Kur’an’ın Kendisi İle İlgili Ayetler-1

Kullarına merhamet ederek Kitap gönderen Allah’ın adı ile…

Kur’an’ın mahiyeti ile ilgili bilgileri, yine Kur’an’ın kendisinde bulmamız mümkündür. Rabbimizin kullarına gönderdiği bir mektup olan Kur’an-ı Kerim, insana bu dünyada doğru, güzel bir hayat sürmenin yolunu gösterir. Ancak şeytanın hilelerine ve insanoğlunun zayıf karakterine karşı, muhatabının her türlü şüphesini ortadan kaldırmak, en mükemmel biçimde istifade etmesini sağlamak için, Rabbimiz, Kur’an’da bizzat Kur’an’ın kendisi hakkında da bilgi vermektedir.

Bu durum, Allah-u Teâlâ’nın kullarına ne kadar değer verdiğinin bir delilidir. Kulların aklına ve gönlüne aynı anda hitap edilmiştir. Çünkü insan, öncelikle kılavuzuna güvenmek ister; kendisine çok basit konularda dahi yol gösteren kimse ve işaretlerin güvenilirliğini sorgular. Öyle ise bütün hayatını kapsayan inancı hakkında yol gösteren kitabı da kaynağının güvenilirliği açısından sorgulayacaktır. Elbette Efendimiz as, el-Emin vasfıyla vahiy konusunda tam güven vermekte ve şüpheleri bertaraf etmektedir. Bir de Kur’an’ın kendi kendini anlattığı ayet-i kerimeleri duyunca/okuyunca akl-ı selim sahibi hiçbir insanda, zerre miktar dahi şüphe barınamaz. Hâlâ şüphe duyanların ise aklî melekeleri ve fıtratları bozulmuştur.

Bu yazı dizisinde ilgili ayet-i kerimeleri ve tefsirlerini paylaşacağız inşallah.

“Bu, (öyle bir) kitaptır ki onda (ve onun İlâhî kelâm olduğunda) hiç şüphe yoktur. O, muttakîlere (Allah’ın emirlerine uygun yaşamak/aykırı davranmaktan sakınmak isteyenlere) doğru yolu gösteren (öğreten)dir.” (Bakara Suresi, 2)

Kitap kelimesi, burada özel anlamıyla kullanılmıştır, Kur’an demektir. Kur’an’ın o güne kadar indirilen bölümü anlaşılabileceği gibi, tamamını da anlamak doğrudur. Ayetin indiği dönemde Kur’an henüz somut bir kitap olarak düzenlenmemişti. Ancak vahiy katipleri her gelen vahyi yazıyor ve muhafaza ediyordu. Ayrıca her ne kadar, ortada iki kapak arasında, bildiğimiz manada bir kitap bulunmasa da, indirilen vahiy bir bütün olarak idrak ediliyordu. Sureler ve ayet sıraları belli idi.

Allah-u Teâlâ, Efendimiz as’a, nübüvveti tebliğ ettiği ilk zamanlarda “Doğrusu biz senin üzerine (sorumluluğu) ağır bir söz (olan Kur’an’ı) vahyedip bırakacağız” (Müzzemmil S. 5) buyurarak, Kur’an-ı Kerim’i indirmeyi vadetmişti. İşte o vaad yerine getirilmekte ve Kur’an nazil olmaktadır. Allah kelamı olan Kur’an, ifadelerindeki ahenk ve bütünlük, gösterdiği deliller, verdiği bilgiler ile muhataplarını acziyet içinde bırakmaktadır. Bu acziyet ile kul-Yaratıcı ilişkisini hissedenler İslam ile şereflenmiş; kul olmayı gururuna yediremeyenler ise -ki gurur şeytanî bir duygudur- bu Kitap’a karşılık bir şey yapamadıkları için, sadece Allah’a ve müminlere düşmanlık etmekle kalmışlardır.

Bu düşmanlık çerçevesinde, Kur’an’a karşı insanların teveccühünü azaltmak ve belki daha da önemlisi, kendi iç dünyalarında, inanmamak için mazeret üretme çabasıyla, Kur’an’ın vahiy olmadığını iddia edenler, bu iddialarını hiçbir zaman ispatlayamamışlardır. Bu acziyet on dört asır önce, vahiy devam ederken yaşandığı gibi, günümüzde de devam etmektedir. Ve her ispat çabası da, aslında Kur’an’ın benzersizliğine bir işaret olmuştur.

