Tefsir Sohbeti-2

KUR’AN ÖĞRENMENİN FAZİLET İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER (1) (*)

Peygamber Efendimiz as. buyuruyor ki:

RE.(**) 438/1 (Men karaael-kur’âne fehafizahû vestazherahû ve ehalle halâlehû ve harrama harâmehû edhalahullàhül-cennete ve şeffeahû fî aşretin min ehli beytihî küllühüm kad istevceben-nâr.)

Bu Tirmizî’de, İbn-i Mâce’de, İbn-i Asâkir’de, İbn-i Adiy’de Hazreti Ali Efendimiz’den ve Hâtib-i Bağdâdî’de de Hazreti Aişe Validemiz’den rivayet edilmiş. Bu hadis-i şerif Kur’an’ı medheden hadislerden, okumak istediğim hadislerden birisi. Mânâ-yı münîfi, meâl-i şerifi şöyle:

(Men karael-kur’âne) “Kim Kur’an-ı Kerim’i okuduysa”, (fehafizahû) “ve onu hıfzettiyse”, yâni ezberlediyse ve yahut ahkâmını bellediyse, (vestazherahû) “onu ortaya koyduysa”… Ortaya koymaktan maksat, uygulamak demek. Zuhûra getirdiyse, yâni uyguladıysa demek ve yahut zahr kelimesinden, insanın sırtı mânâsına, yâni yüklendiyse sırtına, yani bunun ahkâmını kabul edip, sırtına alıp, ben bunları taşıyacağım, dediyse. Uygulamak mânâsına her ikisi de. (Ve ehalle halâlehû) “Kur’an’ın içinde helâl denilen şeyleri helâl bellediyse”(ve harrama harâmehû) haram dediği şeyleri haram bellediyse”; helâllerden nimetlendi, istifade etti ve haramlardan kaçındıysa; (edhalahullàhül-cenneh) “Allah onu cennete dâhil eder, sokar”; böyle Kur’an’a sarıldığı, onu hıfzettiği, uyguladığı için. (Ve şeffeahû fî aşretin min ehli beytihî) “Ailesi etrafından on kişi hakkında ona şefaat selâhiyeti, hakkı verir.” (Küllühüm kad istevceben-nâr) “Hepsi cehennemi hak etmiş olan”, on tane ehl-i beytinden kişiyi cehenneme düşmekten bu Kur’an ehli kurtarır. Cehenneme girecekken Allah-u Teàlâ Hazretleri’ne niyaz edince, ‘Sen ehl-i Kur’ansın’ diye, o cehenneme düşecek olanlar onun şefaatiyle kurtulur.

Şimdi buradan ne anlıyoruz? Hiç olmazsa çocuklarımızdan böyle hıfzı kuvvetli olan, Kur’an öğrenebilecek olan bir tane, iki tanesini din ilmine, Kur’an ilmine ayırmamız lazım! Ben bazı kardeşleri, bazı talebelerimi hatırlıyorum, hoca talebelerimi hatırlıyorum. Çocuklarının hepsini, kız-erkek hafız yaptılar. Ne mutlu onlara!

Diğer bir hadis-i şerif:

170/2 (Elâ men teallemel-kur’âne ve allemehû, alime mâ fîhi feene lehû sâikun ve delîlün illel-cenneh)

Bu da İbn-i Asâkir’in Enes RA’den rivayet etmiş olduğu bir hadis-i şerif:

(Elâ) “Dikkat ediniz, uyanınız ki” (men teallemel-kur’âne) Kim Kur’an-ı Kerim’i teallüm ederse, öğrenirse”(ve allemehû) “ve öğrendiğini başkalarına nakleder, öğretirse”(ve alime mâ fîhî) “ve Kur’an-ı Kerim’in içindeki ahkâmı öğrenir”, dini öğrenirse; (fe ene lehû sâikun ve delîlün ilel-cenneti) “ben onun cennete sevkedicisiyim ve deliliyim”. Yâni, onu, tutacağım elinden, cennete götüreceğim, cennetin yolunda kılavuzluk edeceğim ve cennete ulaştıracağım. Bu da yukarıdaki hadis-i şerifle beraber ehl-i Kur’an’ın cennetlik olacağının gösteren hadis-i şeriflerden.

