Muhabbetten Muhammed (S.A.V) Oldu Hâsıl

IMG_3743 copy

Bismihi Subhan…

Bir kervanla başladı her şey. Meysere biriktirdi, biriktirdi, Hatice’ye döktü eteğindekileri.

O’nu hiç yalan söylerken, içki içerken, birini azarlarken, putlara taparken görmedim. Yemeğini köleleriyle bölüştüğüne, onlara yardım ettiğine şahit oldum.

Gülüşü güneş gibi, uykusu dolunay gibi…

Konuşması su sesi gibi, sessizliği suyun kendi gibi…

Duruşu elif gibi, ileriye bakan gözleri sanki ufkun ötesini görüyor gibi…

…..

Meysere döktü, Hatice topladı, nakış nakış işledi içine bu isim ve ismin sahibinin halleri. Allah, en sevdiğinin refikasını terbiye etti, ona sevmeyi öğretti bu önceden duyduklarıyla. Muhammed (s.a.v), kendine müştak bir hanımefendi ile evlendi.

Muhammed’in (s.a.v) ilk göz ağrısı, çocuklarının anası, yalnızlığının ortağı idi Hatice. Peygamber oluşunun şahidi, davetine ilk tâbî olan, mü’minlerin ilki, mü’minlerin ilk annesi olma şerefiyle taçlanmış, seçilmiş bir hanımdı. Rasulullaha (s.a.v) en çok sevdirilen kadın… Ne mutlu Hatice’yi sevenlere, kendine onu örnek edinenlere.

Rasulullah (s.a.v) Hz. Hatice’yi öyle sevdi ki, Hatice’yi (r.a) görmeyenler bile, ona imrendi. O, Rasulün (s.a.v) “ev” olarak girdiği tek hanenin sultanıydı. O evde Rasulullah (s.a.v) kocaydı, babaydı…

Zaman gelip geçti. Yeni imtihanları, yeni nimetleri getirdi, götürdü. Zaman sandığına Hz. Hatice’nin vefatı, hicret, Hz. Aişe annemizin nikâhı girdi. Allah-u Teâlâ’nın takdiriyle Rasulullah ile Hz. Aişe’nin yolları birleşti. Sevginin en yoğun ve olgun halini bilen Muhammed (s.a.v), Hz. Aişe’de en doğal, en tutkulu halini öğrendi. Hz. Aişe’yi ondan öğrendiği bu yoğun ve tutkulu duygu ile sevdi, kalbini onunkine kör düğümledi.

Allah-u Teâlâ, kendi bileceği bir hikmet ile başka hanımlarla da Rasulullah’ın yolunu birleştirdi. Rasulullah (s.a.v), peygamber olmaktan öte, bir eş olarak her birinden sevginin başka bir halini öğrendi, her öğrendiğini hemen hayata geçirdi. Öyle ki hangi hanımına sorsalar, “en çok beni seviyor” derdi. Her birini kocasının en çok iltifat ettiği habibesiydi. Her biri, içlerinde en çok imtiyaza sahipti. Rasulullah’ın (s.a.v) aile sevgisi öyle derindi ki, her birini “en çok sevilme” makamına erdirmeye yetti

Bir de babaydı O (s.a.v), ne güzel Velî idi. Bilinmez, O’ndan (s.a.v) sonra yeryüzüne gelmiş midir öyle birisi. Kızı içeri girince ayağa kalkıp, evladının alnından öpüp kendi yerine oturtan bir Müslüman.

Kapıdan bir görünüp kıkırdayan sonra birden bire saklanıp kaybolan Hasan ve Hüseyin’i öpmek için minberde hutbesini yarıda bırakıp onlara yönelen bir dedeydi o.

Akrabalarının, dara düştüklerinde akıllarına gelen ismin sahibiydi. Sıla-i rahmin manasını yaşayarak gösterendi.

Peygamberimizin (s.a.v) hayatında muhabbet-sevgi-aşk duyguları her zaman kabul gören, kıymeti bilinen, hayata geçirilen duygulardı. Merhamet duygusu Rasulullah’ı (s.a.v) bu konuda tavsiyelerde bulunmaya zorladı. Zira ehl-i beyt’e hısmolan mü’min olamazdı. Ehl-i beyt kendinden bir parçaydı ve Allah’u Teâlâ onlara beslenecek sû-i zannı bile hoş karşılamazdı. Bu yüzden hem ümmetini onlar hakkında zanda bulunmaktan sakındırdı, hem de onlara duyduğu güçlü sevgi bağları sebebiyle yüreği ferahladı.

Aile, İslam’ın koruma altına aldığı, kutsallığını ayan-beyan anlattığı, İslam toplumunun geleceğini ma’mur edecek olan çekirdektir. Hem maddi sınırlar ve kaidelerle kayıt altına alınmalıdır/alınmıştır, hem de manevî olarak ziyaretleşmeyle, sevdiğini sevdiğine söylemekler, sıla-ı rahimle daima beslenmelidir. Tüm bunlar semavî kurallar ve vaadlerle desteklenmiş, teşvik edilmiş ve pekiştirilmiştir. Peygamber Efendimizin (s.a.v) aile hayatı da buna en güzel örnektir. Onu kendine örnek edenlerle kurtuluş kapısı, Rabbin rahmetine vesiledir. O hallerle hâllenebilmek temennisi ile.

Muhabbetten Muhammed (s.a.v) oldu hâsıl. Muhammed’ siz (s.a.v) muhabbetten ne hâsıl?

…vesselâm…

Melahat Güngör