Kur’an Öğrenmenin Fazileti ile ilgili Hadis-i Şerifler*(2)

Diğer bir hadis-i şerife devam ediyorum. Bu hadis-i şerifler şevkinizi artırsın, gözümüzden perdeleri kaldırsın da Kur’an-ı Kerim’e daha iyi sarılalım diye sevgili kardeşlerim!

Ramuzü’l-Ehadis, 7/4 (Ebşirû e leyse teşhedûne en lâ ilâhe illallah, ve ennî rasûlüllah, feinne hâzel-kur’âne sebebun tarafuhû biyedillâhi ve tarafuhû bieydîküm fetemessekû bihî feinneküm len tadillû ve len tehlekû)

Bu da bir çok kaynaklarda var, mevcut. Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz:

(Ebşirû) “Müjdelenin”, müjdeler olsun size, ne mutlu size! diye böyle bir müjdelenme kelimesiye başlamış sözüne. (E leyse teşhedûne en lâ ilâhe illallah, ve ennî rasûlüllah) “Siz Allah’tan başka tanrı, ma’bud, ilâh olmadığına ve benim onun rasûlü olduğuma şehadet eden kimseler değil misiniz?” Buna inanan insanlarsınız. İşte size müjdeler olsun ki; (feinne hâzel-kur’âne sebebun) “bu Kur’an-ı Kerim bir iptir”(tarafuhû biyedillâhi) “bir ucu Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin yed-i kudretinde”, elinde; (ve tarafuhû bieydîküm) o ipin “bir ucu da sizlerin elinde.” -Sebep, Arapçada ip demek. Kazıklar arasına gerilen ipe sebep derler, kazıklara da veted derler. Asıl mânâsı, yâni Bedevî lisânında ip demek.- Kur’an-ı Kerim bir ip gibidir, bir ucu Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin elinde, bir ucu sizlerin elinde. (Fetemessekû bihî) “O halde Kur’an-ı Kerim’e sımsıkı yapışınız”(feinneküm len tadillû ve len tehlekû) böyle yaparsanız “dalâlete düşmezsiniz ve helâk olmazsınız” buyuruyor Peygamber SAS Efendimiz. Kur’an’a ipe sarılır gibi, kurtuluş ipine sarılır gibi sımsıkı sarılmayı tavsiye buyuruyor.

İki hadis-i şerif daha okumak istiyorum, bu fazilet-i Kur’an üzerine, fazâil-i Kur’an üzerine çok kitaplar yazılmıştır. Âlimler çok güzel deliller göstermişlerdir ama bunlar bir numune olsun diye, benim seçtiklerim.

Bir hadis-i şerifinde de El-Hakim ibn-i Ümeyr’den Ebû Nuaym’ın rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

Ramuzü’l-Ehadis, 227/11 (El-kur’ânu sa’bun müsta’sabun alâ men kerihehû, ve müyesserun alâ men tebiahû, vehüvel-hakem; ve hadîsî sa’bun müsta’sabun ve hüvel-hakem; femenistemseke bihadîsî ve fehimehû ve hafizehû câe meal-kur’ân; ve men tehâvene bil-kur’ân, ve bihadîsî hasired-dünya vel-âhireh.)

(El-kur’ânu sa’bun) diyor Peygamber Efendimiz, “Kur’an-ı Kerim zordur”(müsta’sabun) yâni “zor gelen”, zor bulunan, aslında öyle olmadığı halde zor olduğu hissedilen, anlayışı zor olan bir varlıktır Kur’an. Ama kime karşı? (Alâ men kerihehû) “Onu sevmeyen, onu istemeyen kimseye karşı” zordur. Anlatmaz, anlattırmaz kendisini. Sevmeyen insan Kur’an’ı anlayamaz, Kur’an-ı Kerim ona anlaşılmaz yâni. (Ve müyesserun alâ men tebiahû) “Ve kendisine tâbi olana da Kur’an-ı Kerim kolaylaştırılır”, yâni mânâsı açılır önünde, mânâlar gönlüne doğar ve anlar. İnanmayan anlamaz, inanana açılır ve kolaylaştırılır. (Ve hüvel-hakem) “Ve Kur’an-ı Kerim hâkimdir”, hükmedicidir, Hak ile bâtılın arasında hâkimdir ve kişinin değerinin mahkeme-i kübrâda kararlaştırılmasında da hakemdir.

