Muhabbetullah

DSC_0866 copy

Muhabbet(sevgi) insan ruhunun yücelik ve güzellik sezdiği bir şeye öyle bir meyil göstermesidir ki, insanı ona yaklaşmak için gerekli sebep ve vesileleri arayıp bulmaya yöneltir. Bundan dolayı sevenin hedefi, sevgilinin rızasına erebilmek ve öfkesinden sakınmak, korunmak olduğundan, sevgi itaat isteğini ve isyan sayılan şeylerden kaçınmayı gerektirir. Herhangi bir kişi, hakiki yüceliğin ve kemalin ancak Allah’a ait olduğunu idrak edip anladığı zaman, onun bütün sevgisi Allah için, Allah yolunda ve Allah’ın rızasını kazanmak uğrunda olur. Allah’ın dini de tevhid ve İslam olduğundan, sevgisi hep bu çerçevede dolaşır durur. Muhabbetullahın hakikatını insanlığa öğreten Allah’ın kelamında ki şu ayet-i kerimedir: “(Resulüm) de ki: Eğer gerçekten Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve merhamet edicidir.”

“De ki: Allah’a ve Peygamber’e itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kafirleri sevmez.” (Al-i İmran suresi 31-32)

Bu ayet-i kerimeye göre her kim Allah’ı sevdiğini iddia eder ve Peygamberinin sünnetine muhalefet ederse davasında yalancıdır.

İmam Kaşani bu konuda şöyle diyor: Peygamber(a.s.)’ı sevmek; ancak O’na tabi olmakla; söz, amel, ahlak, hal, siret, akide ile onun yoluna girmekle olur. Muhabbet davası ancak bunlarla sabit olur. Şüphesiz Peygamberimiz muhabbetin kutbu ve görüntü merkezidir. Peygamberimizin yolu muhabbet yoludur. Peygamberimizin yolundan kimin nasibi yoksa muhabbetten de nasibi yoktur. Kim Peygamberimize hakkıyla tabi olursa o kimsenin batını, sırrı, kalbi ve nefsi Peygamberimizin batınıyla, sırrıyla, kalbiyle ve nefsiyle uyum sağlar. Bu durumda o, muhabbete mazhar olur.

Bu münasebetle Peygamberimize tabi olan kimsenin, tabi olduğu miktarda Allah sevgisinden nasibi vardır. Bundan sonra Allah o kuluna muhabbet eder. Bu muhabbetin nuru da Peygamberimizin ruhundan o mü’minin kalbine sirayet eder. Bu da son derece süratle belki de bir anda tecelli eder.

Muhabbetullah som altından daha aziz, daha kıymetlidir. Allah-ü Teâlâ kullarını muhabbet makamından daha geneline veya daha genişine çağırmıştır ki bu da irade makamıdır: “De ki: Allah’a ve Peygamber’e itaat ediniz!” Yani eğer gerçek muhabbet ehli olamıyorsanız Habibime tabi olmaya güç yetiremiyorsanız, en azından itaatkâr müridler olmanız ve emrolunduğunuz şeyleri yerine getirmeniz lazımdır. Çünkü mürid, murada yani önce Allah’a sonra mürşidine itaat eden, emirlerini yerine getiren demektir.

Sahih-i Buhari’nin rivayetine göre Abdullah bin Hişam bir gün, Peygamberimiz(s.a.) ile beraberdi ve Peygamber Efendimiz Ömer (r.anh)’in elini tutuyordu. Ömer(r.a) dedi ki: “Ya Resulallah, nefsim müstesna olmak üzere sen bana her şeyden daha sevgilisin.” Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizden hiç biriniz ben ona nefsinden daha sevgili olmadıkça iman etmiş olamaz.”

Hz.Ömer (r.a.) dedi ki: “Şimdi vallahi sen bana kendimden daha sevgilisin.” Bunun üzerine Peygamberimiz(s.a.v.): “İşte şimdi imanın kâmil oldu ya Ömer! ” buyurdu.

Yine bu konuda Peygamber(s.a.v) şöyle buyurmuşlardır: “Ümmetimin hepsi cennete gireceklerdir. Ancak imtina edenler müstesna.” Bunun üzerine ashab-ı kiram: “Cennete girmeyi kim istemez ki? ”dediler. Peygamberimiz (s.a.v.): “Bana itaat eden cennete girer. Kim de bana asi olursa o cennete girmeyi istememiştir.” buyurdu.

Sufilerin de muhabbetullah üzerine çok güzel sözleri, tarifleri vardır:

Muhabbet; kalbin Rabb’in muradı olan şeylere muvafakat etmesidir.

Muhabbet; hizmeti yerine getirmekle beraber hürmeti terk ettim endişesi içinde bulunmaktır.

Muhabbet; senden olan çok şeyi (ibadet ve taati) az görüp sevgiliden olan az şeyi (lütuf ve ihsanı ) de çok görmendir.

Hakiki muhabbet; eza ve cefa ile eksilmez, iyilik ve ihsan ile artmaz.

Hüküm ve hududuna (koyduğu sınırlara, yasaklarına) riayet etmeden O’nu sevdiğini iddia eden samimi değildir.

Allah-ü Teala‘yı sevenler dünya ve ahiret şerefi ile gittiler. Çünkü Nebi (s.a.v.) : “Kişi sevdiği ile beraberdir.” buyurmuştur.

Fahrunnisa Nur  

Kaynaklar:
Hak Dini Kur’an Dili
Ruh’ul  Beyan
Kuşeyri Risalesi