Kutlu Doğum

SON RASUL HZ. MUHAMMED (SAV)

Bütün alemleri yoktan var eden, varlığından bizleri haberdar eden , bizleri her türlü nimetlerle donatan Cenabı Allah’a hamd, şairin ‘’ Hak yarattı alemi aşkına Muhammedin ‘’diye andığı o güzeller güzeline salatü selam olsun.

Allah-u Teala onu özel olarak seçmiş, insanlığa kıyamete kadar rehberlik yapacak bir vasıfta ve ahlakta yaratmıştır. O sadece bir dönemin, bir milletin veya bir bölgenin değil bütün insanlığında rehberidir.

Mesajı cihanşümul olduğu gibi rehberliği de evrenseldir. Kur’an-ı Kerim ‘’Sizin için Allah Resulünde güzel bir örnek vardır’’ ( Ahzab suresi 21) buyurarak insanlığı O’nun Ahlakı ile ahlaklanmaya, O’na uymaya davet ediyor. Hazreti Mevlana’nın ifadesiyle kalemler onu anlatmakta aciz kalmıştır. O her vasfında zirve idi. Tarihte hiçbir insana nasip olmayacak şekilde hayatı bizlere en sağlam ve ilmi delillerle ulaşmıştır.

Peygamberimizin doğumu, çocukluğu, gençliği, peygamberliğinden örnek yaşantısı, Mekke ve Medine dönemi hakkında en ince ayrıntılara kadar bilgiye sahibiz. Hatta bazı batılı araştırmacılar: “Şüphesiz ki Hz. Muhammed’in hayatı güneş aydınlığı gibi aydınlık olan tek peygamberdir” diyerek, O’nun hayatının belirginliğine dikkat çekmişlerdir.

Bu belirginlik diğer peygamberlerde yoktur. Hazreti Peygamberin hayatının dönüm
noktalarını çok kısa bir şekilde özetleyecek olursak: Peygamberimizin doğduğu 6.asır dünyanın ufkunun kalın siyah bulutlarla kaplandığı dönemdir. Bu devirde, insanlığın en çok muhtaç olduğu huzur, sükûn, asayiş ve emniyet sanki yer yüzünden kalkmış gibiydi. Dünyanın birçok köşesi kanlı boğuşmalara sahne olmaktaydı.

Avrupa ve Asya kıtası saltanat davaları yüzünden siyasi kargaşalıklar içindeydi. Bu dönemde Araplar putlara tapıyorlardı. Putperestlik o kadar yayılmıştı ki herkesin ayrı ayrı putu vardı. Birde çok az sayıda puta tapmayan Hz. İbrahim’in tebliğ ettiği tek Allah’a inanan Hanifler vardı. Hz. Muhammed (s.a.v) meşhur fil vakasından elli elli beş gün sonra Mekke’de 20 Nisan 571 (12 rebiyülevvel) pazartesi günü seher vaktinde doğmuştur. Babası Abdullah doğumundan kısa süre önce vefat ettiği için yetim olarak dünyaya gelmiştir. H.z Muhammed (s.a.v) Mekke’de yerleşik bulunan Kureyş kabilesinin en köklü ailesine mensuptu. Onun soyu Hz. İbrahim’e kadar uzanır. Hz. Muhammed’in (s.a.v) babası Abdullah Haşim oğullarından annesi Amine ise Zühre oğullarındandı. Hz. Amine peygamberimizi birkaç gün emzirdikten sonra Sa’d kabilesinden sütannesi olacak Halime’ye teslim etti.
Hz. Muhammed (s.a.v) sütannesi Halime’nin yanında beş yaşına kadar kaldı. Daha sonra annesine teslim edildi.

Peygamberimiz annesi ve yardımcıları Ümmi Eymen’le beraber Medine’de bulunan akrabalarını ziyaret gitti. Burada bir müddet kaldıktan sonra Mekke’ye dönmek üzere yola çıktılar. Medine’nin yakınında bulunan Ebva Köyü’ne geldiklerinde Amine hatun hastalandı. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) bu duruma çok üzüldü. Bunu hisseden AMİNE oğlunun saf ve masun yüzüne bakarak şu şiiri okudu;

“Her yeni eskiyecek ve her şey fena bulacaktır,
Ben de öleceğim fakat gam yemem temiz bir çocuk doğurdum
Dünyaya bir büyük hayır bırakıyorum.”

Bu sözlerden sonra Amine sonsuzluk alemine göçtü. Ümmü Eymen peygamberimizi alarak Mekke’ye döndü. Bundan sonra Hz. Muhammed’i (s.a.v) sekiz yaşına kadar dedesi Abdulmuttalip onun vefatı üzerine ise amcası Ebu Talip’in yanında kaldı.

