Kur’an’ın Kendisi İle İlgili Ayetler-2

“(Allah, bu) Kitab’ı sana, hak (ve hakikatin) ta kendisi ile (dolu ve) kendinden evvelkileri(n asıllarını) tasdik edici olarak indirdi. Bundan önce, insanları doğru yola götürmek için Tevrat’ı ve İncil’i indirmişti ve nihayet Furkân’ı (hak ile batılı ayırt eden Kur’an’ı) da indirdi. Allah’ın âyetlerini inkâr eden/tanımayanlar var ya, onlar için kesinlikle şiddetli bir azap vardır. Allah mutlak galip ve amansız cezalandırıcı/(mazlumların) intikamını alıcıdır.”

Âl-i İmran Sûresi, 3-4

Yüce Rabbimiz, Âl-i İmran Suresi’nin üçüncü ayet-i kerimesinde Kur’an’ı iki vasıfla anlatmıştır. Birincisi Kur’an’ın hak ile indirilmiş olmasıdır. Hak ile indirilmek, apaçık ve nihai bir delille indirilmiş olmak manasına gelir. Kur’an’ın getirdiği delillere karşı delil getirmek imkânsızdır. Ayrıca Kur’an, geçmiş ümmetlere dair ihtiva ettiği haberler konusunda sadık ve doğrudur. Kur’an’da bulunan vaad ve vaîdler (=tehditler), muhatabını inanç ve ameller hususunda hak yolda olmaya yöneltir, batıla sapmaktan men eder. Kur’an, hak ile batılı birbirinden ayıran bir “kavl-i fasl” (ayırt edici söz) olmak bakımından haktır. Kur’an, muhtevasındaki bütünlük açısından haktır; “…Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (gönderilmiş) olsaydı, elbette içinde birçok çelişki bulurlardı.” [1] ayet-i kerimesinden de anlaşıldığı gibi, içinde herhangi bir çelişki bulunmaz. Bazı âlimler de Kur’an’ın hak ile indirilmesini, Kur’an’ın insana bildirdiği, Allah’ın kulu üzerindeki hakları ve kulun mahlûkata karşı muamelesi ile ilişkilendirerek hak-hukuk bağlamında da anlamlandırmıştır.

Ayet-i kerimede belirtilen, Kur’an-ı Kerim’in ikinci vasfı ise, kendinden önce indirilen kitapları tasdik edici olmasıdır. Allah Teâlâ, bu ifade ile Kur’an’ın sıhhatine işaret etmiştir. Çünkü Kur’an, eğer Allah’tan başkası tarafından oluşturulmuş/ uydurulmuş bir kitap olsaydı, daha önce Allah’ın indirdiği kitaplara muvafık olması mümkün olmazdı. Oysa ümmî olan, yani hiçbir âlimden ders almamış, okuyup yazmamış olan Peygamber as geçmiş milletlere dair haberleri, önceki kitaplara muvafık olarak anlatıyordu. Bu durum da Efendimiz as’ın bu haberleri Allah’tan vahiy yoluyla aldığına delilidir. Yüce Rabbimiz, elçisine “De ki: ‘Allah dileseydi (Kur’an’ı bana indirmez, ben de) onu size okumazdım ve (Allah) onu size bildirmezdi. (Bilin ki) ben, bundan önce aranızda (okuma yazma bilmeden) bir ömür sürdüm. (Böyle bir şey yapamayacağımı) hiç düşünmüyor musunuz?’” [2] buyurarak bu duruma işaret etmiştir. Kur’an’ın sıhhati için, önceki kitapların delil gösterilmesi ise, muhataplarının o kitaplara aşina olmasındandır. “Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) iman edin.’ denildiği zaman: ‘Biz (yalnız) bize indirilen (Tevrat’)a inanırız.’ derler ve ondan başkasını da inkâr ederler. Hâlbuki o (Kur’an), beraberlerinde olan (Tevrat’ın aslın)ı tasdik eden bir gerçektir…” [3] ayeti bu aşinalığı bildirir.

