Milli Kültür

İLİM VE SANAT DERGİSİ BAŞMAKALELERİ

Milli Kültür
İlim ve Sanat, V, 29 (1991)

Mahmud Esad COŞAN 

Kültür, bir milletin en mühim, en aziz, en yüce varlığıdır; canı ve ruhudur; varlığının devam şartı ve tüm atılımları için ana kaynağıdır. Onun için bu konuya devlet ve milletçe, toplu ve ferdî olarak en büyük ihtimamı göstermemiz, en büyük gayret ve masrafı sarf etmemiz gerekiyor.

Engin tarihimizin şu içinde bulunduğumuz son devresinde, kültür konusunda maalesef çok yanlış ve çok vahim politikalar uygulanmıştır. Binlerce yıllık akışın tersine, benliğimizi inkâr ederek, bizi yücelten son derece değerli unsurları tahrip ve terk ederek, bize düşman ve zıt, yabancı bir kültür, millete zor kullanarak, zorbalık ve zalimlikle, barbarlık ve gaddarlıkla benimsetilmek için çalışılmış, milletin kafası ve kalbi allak bullak edilmiştir. Yurt dışı gezilerimde, araştırma, inceleme ve mukayeselerimde bunun ne kadar zararlı sonuçlar doğurduğunu, çok daha net olarak görmüş bulunuyorum.

Milletçe büyük bir kültür bunalımı içindeyiz. Mazimiz ve eşsiz öz kültürümüz kötülenmiş, terk edilmiş, aradan geçen yıllar sayesinde unutturulmuş, yeni nesillerden gizlenmiş, aşılanmak istenen yabancı kültür ise milli bünye tarafından reddedilmiş, tüm ısrarlara rağmen tam tutturulamamıştır.

Şimdi işi, akl-ı selîme göre, ilme ve irfana göre, milli menfaatlere göre, tarihe ve töreye göre, dikkat ve itina ile aydın ve idealist, edip ve zarif kadrolarca yeniden tanzim ve tesis etme zamanı gelmiştir. Bunu eskiyi serinkanlılıkla, iyi ve kötü taraflarıyla değerlendirebilen, yeniyi de şuurla eleştirebilen, zararlıyı süzebilen, taassuptan, inkılâp yobazlığı zihniyetinden arınmış yeni neslimiz yapmakta ve inşaallah başaracak.

Biz, tanıştığı tüm komşu kültürleri inceleyen, süzen, onlardan iyi unsurları alan, ama İslâmî bir potada başarıyla eritip birleştiren arif ecdadımıza derinden hayranız. Onların münevverleri, son derece mâkul ve mükemmel, edip ve zarif, olgun ve gerçekten güzel bir kültür formasyonuna ulaşabilmişlerdi.

Biz Fatihlerin, Kânûnîlerin, Barbarosların, Süleyman Çelebilerin, Yunus Emrelerin, Fuzulîlerin, Aziz Mahmûd-i Hüdâîlerin, Evliyâ Çelebilerin, Taşköprîzâdelerin, Hezarfenlerin, Itrîlerin, Kâtip Çelebilerin, Hafız Osmanların, Ebussuudların, Kemal Paşazâdelerin, Mimar Sinanların, Davud Ağaların… velilerin, alimlerin, ediplerin, üstatların, büyük dahilerin, eşsiz sanatkârların, şehitlerin, gazilerin, muzaffer komutanların, adil idarecilerin, padişahların, paşaların, vezirlerin, terbiyeli Osmanlı efendilerinin, arif halkların, vefakâr ve fedakâr isimsiz kahramanların yolunda ve yönünde yürüyeceğiz; hüsn-i hatların, şahâne çinilerin, ebruların, tezhiplerin, oymaların, sedeflerin, şaheser şiirlerin, eşsiz İslâmî sanatların, zaferlerin, gazaların, romantik dertlerin, ilahî çilelerin cümbüşü, zengin, rengarenk, nuranî, pırıl pırıl, tertemiz, ışıl ışıl öz kültürümüzü yaşayacak, ihya edecek ve geliştireceğiz.

Bu çok önemli bir görev ve çok büyük bir cihattır. İslâm’a ve müslümanlara hizmeti, kültürel ve sosyal konuları ihmal ederek başarıya ulaştırmak asla mümkün görünmüyor.

Allah muînimiz, tevfîk refîkimiz olsun.