Lohusayı Anlamak

jhb

Her anne için en unutulmaz özel günleridir lohusalık. 9 ay süren zorlu bir süreç yaşamıştır. Gebeliğin son aylarında artık yorulmuş, doğum yapıp rahatlamayı hayal etmektedir. Doğum sonrasında doğumla ilgili hatıralar eklenmekte, bebekle ilgili sorumluluklar da lohusayı yormaktadır. Sonuçta doğum ve lohusalığın ilk haftası hem anne hem bebek sağlığında kritik bir süreçtir.

Peki, bir birey olarak biz neler yapabiliriz? Etrafımızda bu kadar gebe, potansiyel olarak da lohusa varken hekim olarak ne yapabiliriz?

Doğum yapan hemen hemen herkesin başına gelen şeyleri özetleyim. Gebelik süresince herkes gebeye doğumuyla ilgili, genelde kötü olan, hatıralarını anlatır. Doktor araştırılır, hastane araştırılır. Yoğun bakım ünitesi var mı? Doktor sezaryenci mi? Hastane fazladan para alır mı? Vs… Tabii ki bunlar önemli. Ancak bu güzel gebe doğuma, bebeğine ve lohusalığa hazır mı, kimse ilgilenmez. Eğitim yapan kurumlar var, ama kimsenin eğitime ayıracak zamanı da, parası da yoktur. Nasılsa bebek içeride kalmayacak, bir şekilde çıkacak. Gebenin de doktorunun da ne hissettiği kimsenin umurunda değildir. Doğum yaptığında annesi mi, kayınvalidesi mi bakacak onun kavgası vardır. ‘İnsanlar ne der’ davası güdülmektedir.

Peki, doğum ve lohusalık neden kişinin geleceği için önemlidir?

İnsan zihni basitçe bilinç ve bilinçaltı olarak çalışmaktadır. Normalde olayları, sözleri, davranışları bilinçli aklımızla izler, yorumlar ve bilinçaltımızda uzun dönem hafızamıza kodlarız. Doğum süresince ve sonrasında ilk günlerde bilincimiz zayıflar, her bilgiyi yalan yanlış demeden,  değerlendirmeden bilinçaltımıza atarız. İleriki yıllarda da hafızadaki bu bilgiler bizim duygularımızı ve davranışlarımızı yönlendirir.

Anlaşılması için yakında gördüğüm bir örneği vereyim. 2 yıl önce sezaryenle doğum yapmış bir anne doğum sonrasında başlayan gastrointestinal sistemle ilgili şikâyetlerini ve uykusuzluğunu anlattı. Bayanın doğum sonrası eşi işe gitmek zorunda kalıyor ve şehir dışına çıkıyor. Annesi de bekârken vefat etmiş. Kayınvalidesini annesinin yerine koymuş, seviyor. Hastanede arkadaşı ile kayınvalidesi yanında ve onunla ilgileniyor, ancak tartışıyorlar. Ameliyatın 1. günü ve doğal olarak gaz sancısı var. Sonrasında kayınvalidesine kırılıyor. İçinde kalan üzüntü ve kırgınlığı kayıt sistemine “gaz sancısı” ile beraber yazılıyor. Bayana bunu fark ettirdik. Duygularını tanıyıp boşalttı, kayınvalidesini ve arkadaşını affetti. Aynı gecenin sabahında ilk defa bu kadar derin uyuduğunu ve karın ağrılarının azaldığını ifade etti. Bu kadar basit bir olayın kendine verdiği zarara şaşırdı.

Etrafımızda o kadar çok hikâye var ki…

Peki, bu kadar sözden sonra keyifli bir lohusalık geçirmek isteyen kardeşlerimiz neler yapabilir?

1.Gebelik süresince duygularını bastırmamalı, negatif düşünce ve duygularını doktoruyla veya kendine destek olacak güvenilir bir yakını veya varsa doulasıyla (doğum koçu) paylaşmalı.