Kur’an-ı Kerim’in böyle olduğunu duyurduktan sonra Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: (Ve hadîsî) “Benim sözlerim de”, hadis-i şeriflerim de, (sa’bun müsta’sabun) “zordur, zor gelir insanlara”, zor gibi görünür. İstemeyene zor gelir demiyor, isteyene kolaylaştırılır demiyor ama aynı mânâyı burada da düşünebiliriz. Hadis-i şerifler de zor gelir bazı insanlara. Sevmeyen insanlara, anlaşılmaz gelir, birbirine zıd gibi gelir ama ona tâbi olanlara mânâları açılır, inceliklerini onu seven insanlar sezerler. (Ve hüvel-hakem) Kur’an-ı Kerim gibi “hadis-i şerifler de hâkimdir”, hakemdir. İnsanın ahirette mükâfatının verilmesinde veya cezâsının verilmesinde göz önünde bulundurulacaktır. Kur’an’a uyan, sünnete uyan necat bulacaktır, ötekiler helâk olacaktır. O bakımdan hakemdir. Hadis-i şerifler de hakemdir, Kur’an-ı Kerim de hakemdir.

(Femen istemseke bihadîsî) “Kim benim hadis-i şerifime sımsıkı sarılırsa” (ve fehimehû) “ve bunu anlarsa” (ve hafizehû) “ve hadisimi hıfzederse”, -buradaki hıfzdan maksat, yâni ahkâmına riâyet ederse, sünnetime riâyet ederse-  (câe meal-kur’ân) “Kur’an-ı Kerimle birlikte gelir”, Kur’an-ı Kerime kavuşur, onunla birleşir. Yâni Kur’an-ı Kerim’i anlamanın yolu, Kur’an-ı Kerim ehli olmanın yolu, Kur’an-ı Kerim’in manalarının manevi bakımdan bir insana açılmasının yolu, Peygamber Efendimizin sünnetini öğrenmesi, tanıması, sevmesi ve sünnetine riâyet etmesidir.

Bu da bizim yolumuzun güzel olduğunu gösteriyor. Evliyaullah büyüklerimizin güzel yol gösterdiğini gösteriyor. Bizi terbiye etmek için hadis kitapları te’lif etmişler, bunları okuyun demişler. Bizim dergâhımızda Râmuz’ül-Ehâdis okunuyor. Tabii bunları okuyunca insan Kur’an-ı Kerim’le de bütünleşecek, Kur’an-ı Kerim’i de güzel anlaması mümkün olacak. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetlerine, bazı kalbinde eğrilik olan, hastalık olan insanlar özellikle müteşâbih ayetlere yanaşıp, onları kendi keyiflerine göre te’vil edip, ondan sonra dalâlete düşmüşlerdir.

Misâl olsun diye söylüyorum. Meselâ: (Ve’büd rabbeke hattâ ye’tiyekel-yakîn) (Hicr S. 99) “Sana yakîn gelinceye kadar Rabbine ibadet et!” diye emrediliyor Kur’an-ı Kerim’de. Yakîn iki mânâya geliyor. Tabii lügattan açılırsa bir kelimenin pek çok mânâsı olur. Bizim Avrupalı bir profesörümüz vardı üniversitedeyken: “Talebe dil öğrenirken, yabancı dilden bir metni çözerken lügate bakar. Lügatte beş altı, sekiz on, üç beş mana görür ve en yanlışını seçer” derdi. (Ve’büd rabbeke hattâ ye’tiyekel-yakîn) “Sana yakîn gelinceye kadar Rabbine ibadet et!” Yakìnin bir mânâsı şeksiz kanaat, tereddütsüz, şüphesiz inanç ve kanaat demek. Yâni, “Sana bu inanç, kanaat gelinceye kadar ibadet et, ondan sonra ibadeti bırak!” mânâsını çıkarmış bazı zındıklar; namazı, niyazı, orucu, haccı terketmeye kalkışmışlar. Hâlbuki Kur’an-ı Kerim bazen, başka ayetlerinden bu ayetinin anlaşılmasına malzeme verir, işaret verir. Kur’an ayetlerini, bazı diğer Kur’an ayetlerini tefsir eder. Öbür ayetlerde hem Allah, namaz kılın, oruç tutun, ibadet edin, diyor, hem de iyi bir Müslüman olunca, yakîn gelince ibadeti bırak, der mi? Demez. O zaman yakînin bir başka manası var.

