Mesneviden Hikayeler

Aklı Kullanmanın Önemi
İnsan daima gelişime ve değişime açık olmalı, girişimci ve aktif olmalıdır. Durgun su bozulmaya veya kokmaya mahkûmdur. Ama akarsu daima hareket hâlinde olduğu için bozulmaz. Ancak ileriyi görmek, sonucu iyi kestirmek aklın özelliğidir. İnsanın değişim ve gelişim yolunda vizyon sahibi olması akıl yoluyla sağlanır. Bu yüzden Mevlâna; girişimci olmak, gelişime açık olmak, ileriyi görmek ve sonucu iyi kestirmek için insanın kendisine verilen akıl nimetini kullanması üzerinde ısrarla durur:
“Acı veya tatlı; bu gözle görülmez. Basiret ehli, yani olayların iç yüzünü görebilen insan, akıbet penceresinden, sonuç penceresinden bakan insandır.
En sonu gören göz, doğruyu görebilen gözdür. Birazcık sonrayı gören göze görüyor denmez, o göz kördür.
Örneğin nice tatlılar vardır ki şeker gibidir, fakat o şeker içinde zehir gizlidir.
Aklı en üstün, anlayışı en keskin olan, tatlı gibi görünse de acıyı kokusundan anlar.
Aklını kullanmayanlar ise ancak dudağına, dişine değince fark eder.” (Mesnevî, I/2582–2585)
Konuya dair şu hikâye anlatılır: Yaşlı bir adam kuyumcuya giderek; “Altın tartacağım, bana terazini verir misin?” der. Kuyumcu; “Ama bende kalbur yok!” der. Adam: “Alay etme evladım da, teraziyi ver” deyince kuyumcu; “Hem benim süpürgem de yok” der. Adam: “Bak ben senden terazi istiyorum. Anlamazlıktan gelme!” der. Kuyumcu; “Yok, der. Sağır değilim, sözünü duydum, anladım. Ama senin yaşın bir hayli ilerlemiş, elin titriyor. Tartacağın altın da külçe değil; kırık dökük toz. Elin titreyince altın kırıntılarını yere dökeceksin, sonra bana bir süpürge ver de toza, toprağa dökülen altınımı süpüreyim diyeceksin. Altını süpürüp bir yere toplayınca elemek için kalbur isterim diye tutturacaksın. Ben, işin sonunu önceden gördüm, iyisi mi sen bundan vazgeç!” (Mesnevî, III/1624–1633)

PROF. DR. Emine YENİTERZİ