Diğer bir hadis-i şerifte Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki:

227/6(El-kur’ânu gınen lâ fakre ba’dehû ve lâ gınen dûnehû)Enes ra’ den Hatib-i Bağdâdî, Taberânî ve diğer kaynaklar, İbn-i Abdil-Ber rivayet etmişler.

Peygamber Efendimiz bu hadis-i şerifinde Kur’an-ı Kerim için buyuruyor ki:

(El-kur’ânu gınen) “Kur’an-ı Kerim zenginliktir”,  (Lâ fakra ba’dehû) “O’nu elde ettikten sonra, onun sahibine fakirlik yoktur.” Yâni maddeten, mânen o ağniyâdan, çok zenginlerden olur. (Ve lâ gınen dûnehû) “O olmadığı zaman da, insanın zenginliği yoktur.” Yâni maddî zenginliğin önemi yok. Kur’an’ı bilmiyorsa bir insan o zengin değil demektir, fakir demektir. Demek ki Kur’an-ı Kerim maddeten ve mânen zenginliktir.

Diğer bir hadis-i şerifte:

227/8(El-kur’ânü hüved-devâ’)Ebû Nasr ve Kudâî, Ali (ra ve kerremallàhu vecheh)Efendimiz’den rivayet eylemiş: “Kur’an-ı Kerim devanın ta kendisidir, şifanın ta kendisidir.”

Kur’an-ı Kerim fikrî hastalıklara, îtikàdî hastalıklara, kalbî, mânevî hastalıklara şifâ olduğu gibi, -çünkü ayetleri hakikatleri ispat ediyor, yanlış fikirlere, günahlara sahip olan insanları doğru yola çekiyor- maddeten de şifâdır. Kur’an-ı Kerim sûreleri, ayetleri okunduğu zaman, hasta olan insanların maddî hastalıklarına da şifâdır.

Bunun İslâm tarihinde de ve günümüzde çok misalleri vardır. Sırf Yâsin okunduğu için, kırk bir Yâsin, beşyüz Yâsin okunduğu için yıllardır çoluk çocuğu olmayan zürriyetsiz insanlar, kısır insanlar çoluk çocuk sahibi oluyor. Doktorların ümit kestiği insanlar, ölüme götürücü hastalığa tutulmuş insanlar şifâ buluyor. Kolu bacağı kesilecek insanlar şifâ buluyor. Yâni maddî bakımdan da şifâ olduğu, mânevî bakımdan da Kur’an-ı Kerim’in şifâ ve ilâç ve devâ olduğu ispatlanmış ve denenmiş, görülmüş bir husus.

Diğer bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

227/9 (El-kur’ânu şâfiun müşeffaun ve mâhilun musaddakun men cealehû emâmehû kàdehû ilel-cenneh ve men cealehû halfe zahrihî sâkahû ilen-nâr)Taberânî, Hulvânî, İbn-i Mes’ud RA’dan; İbn-i Hibban ve diğer kaynaklarda Câbir RA’den rivayet etmişler:

(El-kur’ânu şâfiun) “Kur’an-ı Kerim şefaatçidir.” Ama nasıl şefaatçi? (şâfiun müşeffaun) “Şefaati kabul olunan.” Şefaat ettiği zaman şefaatine itibar edilen, şefaati kabul buyrulan bir şefaatçidir. Kur’an-ı Kerim şefaat edecek. (Ve mâhilun musaddakun) “Ve söylediği sözler tasdik edilen, sözü muteber bir varlıktır.” (Men cealehû emâmehû) “Kim Kur’an-ı Kerim’i önüne alırsa”, yâni kendisine rehber edinirse, Kur’an’in Kerim’in ardından giderse; (kàdehû ilel-cenneh) “Kur’an-ı Kerim onu peşinden sürükler”, kılavuzluk eder, cennete götürür. (Ve men cealehû halfe zahrihî) “Kim onu sırtının arkasına koyarsa, arka tarafına atarsa”, yâni Kur’an’a sırt çevirirse, yâni Kur’an-ı Kerim’i öğrenmezse, dinlemezse, anlamazsa, Kur’an üzerinde çalışmazsa; o zaman, (sâkahû ilen-nâr) “Kur’an-ı Kerim onu cehenneme iter”, cehenneme sevkeder. Kur’an-ı Kerim’e sırt döndüğü için, cehenneme düşer.

