Model Ailemiz: İbrahim (a.s) Ve Ailesi

DSC03101

AİLE MODELİMİZ 

Hac çok ince manalarla ve sırlarla dolu bir ibadet. Haccın merkezi, ilâhî bir seyahat ve ziyaret yeri olan Mekke pek çok ibretli ve hikmetli olaylara şahitlik yapmış. Bize düşen her birini büyüteç tutarak incelemek, anlamaya ve dersler çıkarmaya çalışmak; böylece kendi hayatımıza yeni bir anlam, renk ve güzellik katmak.

Mü’min olarak gündemimizde olan Hac ibadeti, bizi anne ve baba olarak rolümüze bakışımızı değiştirecek, bizlere ebeveyn olarak yol gösterip, güç verecek model bir aile ile tanıştırır: Hz. İbrahim (a.s.) , Hz. Hacer ve Hz. İsmail (a.s.).

İbrahim (a.s.)’ı düşünelim: İbrahim (a.s.)’ın uzun zaman çocuğu olmadı. Sonra Hâcer validemizden İsmail (a.s.) dünyaya geldi. Empati kuralım, bir baba yıllar yılı evlât bekliyor. Bir ana-baba evlât bekliyor. Sonra bu evlât büyüyor. Güzel mi, güzel… Terbiyeli mi, terbiyeli… Anlayışlı mı, anlayışlı… Gözünün bebeği… Ve Allah (cc) rüyada İbrahim (a.s.)’a, o evlâdını kurban etmesini emretti.

İbrahim (a.s.) halim selim, duygulu, gözü yaşlı, sevimli, çok hassas bir insan. Evlâdını keseceksin diye emir gelince tereddüt etmiyor, evlâdını kesecek… Evladına asil bir muamele ile dürüstçe diyor ki:

“-Evlâdım, ben rüyamda seni kesme emri, kurban etme emri aldım; düşün bakalım, sen ne dersin bu işe?”

İsmail (a.s.) on-on iki yaşında. 5. veya 6. Sınıfa giden çocuk gibi… Babasına cevap veriyor:

“Ey benim sevgili babacığım! Allah sana neyi emretmişse yap onu! İnşallah babacığım, beni sabredenlerden bulursun!”

Sonra İbrahim (a.s.) bıçağı alıyor, kesmeye teşebbüs ediyor, ama Allah kestirtmiyor. Teslimiyet ve fedakârlıklarının sonucu koç gönderiyor yerine…

Görüldüğü gibi evlatlarımız bizler için imtihandır. Onları yetiştirirken, eğitirken zorlandığımız, tıkandığımız durumlar, kendimizi çaresiz hissettiğimiz anlar olabilir. Bunların üstesinden gelebilmek, imtihanımızı başarıyla geçebilmemiz için Hz. İbrahim (a.s.) gibi ebeveynlik rolümüzün merkezinde kulluk rolümüz olmalı. Bize anne olmak, baba olmak rolü verilmişse, bu rolü hakkıyla yerine getirebilecek güç de, yeterlilik de verilmiştir. Rabbimiz kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez.

Biz ebeveynliğe ciddi bir tevbe ile başlamalıyız. Öncelikle kendimiz varoluşumuzun manasını idrak etmeli, İslam’ı yaşam tarzı olarak benimsemeliyiz. Allah (cc) nasıl bir ebeveyn olursak bizden razı olur? Evladımızla ilişkimiz nasıl olursa güçlü bağlar kurabiliriz? Ona Allah’ın verdiği şerefle orantılı değer verebiliyor, ona asil, sevgi dolu ve dürüst davranabiliyor muyuz? Sorularımıza cevap ararken, öncelikle başvurmamız gereken kaynak “İnsan Kullanım El Kılavuzu” dur. Nihayetinde kendimizi ve en değerli varlığımız evladımızı, insanı yetiştiriyoruz. Biz, Allah (cc)’ın lütfu ile bizim için gönderdiği kitabı ile ne kadar çok halleşirsek, Hz. İbrahim (a.s.) gibi önce iyi bir kul olmaya çalışırsak, Rabbimizin izniyle evladımız da Hz. İsmail (a.s.) gibi bir evlat olacaktır.

