Kur’an Okumak İstediğin Zaman

Kur’an okumak, hayatımızın en önemli işidir. Kur’an okumak, en güzel zikirdir. Çünkü Kur’an yaratıcıdan gelen bir mesajdır. Kur’an okumak istediğimizde, yani okumaya başlarken yapılması gereken, yine Kur’an’da bildirilmiştir. “Kur’an’ı oku(mak iste)diğin zaman, o kovulmuş/lanetlenmiş şeytandan Allah’a sığın. (“Eûzu billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm” de.)”[1] Yüce Rabbimiz, bu ayet-i kerimede elçisine, şeytanın karşına dikilerek seni Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmekten, içindeki hükümlerle amel etmekten alıkoymak istemesine karşı Allah’a sığın, buyurmaktadır. Böylece ebedi saadet yolunun önündeki en önemli tuzak bertaraf edilecektir.

Kur’an’da, “İnsanların gönüllerine vesvese veren, o sinsi vesvese verici”[2] diye tanımlanan şeytan, gece gündüz kalplere vesvese bırakmaya çalışır. Bunu engellemenin ise bir tek yolu vardır: Allah’a sığınmak.

Allah’a sığınmak, şeytanın vesveselerinin, insanı kuşatmasına engel olur. Yüce Allah, bu konu ile ilgili “Şeytandan bir vesvese seni dürterse hemen Allah’a sığın. Çünkü O, her şeyi hakkıyla işitendir, bilendir.”[3] buyurmuştur. Bu sığınmanın neticesi de bir sonraki ayet-i kerimede beyan edilmiştir. “Takvaya erenler (Allah’ın emrine uygun yaşayanlar) var ya, onlara şeytandan bir vesvese dokunduğunda, (Allah’ın emirlerini) hatırlayıp, hemen hakikati görürler.”[4] İşte bu sebeple, Allah Teâlâ, peygamberine, Kur’an okuyuşunu vesveseden korunmuş olarak sürdürebilmesi için, Kur’an okurken istiâzede bulunmayı (eûzü-besmeleyi) emretmiştir.

Ayetteki muhatap, Efendimiz (sav)’dir. Ancak bununla bütün müminler kastedilmiştir. Çünkü Peygamber bile, Kur’an okurken eûzü-besmele çekmeye muhtaç olunca, onun dışındaki kimseler de buna haydi haydi muhtaç olur.

“Gerçek şu ki, inananlara ve Rablerine güvenip dayananlara onun(şeytanın) tesir gücü yoktur.” [5] Şeytan vesvese konusunda ne kadar maharetli olursa olsun, aslında insan üzerinde tasarruf yetki ve gücüne sahip değildir. Ancak insan gaflette olduğunda, düşüncesizce hareket ettiğinde, bu vesveselerin peşine düşer ve doğru yoldan sapar.[6] Bu sebeple inanan insan, Rabbine duyduğu güveni her anında hissetmeli ve bu hal ile hallenmelidir. İşte istiâze, inanan insanların, Rablerine güvenip dayanmalarının bir ifadesi ve bu duygunun hem kendimize hem etrafımızdaki görünür görünmez varlıklara ilanıdır. İstiâze, Allah ile dost olmanın bir ifadesidir. Allah ile dost olduğumuzu ifade ederiz ki şeytanın vesveseleri yok olup gitsin. “O (şeytan)nın tesir gücü, ancak (Allah yerine) onu dost edinenlere ve onunla Allah’a ortak koşanlaradır.”[7]

Kur’an okumaya başlarken, şeytandan sığınmayı emretmesi, Rabbimizin bize bir ikrâmıdır. Zira mesajı doğru anlamlandırmak ve yorumlamak için, bu okuma gelişi güzel bir okuma olmamalıdır. Arı duru bir gönül, önyargısız biz zihin dünyası gereklidir. “Eûzu billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm” ifadesi gönül dünyamızı her türlü vesveseden temizleyecek ve koruyacaktır. Yeter ki ne dediğimizi, niçin dediğimizi hissedelim.

Zeynep Yaren Çelikbilek
[1] Nahl Sûresi, 98
[2] Nas Sûresi, 4-5
[3] Âraf Sûresi, 200
[4] Âraf Sûresi, 201
[5] Nahl Sûresi, 99
[6] Bkn: Hicr Sûresi 39-42
[7] Nahl Sûresi, 100