Kur’an-ı Kerîm’in Öğrenilmesinde Dinamizm

Kur’an-ı Kerîm, hiç şüphesiz, hepimizin baş tacıdır; çünkü yüce Rabbimizin bize gönderdiği kitabıdır. Ne büyük şeref, ne tatlı bir iltifat ve mazhariyet! Bizim o padişahlar padişahının bu şahane fermanını, defalarca öpüp başımıza koymamız, yüzümüze, gözümüze sürmemiz, ona en büyük saygıyı göstermemiz icap eder.

Onda eski ümmetlerin ibretleri, geleceklerin haberi vardır. Onun içinde bize yöneltilmiş emirler, yasaklar bulunuyor. Biz ancak onları en iyi tarzda öğrenip tamı tamına uyguladığımız zaman Hakk’ın rızasına erişebiliriz. Hiçbir kaçamak imkânı yoktur, tembelliğin hiçbir mazereti olamaz. Ruhumuzun, bedenimizin, maddî ve manevi rahatsızlıklarımızın devası, çaresi Kur’an’dır. Fert, aile, cemiyet, ümmet ve nihayet bütün insanlık ona uyulduğu zaman huzura ve mutluluğa kavuşabilecektir; çağımızın buhranlarına reçete Kur’an’dır.

Bu kadar kıymetli, dünya ve ahiretimiz bakımından bu derece ehemmiyetli bir kitabı acaba bu mevki ile mütenasip öğretip öğreniyor muyuz? Maalesef hayır. Kur’an evlerimizde garip garip, boynu bükük durur; yeni nesillerin anlayacağı doyurucu tefsirler yoktur, kütüphanemizin raflarında tefsir kitapları toz tutmuştur. Birçok Müslüman onu yüzünden bile okumasını beceremez; okuyanların çoğu tertil ve tecvide, tazim ve tebcile riayet etmez veya iyi okursa da içindeki ahkâmı bilmez, çoğumuz ise İslâmî emirlere uymaz, Kur’an-ı Kerîm’e zıt bir hayat tarzı sürdürürüz. Büyük âlim Hasan-ı Basrî (rha) diyor ki:

“Kur’ân-ı Kerîm, ahkâmına uyulsun, kendisiyle amel olunsun diye indirilmiştir. Hâlbuki şimdi halk onun sırf kıraat ve tilavetini amel edinmiş.”1

Meşhur sahabî Abdullah b. Mes’ûd’dan da böyle bir ifade rivayet edilir. Demek ki söze takılıp kalmak, öze inmemek, ana gayeyi unutup detayla oyalanmak, lafa dalıp icraata, çalışmaya, emrin gereğini îfâya, eyleme geçmemek eski, yaygın, çirkin ve çok tehlikeli bir hastalık. Bu hastalıktan kendimizi kurtarmak zorundayız sevgili okuyucular! Meşhur mutasavvıf âlim Ebû Abdurrahmân Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî (v. 412/1021) bu mevzuda çok dinamik, çok değerli bir metot zikrediyor ve diyor ki:

“Bize ilim öğreten üstatlarımız rivayet ettiler ki onlar, on ayet-i kerime (veya bir aşr-ı şerîf) öğrendiler mi, asla daha öteye geçmez, önce o on ayet ile amel ederler, sonra öğrenmeye devam ederlermiş. Biz de o usulü takip ettik. Bu yolla Kur’an-ı Kerim’i ve onunla ameli (ahkâmına ittibayı) birlikte yan yana öğrendik.”2

Cehalet felakettir, amelsiz ilim ise vebal sayın okuyucular! Silkinelim, atâlet ve cehaleti yenelim; Allahu Teâlâ’nın aziz kitabını yeni bir şevkle, aşır aşır, deste deste, sözünü belleyip, ahkâmını tatbik ede ede bağrımıza basalım, başımıza taç, hayatımıza rehber eyleyelim. Salahımız, felahımız, nusretimiz, izzetimiz, saadetimiz Kur’an’ı iyi anlayıp iyi uygulamaktadır.

 

* Prof. Dr. M. Es’ad Coşan (Rha)’ın Mart 1984 tarihli İslam Dergisi Başmakalesi’nden alınmıştır.

 

Dipnotlar

  1. Yakın mânada bk. İbn Receb, Câmi’u’l-ulûm ve’l-hikem, s. 343-344.
  2. Bk. Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl, trc. no: 3222; Zehebî, Tehzîbü’t-tehzîb, trc. no: 317; Kâşif, trc. no: 2681; İbn Hacer, Takrîbü’t-tehzîb, trc. no: 3271.