İbrahim (as) için aile imtihanı bitmemiştir, Allah’ın emri üzere oğlu Hz. İsmail ile annesi Hz. Hâcer’i Kâbe’nin bulunduğu yere getirip bıraktı. O zamanlar, orada bırakın yerleşim merkezini, su bile yoktu. Yanlarına, içinde su bulunan bir kırba ve hurma bulunan bir torba bırakıp dönen İbrahim (a.s.)’a Hz. Hâcer validemiz sordu: “Ey İbrahim, bizi bu ıssız vadide bırakıp nereye gidiyorsun? Bizi kime terk ediyorsun?” Hz. İbrahim, durdu, geri dönmeden sustu, cevap vermedi.

Hz. Hâcer: “Böyle yapmanı Allah mı emretti?” diye sordu.

Hz. İbrahim “Evet!” deyince Hz. Hacer: “Öyleyse sen git; O bizi zayi etmez. Ben Allah’tan razıyım.” dedi ve çocuğunun yanına döndü. Teslimiyetin, tevekkülün zirvesi…

Hz. Hacer, susuz kalan evladı zayi olmasın diye su aramak için boş bir çölün içinde, iki tepe arasında koşup duran bir anne! Hiç isyan etmeden, endişeye düşüp ümidini yitirmeden, bir Safa’ya, bir Merve’ye ve bir de çocuğunun yanına koşan bir anne! Gayretinin sonucunda Rabbimizin merhameti, ikramı ve ihsanı ile evladı için aradığı verilir, hayat gelir çöle: Su. Hem de suların en güzeli, en kıymetlisi, en hikmetlisi: Zem zem.

Bir ebeveyn evladının dünya ve ahiret saadeti için gayret ederse, Rabbi için yürürse; O koşarak geliyor, onu yardımsız, ihsansız bırakmıyor. Demek ki bize düşen gayret etmek, çabalamak, evladımızın eğitimi için yatırımlar yapmak.

Ebeveyn olarak göstereceğimiz en küçük gayret evladımızın içinde bulunduğu yaşın özellikleri ile ilgili bilgi toplamak. Bu yaşta benim çocuğumun ihtiyacı nedir? Duygusal olarak, zihinsel olarak hangi özelliklere sahiptir? Ondan yaşının üstünde beklentiler içine giriyor muyum? Ona nasıl destek olabilirim? Gibi çocuğumuzu tanımamızı sağlayacak, evladımıza rehberliğimizi kolaylaştıracak kaynakları okumak, eğitimlere katılmak, bir bilene danışmak ebeveynliğin gereklerinden biridir.

Evimiz Hz. İbrahim (a.s.)’ın evi gibi Allah’ın (cc) evine, camilere yakın olsun. Evladımızı Allah’ın evine fiziksel ve zihinsel yakınlığa sahip çevrede büyütelim. Evladımızın içinde bulunduğu çevrenin değerleri,  evde örnek aldığı değerlerle paralel olsun ki eğitimi sağlam olsun.

Ve dua… Kendimiz için, evladımız için, Ümmeti Muhammed’in evlatları için duaya sımsıkı sarılalım. Hz.İbrahim (a.s.)’ın duasına gönülden âmin diyelim:

“Ey Rabbimiz! İkimizi de sana teslim olanlardan kıl; soyumuzdan da sana boyun eğen (Müslüman) bir ümmet meydana getir; bize ibadet yer ve (usul)lerini göster, (kusurlarımızı affedip) tevbemizi kabul buyur. Çünkü sen, tevbeleri çokça kabul eden ve çok merhamet edensin.”  (Âmin)

(Bakara 128.ayet)

Muhlise Umay