Kurban İbadeti

Eki 17, 2011 by

Kurbanın Tarifi

Kurban, “yaklaşmak, yakın olmak” mânalarına gelen Arapça kurb kelimesinden gelir.

Kurbiyet, Allahu Teâlâ hazretlerine, O’nun ibadet ve taatine ve neticesinde Hakk’ın tevfîkine ve inayetine yakın olmak demektir.

Yakınlık karşılıklıdır. Kul Rabbine yakın olduğu gibi Rabbi de kuluna yakın olur. Kendisine bir karış yaklaşan kuluna Allahu Teâlâ bir kulaç yaklaşır. O, kuluna şah damarından daha yakındır.

Rabbi ile kulu arasındaki yakınlık zaman ve mesafe itibariyle değildir. O kuluna muhabbeti ile, rızası ile, yardımı ve lütfu ile yakındır. Kul ise Rabbine farz ve nafile ibadetlerle ve en önemlisi de bu ibadetleri îfâ ederkenki edebiyle yaklaşabilir.

Aziz Muhmûd-ı Hüdâyî hazretleri der ki;

Dilersen olasın makbûl-i Hazret
Müeddeb ol bulasın tâ ki kurbet.

Kurban, Allahu Teâlâ hazretlerine yakınlık elde etmek niyetiyle ve ibadet maksadıyla belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun olarak kesmektir. Bu amaçla kesilen hayvana kurban veya udhiye bilvesile idrak ve ihya edilen, kutlanan bayrama da kurban bayramı –ıydü’l-adhâ- denilir.

İslâmî literatürde ibadet amacıyla kesilen hayvana udhiye denilirken, eti için kesilen hayvana zebîha denilir. Udhiye adlandırması, hayvanın kurban bayramında kuşluk vakti (duhâ) kesilmekte oluşu ile açıklanır. İbadet anlamında Kur’an’da geçen nesike, nüsük ve mensek kelimeleri de özelde kurbanı ifade eder.

Hac ve umrede kesilen kurbanlar ise genel olarak “sevkedilip götürülen, sunulan şey” mânasında hedy veya kesilen hayvanın büyük baş ya da küçük baş oluşuna göre bedene ve dem şeklinde özel isimler alır.

Doğan çocuk için kesilen kurbana da yeni doğan çocuğun başındaki saçın adından hareketle akîka denilmiştir.

Türkçe’de ise kurban kelimesi yalın olarak kullanıldığında kurban bayramında ibadet amacıyla kesilen hayvanı ve bu kesim işlemini ifade ederken diğerleri türüne göre “adak kurbanı, kefaret kurbanı” gibi özel adlarla isimlendirilir.

Esasen Türkçe’de kurban kelimesinin kullanımı seslenme ifadesinden tutun da sevgi ve şefkatle yaklaşım ifadesine kadar geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Kurban kesmek özel kullanımı kadar kurban etmek, kurban olmak, kurban gitmek, kurban vermek deyimleri de dilimize yerleşerek dinin ve dilin bir milletin kültüründe nasıl yoğrulup mezcedilebildiğine güzel bir misal teşkil etmiştir.

Zilhicce Ayı, Hac ve Kurban Bayramı

Hicrî takvimin son ayı olan Zilhicce’nin 10, 11, 12 ve 13. günleri kurban bayramı günleridir.

Biz müslümanlar için Zilhicce de Ramazan gibi çok müstesna bir aydır. Her şeyden önce bu güzel ay, İslâm’ın beş temelinden birini teşkil eden o muazzam ve muhteşem hac farizasının îfâ edildiği aydır. Helal para ile ve usulüne uygun olarak yapılmış bir haccın mükâfâtı ise ancak ve ancak cennetir.

Zilhicce ayının bayrama kadarki on günü feyizli, kıymetli, sevaplı ve mübarek günlerdir. Mümkün oldukça oruçla, zikirle ve ibadetle geçirilmelidir. Kurban bayramının arefesi olan gün ise “üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün”dür. Allahu Teâlâ hazretleri, bu mukaddes günde nice âsî ve mücrim kulunu lütfuyla af ve mağfiret ederek rahmetine erdirir, rızasına nail eder ve cehennemden âzâd eder.

Hadîs-i şerîfte buyurulur ki: “Bir kimse arefe günü oruç tutarsa Allah onun iki senesinin günahlarını mağfiret eder: Bir önündeki senesi, bir de geride bıraktığı sene…”

Maddî durumu müsait hâli vakti yerinde olan müslümanların bayram günü kurban kesmesi vaciptir. Kurban için harcanan para Allah indinde çok sevgilidir. Hz. Ali Efendimiz’in Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulur: “Kim ki gönül hoşluğu ile ve sevabını Allah’dan umarak kurbanını keserse, o kurban onun için cehenneme perde ve mâni olur.” Bu, her türlü zahmet ve sıkıntıya katlanmaya değer bir sonuçtur ve ne büyük bir müjdedir.

Kimler Kurban Keser? Şartları Nelerdir?

Kurban kesmek akıllı, büluğ çağına ermiş, dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve mukim bir müslümanın yerine getirmesi gereken mâlî bir ibadettir.

Temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka yirmi miskal (80.18 gr.) altın veya bunun değerinde para veya eşyaya sahip olan kişi dînen zengindir; dolayısıyla Allahu Teâlâ’nın kendisine bahşetmiş olduğu nimetlere şükran ifadesi ve Allah yolunda fedâkârlığın nişânesi olarak kurban kesmelidir.

Kurban, bayram gününün fecri doğduktan itibaren içüncü gün akşamına kadardır. Bu müddet içinde kurbanın kesilmesi şarttır.