Hz. Muhammed (s.a.v) yirmi beş yaşında, Hüveylid kızı Hz. Hatice ile evlenmiştir. Yüksek ahlaki meziyetlere sahip bu iki insanın kurduğu mesut yuvada Kasım ve Abdullah adında iki erkek Zeynep, Rukiye, Ümmügülsüm ve Fatımatüz Zehra adında dört kız olmak üzere altı çocuk dünyaya gelmiştir. Peygamberimizin (sav) ilk çocuğu Kasım olduğu için künyesi Ebü’l Kasım (Kasım’ın babası) olmuştur. Ayrıca peygamberimizin (sav) Maria’dan İbrahim adında bir çocuğu doğmuştur. Çocuklarından sadece Hz. Fatma Peygamberimizin vefatından sonra yaşamış, diğer bütün çocukları ise O hayatta iken vefat etmişlerdir.

Hz. Muhammed (s.a.v) kırk yaşına yaklaştığında kendisinde insanların arasından uzaklaşıp inziva, tefekkür yapma arzusu uyandı. Bir müddet, Hira-nur dağındaki mağarada kalmaya başladı. Miladi 610 yılının ramazan ayında hira mağrasında iken cebrail (a.s) kendisine gelerek alak süresi ilk beş ayetini okudu ve böylece ilk vahiy gelmiş oldu. Aynı zamanda peygamberlik görevi de başlamış oldu. ‘’(Önce) en yakın akrabanı uyar. Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir. Şayet sana karşı gelirlerse deki; Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım’’ (eş-Şuara 214/216) ve ‘’Sana emirolanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir.’’ (el-Hicr 94) ayetleri gereği, insanları Hak Din’e davet etmeye başladı.

Ona ilk inanan kişi sadık eşi Hz. Hatice olmuştur. Daha sonra azaltlı kölesi Zeyd, amcası Ebu Talib’in oğlu Ali, Mekke’nin en itibarlı ve şerefli kişilerinden Ebu Bekir, Affan oğlu Osman, Avf oğlu Abdurrahman, Talha , Eb Vakkas oğlu Sa’d, Avvan oğlu Zübeyr ilk müslüman olma şerefine erenler arasındadır.

Hz. Peygamber sav vahiyi tebliğ çalışmalarına giriştikten sonra Mekke’nin dini, siyasi ve ekonomik statükosu sarsılmaya başlamıştı. Onun faliyetleri müşrikler tarafından şiddetli bir tepki ile karşılaştı. İnananlara çok çeşitli işkenceler yapıldı. Peygamberimiz(sav)in hayatına da el uzatır hale gelmişlerdi. Bunun üzerine efendimiz peygamberliğinin beşinci yılında bir kısım müslümanların Habeşistan’a hicret etmelerine izin verdi. Hz. Muhammed (s.a.v) Mekkeli müşriklerin bütün engellemelerine, zülm ve işkencelerine rağmen İslamı tebliğ etmeye devam etmişti. Hac için çevre kabilelerden ve yerleşim bölgelerinden gelen insanlara İslamı anlatmaya çalışmıştı.

Hicret izninin çıkması üzerine miladi 622 yılında tehlikeli bir yolculuktan sonra Hz. Ebu Bekir ile birlikte onu hasretle bekleyen erkek, kadın ve çocukların “taleal bedru aleyna” nameleri arasında medineye girmiştir.

Hz. peygamber on yıl süren medine döneminde Kuranın her inen ayetini insanlara tebliğ etmiş, onu bizzat yaşamış, vahiy katiplerine yazdırmış ve insanların gönüllerine bir daha silinmeyecek şekilde yerleştirmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v) 63 yaşında,8 haziran 632 pazartesi günü medinede vefat etmiş ve rahmet-i rahmana ulaştığı odasında toprağa verilmiştir. Hz.Peygamber, geride Allah’ın kıyamete kadar muhafaza etmeye söz verdiği Kuranı Kerimi ve Onun eğitimden geçen sahabileri tarafından bize kadar ulaşan sünneti seniyesini bırakmıştır. Ölümünden sonra henüz bir asır geçmeden onun getirdiği ilahi mesajın etkisi ile dünyanın en görkemli medeniyet sayfaları açılmış, büyük devletler kurulmuştur. Allah onun yolunda gitmeyi, onun tebliği ettiği Kuran’ı anlamayı ve şefaatine ermeyi nasip eylesin.

Aysel İLHAN