Kur’ân-ı Kerîm’de Tevazu

“Rahmân’ın (has) kulları o kimselerdir ki, yeryüzünde tevâzu ile yürürler ve cahiller(kendini bilmez kimseler) onlara laf attığında(incitmeksizin) “Selâm!”derler(geçerler).”

(Furkân sûresi 63)”

“Rahmân’ın has kulları…”Dünyanın, şeytanın, nefis ve hevânın değil Rahmân’ın kulları; her ne kadar yaradılış bakımından diğerleri de O’nun kulları olsalar da şereflendirmek ve üstün kılmak üzere Rahmân’a izafe edilmeye ehil değillerdir. Çünkü Allah’ın has kullarına ihsan edilen O’nun rahmetinin eserlerinden olan şu zikredilen sıfatları taşımamaktadırlar.

“Yeryüzünde tevâzu ile yürürler” yeryüzü/ toprak; huzûr, sükûnet ve tahammülde son noktadadır.

Âyet-i kerimede geçen” Hevn”kelimesi; el-Kâmûs’ta geçtiği üzere sekînet ve vakar ile demektir. el-Müfredat’ta belirtildiğine göre ise insana eksiklik ve zillet getirmiyecek şekilde kendi nefsinde alçakgönüllü ve mütevâzı olmasıdır. Bu vasfı taşıyan kimse de yumuşak huylu, âheste, mülâyim , yumuşak başlı demektir. Rahmân’ın makbul kulları da, yumuşak huylu ve mülâyim olarak kabalaşıp sertleşmeden sukûnet ve tevâzu ile yürürler; öğünerek, büyüklenerek, riya ve gösterişle yürümezler. Hak Teâlâ’nın azamet ve heybetini bildiklerinden, O’nun büyüklük ve ululuğunu müşahade ettiklerinden dolayı ruhları huşu ve sukûnet bulmuş, nefisleri ve bedenleri O’na itâat edip boyun eğmiştir.

“ve cahiller(kendini bilmez kimseler)onlara laf attığında”sefihler onların yüzüne karşı çirkin sözler söyledikleri zaman”(incitmeksizin) Selam!” yani, el-Müfredat’ta belirtildiği üzere biz sizden selamet/kurtulma istiyoruz.İhyâu’l-ulûm’da geçtiği üzere de biz sizin günahınızdan selamette olduk/olalım, siz de bizim şerrimizden selâmette oldunuz/olun”derler(geçerler.”Maksat sefihlere ilişmeyi terketmek ve onlarla konuşmaktan ve tartışmaktan yüz çevirmektir. Çünkü edep, mertlik ve şeriatta akılsız kimse karşısında yumuşak davranmak teşvik edilmiş, cahili görmezden gelmek iyi görülmüştür.

Bir hadîs-I şerîfte şöyle buyrulmuştur: “Ümmetimden bir topluluk gördüm. Onlar henüz yaratılmadılar, bugünden sonra varolacaklar. Onları ben severim, onlar da beni severler. Onlar samîmi kimselerdir, gösterişten uzak tevâzu ehlidirler. İnsanlar arasında Allah’ın nûruyla yavaş yavaş, çekinerek ve sakınarak yürürler. Sabır ve tahammülleri sebebiyle onlar insanlardan selamette,  insanlar da onlardan selamette ve emniyettedir. Onların kalpleri Allah’ın zikriyle huzura erer, mescidleri namazlarıyla imar olur. Küçüklerine merhamet, büyüklerine saygı ve hürmet gösterirler. Onlar aralarında eşit davranırlar; zenginleri fakirlerini ziyaret eder, hastalarının yanında olur, cenazelerine iştirak ederler.” Orada hazır bulunanlardan biri: “Bu hususlarda kölelerine de yumuşak davranırlar mı?” diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) o kimseye döndü ve şöyle buyurdu: “Hayır, onların köleleri yoktur. Onlar kendi işlerini kendileri görürler. Rableri katında dünya değersiz olduğu için kendilerine maddî genişlik vermekten Allah’a daha değerli ve kıymetlidirler. Sonra Hz. Peygamber(sallallahu aleyhi ve sellem)”Rahmân’ın( has) kulları onlardır ki…”âyetini okudu.”

Şeyh Sa’dî (k.s.) der ki:

Makbul ve akıllı olan mütevâzı olur.

Meyveli ağaç dalını yere doğru eğer.

Sel, heybetle aktığı için

Yukarıdan aşağı tepetaklak düşer.

Çiğ damlası âciz ve küçük olduğu için

Gökyüzü onu sevgiyle ayyuka çıkarır.

Rabbimizden bizi de lütfu keremiyle has kullarının vasıflarından olan tevâzu ile muttasıf kılmasını niyaz ederiz.

Fahrunnisa Nur

Kaynak: Rûhu’l-Beyân; İsmail Hakkı Bursevî