Dînen zengin olan karı kocadan her birinin ayrı ayrı kurban kesmesi gerekir.

Kurban; koyun, keçi, sığır, manda ve deveden oluşur. Bunların dışındaki hayvanlar kurban olarak kesilemezler. Hayvanın sağlıklı, âzâları tam ve besili olması hem ibadetin hem kişilerin sıhhati açısından önemlidir.

Kurban edilecek hayvana acı çektirilmemeli, eziyet edilmemelidir. Hayvanlar ehil kişiler tarafından kesilmeli ve kesim işlemi süratli bir şekilde yerine getirilmelidir.

Kurban sahibi kurban etinden yiyebilir. Yenecek ve dağıtılacak miktar konusunda kesin bir ölçü olmamakla beraber genel dinî teamül kurban etinin üç eşit parçaya bölünüp bir parçasının kurban sahibi ve bakmakla yükümlü olduğu kimseler tarafından tüketilmesi, diğer bir parçasının zengin dahi olsalar eş, dost ve akrabaya hediye edilmesi, üçüncü parçasının da kurban kesemeyen fakir kimselere dağıtılması şeklindedir.

Kurbanda Ortaklık

Kurbana her ortağın ibadet niyeti ile iştiraki şarttır. Niyet yönleri değişik olsa dahi sahih olur. Meselâ; her ortak, vacip kurbanı kesmek niyetini taşımak sahih olduğu gibi, bir kısmı nafile kurban, kefaret kurbanı, ceza kurbanı, Hacc-ı Kıran ve Hacc-ı Temettû kurbanı, çocuk için kesilen akîka kurbanı gibi değişik niyetlerle iştirak etse yine sahihtir. Fakat ortaklardan biri et yemek niyeti ile iştirak etse kurban sahih olmaz.

Tasavvuf ve Kurban

Tasavvufta, dış âlemdeki hayvanı kurban etmek, kulun iç âlemdeki hayvânî yönlerini Allah rızası için kurban etmesi mânâsına gelir.

En büyük kurban, kulun nefsini feda etmesidir. Kurbanlık koç nefsin simgesidir. Diğer varlıkların Hakk’a ermelerine aracı olması ve “emaneti” yüklenmesi itibariyle insana –kurban-ı ekrem denilmiştir.

Fuzûlî der ki;

Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem iyd için
Dem-be-dem sâat-be-sâat ben senin kurbânınım.

Mü’min kul, kurban kesmekle Allah’ın emrine boyun eğdiğini ve kulluk şuuruna sahip olduğunu ispat etmiş olur. Zaten Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmuştur: “O (kurban)ların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat sizden O’na (yalnız) takvânız (saygı ve itaatiniz) ulaşır. Size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı tekbir edesiniz (büyüklüğünü anasınız) diye onları sizin fayda ve hizmetinize verdi.” (22/Hac, 37).

Kurban, Allah’a yaklaştıran bir vesiledir. Ancak bu eylemin içinin takvâ ile doldurulması gerekir. Eğer bu hareket takvâdan uzak olursa artık bu kurban sevabı olmayan bir gelenek haline dönüşür.

Kurbanın akıtılan kandan ve dağıtılan etten ibaret olduğu zannedilir. İnsanlar için durum böyle olabilir. Oysa Allahu Teâlâ hazretleri kurbanın ne etine ne de kanına bakar, O’nun için önemli olan hayvanın sırf kendi rızası için kesilmesidir. Kurban edilen hayvan Allah rızası için kesilmiyorsa o kurbanın hiçbir değeri yoktur. Cenâb-ı Hakk’ın değer verdiği, karşılığında mükâfât yazdığı şey insanın ihlası, iyi niyeti ve samimiyetidir.

Kurban Allahu Teâlâ’ya verdiği nimetlerden dolayı şükür anlamı da taşır. Mü’minler her kurban kesiminde, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail’in Allahu Teâlâ’nın emrine mutlak itaat ve tam teslimiyet gösterdikleri o kadîm ve şerefli hatırayı anarlar ve kendilerinin de benzer bir durumda aynı şekilde itaate hazır olduklarını göstermiş olurlar.

Bayram ve Kurban

İslâm dini, müslümanlara bir yılda iki bayram getirmiştir. Yalnızca şahsî neşelerle yetinmeyen imanlı gönüller için hem toplumsal saadet hem âhiret sevincine vesile olan bayramlarda, huzur ve sürûru bir arada yaşatan tatlı bir vazifedir. Ramazan bayramında fıtır sadakası, kurban bayramında kurban kesmek hâli müsait olanlar için vaciptir.

Her günkü bir günden farkı olmayan sıradan fânî günleri bayram yapan sır elbette iman ve ibadet lezzetidir.

Fakirlikleri yüzünden kurban kesemeyen mü’minler için de Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kurban kesmiştir. Cabir radıyallahu anh’den rivayet olunmuştur ki; Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem çok güzel iki büyük koç alıp birisini kendisi için, ötekini de kelime-i şehadet gölgesinde gölgelenen tüm ümmüt-i Muhammed için kurban olarak kesmişlerdir.

Böyle muhterem, merhametli, mübarek bir Peygamber’e bizi ümmet yapan Allahu Teâlâ’ya sonsuz hamd ü senâlar olsun. Allah celle celâlüh bizi doğru ve âhirette onun yolu ve izinden ayırmasın; şefaatine nail ederek ve kendi rızasına erdirerek cennetine ilk girenler arasında bulunmayı nasip eylesin!

İşte hakiki bayram bu saadete nail olma bahtiyarlığıdır…
Kaynak: http://www.mecfoundation.org.au/TR/49C791AD-E7C5-4C4F-9B5A-8404F3012462.aspx

Related Posts

Tags

Share This