Kuvvetli Olmak

Hak yolda bulunmak, haklı olmak güzel şeydir; fakat yeterli değil; zillete düşmemek, ezilmemek, gadre uğramamak, alnı açık ve başı dik yaşamak, mutluluğa ermek için aynı zamanda güçlü ve kuvvetli de olmak zorundayız. Bunu, tarihten ve günümüzde cereyan eden olaylardan çok iyi anlamış bulunuyoruz. Saf ve masum Müslümanlar dünyanın birçok yerinde, emperyalist düşmanların pençesinde bu yüzden ızdırap çekmektedir. “Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi” acı gerçeğini her yerde müşahede ediyoruz.

Hâlbuki Kur’an-ı Kerîm’in ayetleri bizi, birlik ve beraberliğe, kardeşliğe, iş birliğine, yardımlaşmaya, birbirimizi koruyup kollamaya sevk eder ve bilhassa, düşmanlara karşı elden geldiğince fazla miktarda kuvvet ve silah hazırlamaya teşvik eyler. Nitekim Müslümanların en önde gelen vazifelerinden biri de, maddi-manevi her çeşit düşmana ve şerre karşı cihat etmektir. Hakkın emrinde ve hizmetinde kuvvete; başta insan gücü olmak üzere her çeşit tesirli alet ve vasıtaya ihtiyaç vardır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem onun için buyuruyor ki:

“Her ikisinde de hayır olmakla beraber kavî Müslüman zayıf Müslümandan hem daha hayırlı, hem de Allahu Teâlâ yanında daha sevgilidir.”[1]

O halde mutlaka her yönden güçlü ve kuvvetli olmalıyız. Şüphe yok ki aslında güç ve kuvvet Allah’ındır; O’na dayanan bir imanla bağlanmalı, yardımı O’ndan dilemeli, O’nun sevdiği kul olmaya itina göstermeliyiz. İki cihanda aziz ve galip, muzaffer ve muvaffak olmanın manevi sırrı budur.

Kuvvetin en sağlam temeli, en güçlü kaynağı, en mükemmel araç ve aleti ise ilimdir; çünkü her müşkül onunla çözülür, her derde deva, her hastalığa şifa ondadır. İlme yönelmek ve en büyük yatırımları ilim sahasında yapmak akl-ı selimin ve modern asrın gereğidir. Maddi ve manevi, teknik ve kültürel, her sahadaki başarı ilim sayesindedir; her çeşit savaşta ilim yardımıyla zafere ulaşılabilir. Ahiret saadeti bile ilimle kazanılır. Onun için biz Müslümanlara cahil kalmak hiç yakışmaz ve bize cahillik yaramaz. Dünyayı istediğimiz zaman da ilme yapışmalıyız. Genel bir kaide olarak dinimizde ilim öğrenmek, vakti, amele, ibadete sarf etmekten daha faziletlidir.

TÜBİTAK Bilim Kurulu Başkanı bir konuşmasında; 1980 yılında dünyadaki bilimsellik sıralamasında 41. sıralarda olan ülkemizin, bu günlerde 46’ya düşmüş ve gerilemiş olduğunu ifade etmiştir. İlmin çok büyük önem kazandığı ve teknolojinin baş döndüren bir hızla geliştiği çağımızda, bu sahada geri kalmaya razı olmak; intihar demektir. Bunun maddi zararı ve manevi vebali hepimizi mahveder.

Bu sebepten, genç, dinamik ve idealist okuyucularımızın, zihni ilme yatkın ve maddi-manevi her durumu âlim olmaya elverişli Müslüman kardeşlerimizin derhal tedbir almalarını, ilme olağanüstü önem vermelerini, meslek seçiminde ilmî kariyeri tercih etmelerini ve ilim sahasındaki beynelmilel savaşı kazanmak için var güçleriyle çalışmalarını hararetle tavsiye ve temenni ederim. İlgili herkesi bu kutlu görevin başına davet ederim.

Refah ve felahımız için buna mecburuz; bu bizim şu anda en önemli vazifemiz olarak görünüyor.

Prof. Dr. M. Es’ad Coşan(Rha)’ın 1986 tarihli İlim ve Sanat Dergisi, II, 8 başmakalesidir.

Dipnotlar

[1] Müslim, “Kader”, 34; Nesâî, VI, 159, hadis no: 10457; İbni Mâce, “İftitâh”, 10, hadis no: 79; “Zühd”, 14, hadis no: 4168; Ahmed b. Hanbel, II, 370, hadis no: 8777; İbni Hibbân, XIII, 28, hadis no: 5721, 5722, XIII, 29; Ebû Ya’lâ, el-Müsned, XI, 24, hadis no: 6251; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, X, 89, hadis no: 19960.