Mâna Âleminde Aff-I Umûmî Mevsimi[1]

Yeniden “üç aylar” denilen manevî hayır ve bereket, feyiz ve fazilet mevsiminin eşiğindeyiz. Kulu arınmaya, durulmaya, dünyanın amel defterlerimize yüklediği ağırlıklardan, günahlardan sıyrılıp tövbeye, diz çökmeye, ahirete yönelmeye davet eden bir iklimin arefesinde… Âriflerin, âlimlerin yıllık muhasebe mevsimi olarak niteledikleri zamanlarda…

8 Mart’ta başlayıp Ramazan Bayramı ile nihayete eren ve içerisinde inanan, kıymetini bilen kullar için sayısız ikramlar gizlenmiş olan bu mevsimi baş tacımız, göz nûrumuz, gönül sürûrumuz Peygamber Efendimiz şöyle takdim etmiştir:

“Recep Allah’ın, Şaban benim, Ramazan ümmetimin ayıdır.”

Abdülkadir Geylani Hz. Gunyetü’t-tâlibin eserinde şöyle yorumluyor üç ayları:

“Recep tövbe, Şaban muhabbet, Ramazan Allah’a kurbiyet ve vuslat ayıdır.”

“Recep günahı, zulmü, cevri terk etme, Şaban sâlih amel isteyip vefa gösterme, Ramazan ise sıdk u sefaya erme ayıdır.”

“Recep’te şevkle girişilen tövbe ve hasenat kabûle mazhar olur, Şaban’da işlenmiş eski seyyiat afv ü mağfiret kılınır, Ramazan’da ise kula ilâhî ihsan ve ikramlar bahşedilir.”

Anlıyoruz ki üç aylar cehaletle, gafletle geçen ömürlere Rabbimiz tarafından verilen bir fırsat zamanı. Bir dahaki tövbe mevsimine erişmeye garantimiz yok. Ömür yolculuğunun sonu, insana yanında götürdüğü amellerden başka hiçbir şeyin faydasının olmayacağı ahirete çıkıyor.

Demek ki Recep ayı, günahkâr, âsi, mücrim, gâfil kulların eğriyi bırakıp doğruya, bâtılı bırakıp Hakk’a, kötüyü bırakıp iyiye yönelme yani tevbe-i nasuh eylemesi, yaratılış gayesini tefekkür edip görevini idrak etmesi, sorumluluğunu hissetmesi, Aziz ve Celil olan Allah’a mahbub ve makbul kul olma niyetini yeniden gözden geçirmesi için mükemmel bir fırsat zamanı.

Şaban, rehberimiz, önderimiz, güzel ahlak numunesi Peygamberimize has, halis ümmet olmaya yönelip,  tembellik ve gafleti kovmanın, gayrete gelmenin, Hakk’a dönmenin, Onun engin rahmetine talip olup yolunda kaim, zikrinde daim olmanın tam zamanı.

Tövbe ile güzel ahlak ile güzel amel, ibadet ve taat ile geçirilen zamanların akabinde gelen Ramazan ise içinde affı umumi vadedilmiş. Bin aydan daha hayırlı geceler barındıran hasat mevsimi…

Amel-i salihaya, hayr u hasenata kat kat, bol bol mükâfat verilecek olan bu aylarda, vadedilen mükâfat ve rahmete, feyiz ve berekete nail olabilmek için gayrete gelmemiz, harekete geçmemiz lazım.

Rasulullah Efendimiz ve onun yolundan yürüyen, gönüllerindeki irfan meş’alesiyle yolumuzu aydınlatan ârifler bize neler tavsiye etmişler kulak verelim:

İnsanoğlunun her şeyden önce ilk ve en mühim görevi, O’nu bilmek, O’nu bulmak. O’nu tanımak, O’nu sevmek, O’na itaat etmek, nimetlerine şükretmek. Sayısız ihsan ve ikramlarına hamd etmek.