Ayet-i kerimede “şüphe” olarak tercüme edilen “raybe” kelimesi, aslında şüpheden bir adım ötesi olan su-i zannı da kapsar. Buna mukabil, inkâr edenler şöyle diyebilir: Ben Kur’an’dan şüphe duyuyorum, o halde Kur’an’ın bu sözü doğru değildir. Bu batıl kıyasa verilecek en güzel cevap şudur: İçtiği ilacın ya da yaşadığı bir olayın etkisiyle halüsinasyon gören birinin, ben bunları görüyorum, o halde bunlar gerçektir demesi, nasıl kabul edilemez ise; Kur’an’ın Allah kelamı olmasından şüphe duymak da aynı şekilde kabul edilemez. Zira şüphe duyanlar, şeytanın hilelerinin ve nefsani zevklerinin etkisindedir. Ne zaman ki bunlardan kurtulurlar, o gün Kur’an’ın Allah kelamı olduğunu ayan beyan görür ve iman ederler.

Nitekim “Eğer kulumuz (Muhammed’)e indirdiğimiz (Kur’ân-ı Kerîm’)den şüphe ediyorsanız, (haydi!) siz de (aynı nitelikte) onun benzeri bir sûre getirin; eğer (“bu beşer sözüdür” diye iddianızda) samimi iseniz, Allah’tan başka bütün yardımcılarınızı da çağırın.” (Bakara S. 23) ayeti ile de şüphelerinde ısrar edenlere karşı, Kur’an her dönemde meydan okumaktadır.

İncelediğimiz ayetin ikinci cümlesinde, “O, muttakîlere doğru yolu gösteren (öğreten)dir (hidayetin ta kendisidir).” buyurularak Kur’an’ın kimler için yol gösterici, hidayet olduğu beyan edilmiştir.

Hidayet iki türlüdür:

Birisi delalet (=yol göstericilik) şeklindeki hidayettir. Bu peygamberlerin ve onlara tabi olanların yapabilecekleri bir şeydir. “…her toplumun da bir yol göstericisi (davet edeni) vardır.” (Rad S. 7); “…Şüphesiz ki sen de, elbette doğru yolu gösteriyor (rehber oluyor)sun.” (Şûrâ S. 52) ayetlerinde geçen, hidayetin bu şeklidir. Burada sözü geçen hidayetin anlamı göstermek, davet etmek, dikkat çekip uyarmaktır. Bu anlamda Kur’an tüm insanlık için yol göstericidir.

Diğer bir hidayet şekli ise te’yid ve tevfik (desteklemek ve başarma) anlamına gelen ve yalnız yüce Allah’a has olan hidayettir. “(Resûlüm!) Şüphesiz sen, sevdiğini doğru yola eriştiremezsin. Fakat Allah dilediğini (iyi niyet ve amellerine göre) doğru yola eriştirir…” (Kasas S. 56) ayetinde geçen hidayet de bu şekildedir. Buna göre hidayet kalpte imanı yaratmak anlamına gelir. Bu anlamda ise Kur’an-ı Kerim, sadece takva sahipleri için hidayet kaynağıdır. Burada sözü edilen hidayet, arzulanan hedefe bizzat götüren rehberlik demektir. Yaratılmış olduğunu ve bu alemin tek bir sahibi olduğunu idrak eden insan, Rabbine yönelip “Bizi doğru yola ilet. (Bize hidayet eyle)” (Fatiha S. 6) diye niyaz ettiğinde; hidayetin ta kendisi olan Kur’an, ona rehberlik edecektir.

Kur’an’ın rehberliğinden tam olarak istifade edebilmek için takva sahibi olmak, Allah’ın emirlerine uygun yaşamak ve yasaklarından kaçınmak; kendini Kur’an’a teslim etmek gereklidir. Kur’an’a teslim olabilmek için, yaşayan Kur’an olan Rasulullah as’a teslim olmak gerekir. Diğer taraftan bu bir döngüdür. Yani insan Kur’an’a teslim oldukça takva sahibi olur, takva sahibi oldukça Kur’an’ı daha iyi idrak eder.

Kur’an-ı Kerim, bütün insanlık için hidayet kaynağı ise, neden burada muttakiler anılmıştır? Çünkü muttakiler için maksat hasıl olmuştur. Rabbimiz de muttakileri anarak hem onları onurlandırmış hem de maksada ermenin şartını bildirmiştir. Muttaki olmayanlar ise gerçek yol göstericinin çağrısına karşılık vermemiş ve şeytanın dostları olarak sapkın yollarda yürümeyi tercih etmişler, Kur’an’ın bizzat hidayet olmasını reddetmişlerdir.

Kitabı, muttakilere rehber kılan Allah’a hamdolsun.

Zeynep Yaren Çelikbilek

YARARLANILAN KAYNAKLAR
Fahreddin Razi, Mefatihu’l-Ğayb
Kurtubi, el-Camiu’l-Ahkami’l-Kur’an
İbn Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri
Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili
Hasan Tahsin Feyizli, Feyzu’l-Furkan Açıklamalı Kur’an-ı Kerim Meali