Diğer bir hadis-i şerifte Peygamber sas Efendimiz Ebû Hüreyre ra’ den Ebû Nuaym El-İsfahânî’nin rivayet ettiğine göre Kur’an-ı Kerim’i şöyle metheylemiş:

453/2(Ni’meş-şefîül-kur’ânu lisàhibihî yevmel-kıyâmeh, yekùlu: Yâ rabbi ekrimhü! Feyülbesü tâcül-kerâmeh, sümme yekùlü: Yâ rabbi zidhu! Feyüksâ kisvetel-kerâmeh, sümme yekûlü: Yâ rabbi zidhu irda anhu! Feleyse ba’de rıdallàhi şey’)

Güzel, memnun olacağınız bir müjde var burada. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

(Ni’meş-şefî’, el-kur’ânu lisàhibihî) “Kur’an, ehline, Kur’an’a sahip olan insana kıyamet gününde ne kadar güzel bir şefaatçidir.” Ne kadar uygun bir şefaatçidir, ne güzel bir şefaatçidir Kur’an-ı Kerim. Nasıl şefaat edeceğini bildiriyor: Kur’an-ı Kerim, kendisine sahip olan, ehl-i Kur’an olan, kendisini öğrenmiş olan, ezberlemiş olan ehl-i Kur’an’dan olan sahibini, arkadaşını Allah’ın huzuruna çekerken, (yâ rabbi ekrimhu) “Bu kuluna ikram eyle yâ Rabbi! der.” (Feyülbesü tâcül-kerâmeh) “Bunun üzerine Allah-u Teàlâ Hazretleri o Kur’an ehli olan zâta, o insana, o kişiye, âdemoğluna, Kur’an’ın şefaati üzerine başına kerâmet tâcı giydirir.” (Sümme yekùlü yâ rabbi zidhu) Sonra Kur’an-ı Kerim Allah-u Teàlâ Hazretleri’ne yalvarmaya, niyaz etmeye devam eder: “Yâ Rabbi, daha çok mükâfat ver!” Mükâfatını daha da artır yâ Rabbi! İkram yönünden, mükâfatça onu daha da ziyâde eyle yâ Rabbi! diye tekrar ricâ eder. (Feyüksâ kisvetel-kerâmeh) “Ve bu zâtın eynine, sırtına kerâmet elbibesi giydirilir.” Başına kerâmet tâcı takılır. Eynine, sırtına da keramet hırkası, elbisesi giydirilir. (Sümme yekûlü yâ rabbi zidhu) Sonra Kur’an-ı Kerim gene durmaz, gene şefaat etmeye, niyaz etmeye devam eder, der ki: “Yâ Rabbi arttır ikramını bu kuluna, arttır yâ Rabbi!” (İrda anhu) “Razı ol bu kulundan yâ Rabbi der.” (Feleyse ba’de rıdallàhi şey’un) diyor Peygamber Efendimiz sonunda. Yâni “Allah o kulundan râzı olur. Allah’ın râzı olmasının ötesinde de daha mükâfat olmaz.” Allah kulundan razı oldu mu, ne mutlu o kula. Çünkü en yüksek mükâfatı almış olur.

İşte ne kadar güzel şefaatçidir Kur’an-ı Kerim! O halde Kur’an-ı Kerim’e sımsıkı sarılalım. İşte orda kütüphanemizin rafında duruyor. Öpüp başımıza koyalım ve Kur’an-ı Kerim’e çok çalışalım!

 

*Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan, AKRA FM, Tefsir Sobeti, 1998
** Ramuz el-Hadis, A.Ziyauddin Gümüşhanevi