2.Gebelere destek olacak bir yakınını gebeyle birlikte eğitebiliriz. Doğum sürecinde gebenin yanında refakat edecek kişinin seçimi ve eğitilmesi işleri kolaylaştıracaktır. ABD’de bu işler için doula adı verilen yetişmiş elemanlar bulunmakta, sonuçta doğum daha kolay olmaktır. Ülkemizde artan sezaryenlerin önemli bir sebebi de doğum korkusudur. Her ailede uygun doulalar yetiştirebiliriz. Doğum anında yapılan duaların kabul olduğunu biliyoruz. Bu kişiler imkânları dâhilinde hem para kazanabilirler, hem de dua alırlar.

3.Lohusa ile konuşma ve ziyaret adabını, önemini basın yayın organlarında ve sivil toplum kuruluşlarında yaygın bir şekilde işleyebiliriz.

—Lohusa ziyaretinde fiziksel temas kurulmalı. Mesela eli tutulabilir, başı okşanabilir.

—Ses tonumuzu ayarlayarak, tatlı tatlı konuşmalıyız. Doğum süresince yaşadığı hiçbir şeyin boşuna olmadığını, ne kadar zor şeyler yaşamışsa da mutlu olmayı tercih etmesinin daha iyi olacağını telkin etmeliyiz. Bebeğini kaybettiyse bu yönde telkinler verilmeli,  iyi örnekler verilmeli, peygamberimizin hayatından örnekler verebiliriz.

—Suçlayıcı ifadeler kullanmamalı ve geçmiş yaşananlara “keşke” demenin şeytandan olduğunu hatırlatmalıyız. Aslında başımıza gelen her şey Allah’ın izniyle olmuştur ve Allah’tandır, insanlar sadece sebeptir. Bize kötülük yaptığını düşündüğümüz kişiye bile dua etmeliyiz.

—Kendimizin veya başkalarının yaşadığı kötü örnekler anlatılmamalıdır. Özellikle  “ben günlerce ağrı çektim”, “kolayına geldi sezaryen oldun”  gibi ifadeleri lohusalara kullanmasanız iyi olur. Ömür boyu bu sözü unutmaz, içten içe size kızarlar ve beddua ederler. Kınadığı şey başına gelmedikçe insan ölmez biliyorsunuz.

—Gebelik süresince zihni “ille de normal doğum yapacağım” diye de kısıtlamayın. İşi doğal sürecine bırakın. Kendi haline bırakılırsa insanların %80 i normal doğum yaparlar. Gerektiğinde sezaryen hayat kurtarıcı bir müdahaledir. Önemli olan mutlu bir lohusa olmaktır. Sezaryen olmak zorunda kalıp kabullenemeyen bayanlarda ileride ilginç hastalıklar çıkmaktadır. İmmunolojik hastalıkların çoğunda anlaşılamayan sebepler bulunur. Sezaryeni kabullenemeyen bir hastamda romatizma başlamıştı. Takıntı şeklindeki basit, gereksiz üzüntüler vücutta hastalık başlatabilir.

—Doğum sonrasında bebekle ilgilenilmekte, anne ikinci plana atılmaktadır. Lohusaya kendine iyi bak denmelidir. Kendini iyi hissetmeyen annenin bebeğine ne kadar faydası olacaktır? Annedeki gerginlik duygu olarak bebeğe geçmekte, uykusuz ağlayan bir bebekle uğraşmak lohusayı daha da yormaktadır. Lohusanın az da olsa derin, kaliteli uyku uyuması gerekmektedir. Belki bu konuda anne sütünün sağılıp, anne uyurken bebeğe yardım eden bir yakını tarafından verilmesi uygun olabilir.

—Bebek eğer küveze girdiyse lohusanın üzüntüsünü azaltmaya çalışmalıyız. Olumlu cümleler kullanmalı, kaygılarımızı lohusayla paylaşmamalıyız.

Aslında bu konuyu incelediğimizde o kadar çok hikâyeler bulabiliriz ki inanamazsınız. Bence her annenin bir hikâyesi vardır.

Mutlu anneler, mutlu bebekler, mutlu doktorlar ancak mutlu, sağlıklı ve huzurlu bir toplum oluşturabilirler.

Saliha EROĞLU
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı