerçekleştirilmiş, kudretli hasımlar bir bir mağlub edilmiştir. Modern bilimde yüksek hedef belirlemenin ne anlam taşıdığını incelemek ayrı bir konu olsa da biz İmam-ı Rabbani Hazretlerinin ve Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin asırlar öncesinden gelen, peygamberî terbiye metodları olarak tasavvufa işlenmiş sözlerini nakledelim:

Şah-ı Nakşibend Hazretleri buyurur ki:

“Eğer gayretiniz yüksek olsaydı ayağınızı başımın üzerine koyar, geçerdiniz”.[1]

İmam-ı Rabbani Hazretleri ise şöyle buyurur:

“Akıllı kimse hedefini yüksek tutmalıdır. Ötelerin ötesindeki matlubu arzulamalı, oluşan ve kolaylaşan hiçbir şeye ikna olmamalıdır.”[2]

Tasavvuf ehlinin bizzat Cenab-ı Risalet-penah Efendimiz ve güzide arkadaşlarından aldığı yüksek hedefler peşinde olmak gayreti İslam tarihine sayısız kahramanlar, âlimler, düşünürler, erler, neferler, omuzlarında medeniyetler yükselen mutevazı fertler kazandırmıştır. Müjdeli On kişinin hayatına yeniden ve yeniden bakmak, hedeflerini belirlemekte kararsızlık yaşayan, belirsiz-değersiz-geçici hayaller peşinde ömrünü, gençliğini, bilgi ve birikimini ziyan edenlere ufuk kazandıracak yön verecektir.

Kimdir bu on kişi. Raşid Halifeler ile başlar, yani malum olduğu üzere Hz. Ebu Bekir(R.A.),  Hz. Ömer(R.A.),  Hz. Osman (R.A.) ve Hz. Ali (R.A.). Geri kalan altı kişi ise: Hz. Talha Bin Ubeydullah (R.A.), Hz. Zübeyr Bin Avvam (R.A.), Hz. Sa’d Bin Ebi Vakkas (R.A.), Hz. Abdurrahman Bin Avf (R.A.), Hz. Ebu Ubeyde Bin Cerrâh (R.A.), Hz. Saîd Bin Zeyd (R.A.)

Müjdelenmiş on kişinin ilki Hz. Ebu Bekir (R.A)’ e dördüncü bültenimizde yer vermiştik. Bilgilerimizi oradan tazeleyebiliriz. Bir sonraki bölümümüzde ise adalet sahibi Hz. Ömer (R.A) ile devam edeceğiz. Onların hayatı, yolumuzun ve gönlümüzün aydınlığı olsun, bize yön versin.

Serpil Özcan


[1] Salahaddin b. Mübarek el-Buhari, Enisü’t-Talibin ve Übdetü’s-Salikin, s.55

[2] Rabbani, Mektubat, s. 254, 128.mektup