Kur’an’dan Öğüt Alıyor Muyuz?

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…

 “Yine de sen (Kur’an ile) öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.”[1]

Kur’an, insana en kıymetli öğütleri veren yüce kitabımızdır. Ne var ki öğüdün fayda vermesi için muhatabının takınacağı tavır önemlidir. Mümince bir tavır sergilendiğinde, öğütten istifade edilebilir. Aksi takdirde, öğüde karşı kör ve sağır kalındığında, fayda ummak beyhude bir durumdur. Öyleyse mümince bir tavır nasıl olmalıdır? Her gün onlarca kez okuduğumuz bir ayet-i kerime üzerinden, öğüt alma çalışması yapalım.

 (Ey Rabbimiz!) Yalnız sana (ibadet ve itaatle) kulluk eder ve (her hal ve ihtiyacımızda) senden medet umar/yardım dileriz.[2] Rabbimiz sensin, yaratan ve yaşatanımız, nimetlerle donatanımız sensin. Hayatımızın her anında, yalnız sana itaat ederiz. Her emrini baş tacı eder; yasakladıklarından, aslandan kaçar gibi kaçarız. Emir ve yasaklarının ne olduğunu öğrenmek, anlamak için Kur’an’a yönelip, Kur’an’ı idrak etmek ilk vazifemizdir. Senin emrine muhalif olan hiçbir otoriteyi kabul etmeyiz. Emrine muhalefet edenleri fark edip, reddetmek için, yine Kur’an’dır mihenk taşımız.  Ey Rabbimiz, tek sığınağımız senin rahmetindir. Çünkü biliriz ki Allah müminlerin dostu ve yardımcısıdır, bir yardımcı olarak da Allah yeter.[3] Başka yardımcılar bulmak için, fâni olana minnet etmeyiz. Yardım vaadleri ile başka otoritelere aldanmaz, yolumuzdan sapmayız.

Yardımı nasıl isteyeceğimizi de Rabbimiz öğretiyor yüce kitabında. (Ey Müslümanlar!) Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım isteyin. Şüphesiz bu (şekilde yardım istemek Allah’a) gönülden saygı duyanlardan başkasına zor ve ağır gelir.[4] Dünyada bin bir güçlükle karşılaşırız. Ama biliriz ki kullarının her halini gören ve gözeten bir Rabbimiz var. İşte bu bilginin davranışa dönüşmüş halidir, sabır. Biz dünyanın meşakkatine sabrederiz. Salih ameller ortaya koymak için çalışır, çalışmanın zorluklarına sabrederiz. Haramlara yaklaşmamak için nefsimize hâkim olur, sabrederiz… Sabrederek bekleriz, her hayrı, en değerli dostumuzun yardımını.  Namaz kılarız; namazla arınırız dünyanın kirinden. Namazı gözler dururuz, yeniden yeniden. Sabır irademizin güç kaynağıdır, namaz. Yaratıcımıza yönelişimiz, yeniden dirilişimiz… Ve gözümüzün nuru namazla celbederiz ilahi yardımı.

Allah’a kulluğun gerektirdiği eylemler nelerdir? Yüce kitabımıza yöneldiğimizde, bir ayet seslenir bize: Allah’a kulluk edin, hiçbir şeyi (yücelterek ilâhlaştırıp veya tapınak haline getirip) O’na ortak koşmayın. (Sonra sırasınca) ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolda/sokakta kalmışa ve ellerinizin altında bulunan (hizmetkâr)lara iyilik edin. Allah, kendini beğenenleri ve böbürlenenleri sevmez.[5] Allah’a kul olmaktır tek gayemiz. Allah’a kul olmanın gereği de güzel bir ahlaka sahip olmaktır, Efendimiz (sav) gibi. Allah’a kul olan, kulluğunun farkına varan kimse, yalnız O’nun rızasını, sevgisini kazanmak için çalışır. Bilir ki görünen muhatabı kim olursa olsun, yapılan iyilikler de kötülükler de Allah katında değer kazanır. İşte kim zerre ağırlığınca (iman ve ihlasla) bir hayır işlerse onu(n karşılığını) görecek. Kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse onu görecektir.[6] Kendini beğenmeden, büyüklenmeden, Rabbimizden gelen nimetleri en yakınından başlayarak paylaşmaktır, güzel ahlakın gereği. Maddi manevi verebileceğimiz her şeydir iyilik. İyilik yaptıkça, artar iyiliğimiz. İyilik yaptıkça güçlenir, yaratıcımıza olan güvenimiz, kulluğumuz. Yaptığımız iyilikleri kendimiz bile unutur, asla kendimizi beğenmeyiz, büyüklenmeyiz. İyiliklerimiz için insanlardan bir karşılık beklemeyiz, onları Allah’a takdim ederiz, kabul edilmesini dileriz. Kendimizi beğenecek, büyüklenecek bir durum yoktur zaten, gerçeği idrak edene. Allah’ın lütfettiğini, yine Allah’a sunmaktır, iyilik. Kendini beğenip, nefsimizi şımartmaktan Allah’a sığınırız.

Ve sonuç… Yalnız Allah’a kul olduğumuzu fark ettiğimizde, dünyadaki hiçbir gücün aşamayacağı bir güven haline kavuşuruz: Eğer Allah, sana bir zarar dokundurursa, kendisinden başka onu giderecek hiçbir güç yoktur. Yine, sana bir hayır dokundurursa da (öyledir). Çünkü O, her şeye kâdirdir.[7] Sadece Allah’a itaat/ibadet ettiğimizi ilan ettikten sonra, başka varlıklardan fayda ya da zarar ummak, sözümüzle davranışımızın çelişmesi anlamına gelir. Her şeyin sahibi, yoktan var edeni ve devamını sağlayanı Allah’tır. Dolayısıyla O’nun vereceği zararı, O’nun yarattığı bir varlık/kimse önleyemez; yine O’nun vereceği faydayı da O’nun yarattığı bir varlık/kimse alıkoyamaz. Bire kul olmak böyle muhteşem bir güç verir bize. Dünyalık menfaatler için eğilip bükülmeyiz, fani varlıklar karşısında; doğruluktan ayrılmadan yürürüz yolumuzda. Tek gayemiz vardır, o da Allah’ın rızasına uygun, sırat-ı müstakim üzerinde hayat sürmek. Gerisi tevekkeltü ala’llah. (Allah’ı kendime vekil tayin ettim.)

Kur’an’da muhatap olduğumuz bir ayetten öğüt alma çabamız, işte böyle sürüp gidecektir. Sürekli kendimizi Kur’an ile ölçüp tartacak, güncellenerek dünya hayatımızı sürdüreceğiz. Ta ki ölüm gelene kadar…

Kur’an-ı Kerim’i, düşünüp öğüt almamız için kolaylaştıran[8] Rabbimize hamdolsun. Düşünüp, öğüt alanlardan olmamız duasıyla…

Halide Eren

[1] Zariyat Suresi, 55

[2] Fatiha Suresi, 4

[3] Bkn. Âl-i İmran Suresi, 68; Nisa Suresi, 45

[4] Bakara Suresi, 45

[5] Nisa Suresi, 36

[6] Zilzal Suresi, 7-8

[7] En’am Suresi, 17

[8] Kamer Suresi, 17