Bu vasıfla anlatılmak istenen bir diğer husus da, Allah Teâlâ’nın bütün peygamberleri aynı amaç doğrultusunda gönderdiğidir. Bu amaç, kulların, Allah’ın bir olan zatını tanımaya, O’na iman etmeye, yeryüzünde adaletli davranmaya davet edilmesidir. Kıyamete kadar hükmü sürecek olan Kur’an-ı Kerim de aynı amaçla indirilmiştir ve kendinden önceki kitapların tahrif olmamış halini doğrular mahiyettedir.

Burada akıllara şöyle bir soru gelebilir: Kur’an, indirilmeye başladığı andan itibaren, daha önceki kitapların hükmü kalmamıştır. Öyle ise Kur’an, hükmü kaldırılan, neshetmiş olduğu bir kitabı nasıl tasdik eder? Bu sorunun cevabı, önceki kitaplarda verilmiştir. Çünkü o kitaplarda, Efendimiz as’ın geleceğinin haberi/ müjdesi vardır. Dolayısıyla o kitaplar Kur’an’ı, Kur’an da onları tasdik etmiş olur. Anlaşıldığı üzere bütün kitapların mahiyeti özde aynıdır, farklı olanlar uygulama ile ilgili bazı konulardır. “Ey iman edenler! Allah’a, Resûlü’ne, indirdiği Kitab (Kur’an)’a ve daha önce indirdiği kitap(ların asılların)a (gereği gibi sebatla) iman edin…”[4] ayetinde de bu durumu anlıyoruz.

 

“..Bundan önce, insanları doğru yola götürmek için Tevrat’ı ve İncil’i indirmişti..” Bu ifade ile Tevrat ve İncil’in takva sahipleri için hidayet kaynağı olduğunu anlamamız mümkündür. Ancak yukarda da belirtildiği gibi, Kur’an indirildikten sonra, tek hidayet rehberi Kur’an’dır. Artık hükmü geçerli olan tek kitap vardır. O da Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an devrinde, Tevrat ve İncil’e inanmak, aslında Tevrat ve İncil’e de aykırı davranmak demektir.

 

“…ve nihayet Furkân’ı da indirdi.” Furkan, Kur’an-ı Kerim’in isimlerinden biridir, Hakkı batıldan ayıran anlamını taşır. Allah Teâlâ Kur’an ile hakkı batıldan, hayrı şerden ayırmış; hak ile batılı ayırt etme hususunda Kur’an’ı mihenk taşı kılmıştır. Hakkın ve batılın yollarını, kanunlarını tayin etmiş, alamet ve işaretlerini göstermiştir. Her birinin hükmünü ve sonucunu bildirmiştir. Kur’an’ı rehber edinen insan da, Kur’an’ın nuru ile aydınlanacağı için, hakkı ve batılı ayırt etme meziyetine sahip olacaktır. Fahreddin Razi, tefsirinde burada geçen “Furkan” kelimesinin, kitaplar indirilirken, muhatapların iman etmesini sağlamak için gösterilen mucizeler anlamında olabileceğini bildirmiştir.

 

Yüce Rabbimiz, ilk insanı yarattığı günden itibaren, kullarına hakkı ve batılı göstermiş, hak yolda yürümeleri için rehberler göndermiştir. Bütün bunlara rağmen Allah’ın ayetlerini inkâr eden/tanımayanlar varsa, onlar için de kesinlikle şiddetli bir azap vardır. Allah mutlak galip ve amansız cezalandırıcı/(mazlumların) intikamını alıcıdır.

Zeynep Yaren Çelikbilek
YARARLANILAN KAYNAKLAR
Fahreddin Razi, Mefatihu’l-Ğayb
Kurtubi, el-Camiu’l-Ahkami’l-Kur’an
Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili
Hasan Tahsin Feyizli, Feyzu’l-Furkan Açıklamalı Kur’an-ı Kerim Meali
[1]Nisa Sûresi, 82
[2] Yunus Sûresi, 16
[3] Bakara Sûresi, 91
[4] Nisa Sûresi, 136