Evet, o manayı bir başka ayet-i kerimede görüyoruz. Kur’an-ı Kerim’de bildiriliyor ki, kâfirler cehenneme atıldıkları zaman, melekler onlara, siz ne yaptınız da buraya düştünüz, size peygamber gelmedi mi, Kur’an gelmedi mi, size bu cehennemin varlığı hiç bildirilmedi mi, ne şaşkınlık ettiniz de buraya düştünüz, diye sordukları zaman; onlar diyecekler ki, peygamberler bize geldi, bize bunları anlattı, biz onları reddettik, biz onları tekzib ettik, (Hattâ etânel-yakìn) (Müddessir S. 47) “Nihayet bize yakîn geldi” yani hayat bitti, öldük gittik, onun için böyle cehenneme düştük, diye bildirecekler. Bu ayetten de görüldüğü gibi yakîn, herkesin başına geleceği kesin olduğu için, ölümün adıdır. Yani yakîn kelimesinin bir manası da ölümdür. “Ölümün gelinceye kadar ibadet et!” demek. Ama onu anlamıyor.

Demek ki Kur’an-ı Kerim’i ayetler tefsir eder, hadis-i şerifler tefsir eder. “Hadis-i şerifime sarılan, Kur’an-ı Kerim’le bütünleşir” diyor Peygamber Efendimiz. Burada müjdeyi veriyor. Hadis-i şerife sarılan, onu anlayan ve onu uygulayan Kur’an-ı Kerim’le bütünleşir. Hadis-i şerifin devamına geçiyorum: (Ve men tehâvene bil-kur’âni) “Kim Kur’an-ı Kerim’i hafife alırsa”, önemsemezse (ve bihadîsî) “benim hadis-i şeriflerime değer vermezse”, onları hafife alırsa, (hasired-dünya vel-âhireh) “dünyada ahirette hüsrâna uğrar”, dünyası, ahireti ziyan dolar, iki cihanda hüsrana uğrayan, zarar eden, ceza çeken kişi olur, diyor Peygamber SAS. Demek ki, Kur’an-ı Kerim Allah’ın sevgili, mübarek kullarına kolaydır, sünnet-i seniyyeye uyan, hadis-i şerifleri bilen kullarına kolaydır. Ama istemeyen, sevmeyen, hafife alan kimselere manalarını açtırmaz, anlattırmaz, kalbine imanı verdirmez. Böylece onlar Kur’an-ı Kerim’i anlayamazlar, sevemezler, dünya ve ahiretleri harap olur, diye bildiriyor.

Bu günkü sohbetimi şu hadis-i şerifi okuyarak bitirmek istiyorum: Peygamber Efendimiz Ebû Nuaym el-İsfahânî’nin İbn-i Amr’dan -herhalde Abdullah ibn-i Amr ibnül-Âs RA olmalı- rivâyet olunduğuna göre buyurmuş ki:

(El-Kur’ânu ehabbu ilâllàhi mines-semâvâti vel-ardi ve men fîhinne) “Kur’an-ı Kerim Allah-u Teàlâ Hazretleri’ne göklerden ve yerden ve göklerdeki, yerlerdeki bütün varlıklardan, zenginliklerden, nimetlerden, her şeyden daha sevimli ve daha sevgilidir.”

O halde Allah’ın sevdiği, en sevimli varlık olan Kur’an-ı Kerim’e, inşaallah bundan sonra daha çok değer vereceğiz.

 

*Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan, AKRA FM, Tefsir Sobeti, 1998 (Bir bölümü)
** Ramuzu’l-Ehadis, A.Ziyauddin Gümüşhanevi