Kur'an-ı Kerim'deki Kıssaların Hikmet-i İlahiyyesi

Kur’an-ı Kerim’de geçmiş peygamberlere ve milletlere dair kıssalar mevcuttur. Kur’an-ı Kerim’deki bu kıssalardan maksat, tarihi olayların kronolojik olarak anlatılması değildir. Ancak geçmiş peygamberlerin ve milletlerin başına gelenlerden bir ibret dersi almamız kast olunmaktadır. Bu sebepten kıssaların bazısı birkaç kere tekrar edilmiştir. Kur’an-ı Kerim olayların teferruatını değil, kendi gayesine uygun ve insanların müşterek dertleri olan yönleri seçer. Bu hadiseler muhtelif surelerde anlatıldığı halde her defasında ayrı bir tazelik ve tatlılık kazanır. İnsanın yaratılışı kuru fikirleri dinlemekten ziyade somut fikirlere meyillidir. İnsanın yaratılışını göz önünde tutan Kur’an-ı Kerim, en güzel kıssaları adeta gözlerimizin önünde cereyan ediyormuşçasına anlatır. Bu kıssalarda insanlık tarihi bir sinema şeridi gibi seyircilerine ibret alınacak ince noktaları vererek, hayatını tanzim etme yollarını gösterir.[1]

Kur’an-ı Kerim’de ilk insan Hz. Adem ile melekler ve şeytan, Hz. Adem ile Havva, oğulları Habil ve Kabil’in hadisesinden başlayıp bir çok peygamberin hayatından önemli bölümlerle beraber iman ve küfrün mücadelesi ve Hz. Muhammed (s.a.v.)in mübarek asr-ı saadetinden de bir çok olaylar ibret alınsın diye tüm insanlığa Alemlerin Rabbi tarafından, elçisi vasıtasıyla en etkili bir tarzda açıklanmaktadır.

Bir örnek olması hasebiyle Yusuf Sûresi’nin ilk ayetlerini nakledelim:

1.Elif, Lam, Ra.Bu (okunan)lar gerçeği açıklayan apaçık Kitab’ın ayetleridir.

2.Hakikat, biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ( manasının derinliğine iyice)akıl erdiresiniz diye

3.Biz bu Kur’an-ı vahyederek kıssaların(geçmiş milletlere ait haberlerin) en güzelini sana anlatacağız. Şu bir gerçek ki, daha önce sen,(bunları) bilmeyenlerdendin.

4.Hani bir zaman Yusuf, babasına: “Babacığım, inan ki ben(rüyamda)on bir yıldızla, güneş ve ayı gördüm, hem de onlar bana secde ediyorlardı.”demişti.[2]

Kıssa esasen izi sürülmeye değer hal ve durum manasınadır. Bir haber veya hikâyenin kıssa adını alabilmesi izlenmeye değer ve yazılmaya değer bir özelliği taşımasına bağlıdır. Kıssaların gerçeği de hayalisi de vardır. Şüphe yok ki, en güzel kıssalar, hakiki olanlardır. Onlar da Allah ve Resulünün diliyle bildirilmiş olanlardır.

Yusuf Sûresi’nde Hz.Yusuf’un rüyası, onun masum güzelliğinin gelecekte gelişecek olan olaylara ve mukadderatına ilahi gayb aleminden nasıl bir sembol ve misal olmuş ise, bütün ayrıntıları ile Yusuf kıssası da Muhammedî güzelliğin en yüce anlamına öyle bir başlangıç simgesi ve sembolü olarak nazil olmuş olan gaybi bir hakikattır. Ve bilhassa bu açıdan ve bu özelliğinden dolayı en güzel kıssadır.[3]

Geçmiş eserleri, izleri açığa çıkaran; bu suretle unutulmuş veya bilinmeyen olaylar üzerinde dikkatleri yoğunlaştırarak insanı derinden derine tefekküre yönelten bir olgu diye de tarif edebileceğimiz kıssaların gayesi; “Kur’an-ı Kerim’in indiriliş maksatlarını gerçekleştirmektir.”diye özetlenebilir.[4]

“Elif, Lam, Mim. Bu(okunan)lar, hikmetli Kitabın ayetleridir. (Bu ayetler), Muhsinlere (güzel davrananlara) doğru yolu gösterici ve rahmet olarak indirilmiştir.”(Lokman suresi 1-3).[5]

Fahrunnisa Nur

[1] İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usûlü.

[2] Feyzü’l Furkan Kur’an-ı Kerim Meali.

[3] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili.

[4] Muhsin Demirci, Tefsir Usûlü.

[5] Feyzü’l Furkan Kur’an-ı Kerim Meali.