Modernizmin Etkileri

İçinde bulunulan çağa uygun yaşama anlamına gelen modernizmin bizlerin hayatına olan etkilerinin fazla olduğu hepimizce malumdur. Modernizm aileyi değil bireyi kutsal gördüğünden aile odaklı toplumdan birey odaklı topluma geçiş olarak da tanımlanabilir. Modernizm dünyevileşmeyi, bu ise şükürsüzlüğü, rahata, lükse düşkünlüğü ve bencilliği beraberinde getirir. Bu durumda en çok etkilenen ise aile ve toplum olmaktadır.

Modernizmin aileye olan etkilerini anlayabilmek için öncelikle sözü edilen “modern kadın” kavramından bahsetmek faydalı olacaktır. Zira kadını modern hayata karıştırma ve yeni bir kimlik verme  hedeflenerek kadın üzerinden sürdürülen bir modernlik anlayışı vardır. Çocuklarını  erdemli, ahlaklı yetiştiren annelerin önemi oldukça azalmış, para kazanan anne modeli değerli ve önemli bir noktaya taşınmıştır. Böylelikle annelik ve ev hanımlığı değersizleştirilerek kadınların dişi kimliğiyle ön plana çıkmasına çalışılmaktadır. Bunun en bariz örnekleri ise billboardlar, TV dizi ve reklamlarında yansıtılan kadın profilleridir. Bütün bunlar kadınların zamanla evin içindeki rollerini unutmaya başlayıp kendilerini iş hayatına ve kariyerlerine kaptırmaları sonucunu doğurur. Ev ve çocuk kariyer önündeki  engeller olarak algılanır. “Modern” kadınlar kendilerini eş ya da anne olarak değil mesleğiyle tanımlama arzusuna kapılabilirler. Fıtraten düşünüldüğünde bunun doğal olmayan bir süreç olduğu görülmektedir. Ortam hazırlanmadan, çalışan kadının karşılaşabileceği sorunlara çözümler bulunmadan kadının çalışması durumu en çok kadınları zor durumda bırakır. Çünkü kadın bir yandan ev hanımlığı, eşlik ve annelik yaparken diğer yandan çalışma hayatının sıkıntılarını yaşamak zorunda kalır. “Hayat müşterektir” ifadesiyle eşlerini çalışmaya  teşvik eden beyler evdeki sorumluluklar söz konusu olduğunda bu işleri kadının görevi olarak görüp eşlerine yardımcı olmayabilirler. Hepsini bir arada yapmak, ruh ve beden sağlığı açısından oldukça yıpratıcı olduğundan görevlerin bir bölümünü yapamama durumunda kalan kadının stresi kat kat artar. Bunun da ceremesini ne yazık ki çoğunlukla çocuklar çeker. Annesiyle birlikte yeterli vakit geçiremeyen çocuklar bakıcı ya da büyükanne yanında büyürler. Oysa çocuk için özellikle ilk iki yıl çok önemli olduğundan mümkünse bu zamanı annesiyle geçirmesi gerekmektedir.

Modern ve iyi anne-baba olmanın çocuklara alınan pahalı oyuncaklarla, lüks mekanlarda yedirilen yemeklerle veya giydirilen çeşit çeşit kıyafetlerle eşdeğer olduğu inancı gitgide hakim olmaktadır. Ebeveynler işten yorgun geldikleri için çocuklarına vakit ayıramayabilirler. Sadece erkeğin çalıştığı ailelerde bile baba-çocuk paylaşımının yok denecek kadar az olduğu görülmektedir. Halbuki çocuk için oyuncak ya da kıyafet değil, ailesiyle ne kadar vakit geçirebildiği önemlidir. Hazcı, bireyci ve din ile irtibatı koparılmış “modern” aileler için aynı evin içinde ayrı odalarda yaşanan farklı hayatlar tanımını yapmak yanlış olmaz sanırım. Bu ailelerde izin almak, hesap vermek gibi eylemlere rastlamak oldukça güçtür. Ev içerisinde şekillendirici gücün ebeveynler olması gerekirken, çocuklar evin reisi halindedir. “Herkes bir bireydir ve kendi kararlarını kendi verebilir” inancıyla anne babaların evlatları üzerindeki etkisi bir hayli azalmıştır. Bunda onlar doğar doğmaz alınan lüks oda takımlarının, TV ve bilgisayarların payı oldukça yüksektir. Tüm bunlarla birlikte ortaya, şişen egolar sonucu kendini her şeyi yapabilecek, kimseye danışmadan doğru kararlar verebilecek kuvvette gören, hata yapmaya oldukça müsait gençler çıkmaktadır. Sorumluluk bilinci, paylaşım ve sevgi gibi güzel değerleri barındıran sağlıklı bir aile ortamında yetişemeyen çocuklar da sağlıklı aileler kuramamaktadır.

Aile hayatının aldığı bir diğer darbe ise mahremiyet ve saygınlık konusunda gerçekleşmektedir. Teknolojinin yaygın kullanımıyla birlikte hangi çift hangi mekanda ne yiyor, evlerinde birbirleriyle ne kadar muhabbetliler sosyal medya paylaşımlarıyla çok rahat görülebilmektedir. Birlikte yenen yemekler, karşılıklı alınan hediyeler, beraber geçirilen tatiller, sarmaş dolaş fotoğraflar… Tüm bunları dünya üzerinde yaşayan tanıyan yada tanımayan milyonlarla paylaşmak modernleşme olarak algılanmaktadır. Halbuki eşlerin birbirleriyle yaşadıkları mahremleridir ve onlara özel kalmalıdır. Günümüzde medya yoluyla  kadının evlenmeden çocuk sahibi olabileceği teşvik edilmektedir. Diğer yandan erkek, eşi olmadan taşıyıcı annelik aracılığıyla çocuk sahibi olabilmektedir. Tüm bunlar diziler vasıtasıyla topluma empoze edilmekte, normalleştirilmektedir. Böylelikle aileler çok daha kolay dağılmakta ya da büyük bir olumsuz değişime uğramaktadır. Anne ya da babasız çocukların ve tek kişilik ailelerin oluşturduğu toplumlarda da huzurdan bahsedilememektedir.

Din ve bilimin karşı karşıya getirilmesi ne kadar yanlışsa modern olanla İslami geleneğin karşı karşıya getirilmesi de bir o kadar yanlıştır. İslamın özüne aykırı modernizm talepleri elbette kabul edilemez. Bizlere düşen dinimizin özünden sapmadan, bugünün şartlarına uygun bir dönüşüm gerçekleştirmek olmalıdır.  Modern hayatın isteklerini gelenekselciliğe düşmeden gerçek İslam ölçülerine uygun şekilde değerlendirmek faydalı olacaktır. Modernizmle birlikte geldiği düşünülen kadın hakları, demokrasi, eşitlik gibi kavramlar zaten İslam’ın özünde bulunan değerlerdir. Zira İslam çağlar üstüdür, her zamanda ve çağda var olabilen bir dindir.

Psk. Şerife Zehra Yiğit