Allah (cc) her türlü hatayı, kusuru, kabahati affediyor da kendisini bulmamayı, bilmemeyi, tanımamayı yanlış, eksik, yamuk tanımayı asla kabul etmiyor. Kâfir ve müşriklerin ibadetini “hebaen mensura” diye niteliyor. Geçersiz ve merdût olduğunu belirtiyor.

İnananlar da ibadetlerini fâsit, bâtıl duruma düşüren kötü ahlak vasıflarını bilmeli, var ise onlardan kurtulmaya çalışmalıdır.

Yapılmış ibadetlerin, kazanılan sevapların, başka kötü huylar tarafından silinme tehlikesine işaret eden sayısız âyet-i kerime ve hadis-i şerif vardır:

“Haset, bütün hasenatı, ateşin odunu yakıp kül ettiği gibi yer bitirir.”

“Nice namaz kılan insan vardır ki o namaz onu sadece Allah’tan uzaklaştırmaya yarar.” (Hac, 22/78)

Demek ki ibadet ve taatlerimizin ne sebeplerle kabul olmayacağını mutlaka ve muhakkak öğrenmeli, ihlas ve içtenlikle tevbe-i nasuh ile tevbe etmeli, riyadan şiddetle kaçınmalı, ihlaslı, takvalı olmalı, kalbimizi, niyetimizi temiz ve halis kılmalı, ahlakımızı düzeltmeli, kötü huylardan arınmalı, güzel huyları iktisab etmeliyiz. Ahvalimizi ıslaha girişip yönümüzü hak yola çevirmeli, Allah’a yönelmeli, takvaya sımsıkı sarılmalı, ibadet ve taatimizi arttırmalı, nefsi terbiye için çokça oruç tutmalı, Kur’ân-ı Kerîm’i anlayarak okuyup hayru hasenatı arttırmalı, muhtaçları sevindirmeli, çokça sadaka vermeli, gönüller kazanmalı.

Efendimiz bu aylarda çok nafile oruç tutar, ibadet ve taate rağbetini arttırır, geceleri çokça ibadet ederdi. Haram ve günahların her çeşidinden şiddetle sakınır, insanları hayra ve hakka teşvik eder, emr-i maruf, nehyi münker yapardı.

Onda bizim için güzel örnekler vardır.

Ruh terbiyesi, kalp terbiyesi, ahlak terbiyesi olmadan iyi Müslümanlık yapılamaz. Yapılan ibadetlerin makbul olması sağlanamaz. Allah’ın rızası ve sevgisi kazanılamaz.

“…Siz azık biriktirin. Kendini günahlardan korumak en iyi azıktır.”[2] buyuruyor Rabbimiz. Ahiret yolunun en hayırlı, en tatlı azığı, kıyamet gününün en geçer akçesi, en kârlı metaı takvadır. Zira takva, kulu Allah’ın hışmına, gazabına uğramaktan korur. Haramdan, günahtan, hüsrandan, su-i hatimeden, kötü akıbetten, cehenneme düşmekten, cenneti elden kaçırmaktan korur. Takva, her türlü manevî zarar ve uhrevî tehlikeden kurtuluş ve korunma şuurudur.

Takva yolu, Allah’ın emir ve yasaklarını, Rasulullah’ın sünnet-i seniyyesini, İslam dininin ahkâmını, erkânını, adabını tanıma, bilme, öğrenme, anlama, uygulamaya dayanır.

Üç aylar ruh, kalp ve ahlak eğitimi için çok müsait, çok münasip, çok mübarek mevsimdir. Allah cümlemizi bu muhteşem mevsimin feyiz ve bereketinden istifade edenlerden eylesin. Âmin.

[1] Bu yazı Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendinin İslam Dergisi Başmakaleleri (İstanbul 2014), Kadın ve Aile Dergisi Başmakaleleri (İstanbul 2016) isimli kitaplarından istifade edilerek hazırlanmıştır.

[2] Bakara, 2/197.