Kur’ân-ı Kerîm ile İlgili Bilgiler – 3*

Kur’an-ı Kerim ayetleri hazerde veya seferde yani şehirde otururken veya seyahat halindeyken veya savaş halindeyken, nerde inmişse derhal o zamanda yazılmıştır. Peygamber Efendimize vahiy gelince, vahiy kâtipleri onu hemen Efendimizin emri üzere yazıya geçirmişler ve hemen ezberlemişlerdir. Arapların o zekâsı, hafıza kuvvetiyle, bir anda, aşk ile şevk ile inen ayetler ezberlenmiştir. Böylece Kur’an-ı Kerim hafızları çoktu Peygamber Efendimizin zamanında. Hazret-i Ali Efendimiz mesela vahiy kâtiplerinden birisiydi. Yani vahiy geldiği zaman yazanlardan, yazıyı bilen bir büyüğümüz. Mesela İstanbul’da kabri bulunan Ebû Eyyub El-Ensârî vahiy kâtiplerinden biriydi ve hafızdı aynı zamanda.

Sonra bu hafızlar -o zaman kurrâ deniliyor- kıraat ilminde maharet kazanmış hafızlar savaşlarda şehit olmaya başlayınca, bir tehlike belirdi. Bunları bilenler azalırsa o zaman tehlike olur diye, Ebubekr-i Sıddik Efendimiz (ra) zamanında ilmî bir heyet kuruldu ve Kur’an-ı Kerim bir cilt haline, bir mushaf haline getirildi heyet tarafından. Halka da okununca, herkes tarafından tasvip gördü.

Sonra Hazret-i Osman (ra) zamanında bu ana nüshadan, yani bir cilt haline getirilmiş Kur’an-ı Kerim’den yeni nüshalar yazılarak, genişleyen İslam diyarlarına, çeşitli vilayet merkezlerine gönderildi. Halen elimizde bazıları mevcuttur, müzelerde muhafaza edilmektedir. Mesela Hazret-i Osman Kur’an-ı Kerim okuyordu, o sırada şehid edilmişti. Şehid edilirken kanlarının sıçramış olduğu Kur’an-ı Kerim nüshası bile, o kan izleriyle şu anda müzede elimizdedir. Bizim Topkapı Emanat-ı Mukaddese dairemizde. Ne mutlu, ne güzel! Hazret-i Ali Efendimiz tarafından yazılı bir Kur’an-ı Kerim nüshası vardır; çok büyük bir mutluluk vesilesi.

Çünkü Kur’an-ı Kerim hiç bozulmadan yazılmış ve ta Peygamber Efendimizin zamanından bu zamana kadar korunmuştur. Çünkü Allah-u Teâlâ Hazretleri, kendisi vaad etmiştir: Bismi’llahi’r-Rahmani’r-Rahim (İnnâ nahnü nezzelnez-zikra ve innâ lehû lehàfizùn.) “Kur’an-ı Kerim’i biz indirmekteyiz, biz indiriyoruz, biz indirdik ve onu biz koruyacağız.” Yani kıyamete kadar Kur’an-ı Kerim korunacak, ahkâmı bilinecek. Ta ahir zaman geldiği zaman, yani dünyanın bozulması, kıyametin kopma zamanı geldiği zaman, hadis- i şeriflerde bildiriliyor ki, Kur’an-ı Kerim ayetleri böyle vızıldayarak uçacak, deniliyor. Bu bir hakikat de olabilir. Yani Allah-u Teâlâ Hazretleri kadirdir. Kur’an-ı Kerim’in ayetleri bozulmuş olan insanlığın arasından çekilip alınacak. Ya da Kur’an-ı Kerim’in ahkâmına hiç kimse kulak asmamağa, Allah’ın emirlerini dinlememeğe başlayacak diye bir işaret de olabilir. Yani kıyamete kadar Kur’an-ı Kerim’in korunacağı Allah tarafından bildirilmiş, korunacak.

Bu Kur’an-ı Kerimler ilk önce ellerindeki mevcut malzemeye yazılmıştır. Ashab-ı kiramın elinde bez varsa beze, deri varsa deriye; mesela geniş bir hayvan kürek kemiği varsa, kürek kemiğinin -düz olduğu için- üstüne; çeşitli böyle kâğıt diyebileceğimiz üzerine yazılabilen malzeme varsa, onlara yazılmıştır.

Eski Kur’an-ı Kerim nüshalarında yazılar kûfî dediğimiz köşeli yazılardır. Bir de Hicaz kûfîsi ve yahut ma’kılî yazı ile yazılmıştır o zamanın en eski metinleri. Tabi o metinlere baktığımız zaman şimdiki Kur’an-ı Kerimlerde gördüğümüz harf noktaları ve harekelerin olmadığını görürüz. Onları okumak mütehassısların işidir. Herkes okuyamaz. Şimdiki metinlerde te üstte iki noktalıdır, se üç noktalıdır, cim ortasında bir noktadır. Daha sonra bunları icat etmişler ve kullanmışlardır.

Tarihteki eski mushaflara baktığımız zaman, onların sayfa büyüklükleri ve bir sayfadaki satır sayısı çok değişiktir ve farklı farklıdır. Sonradan bunların tarih boyunca düzene sokulduğunu gözüyoruz. Yazı düzene girmiştir. Eskiden de güzel yazılar vardır, sonradan da; ama yazılış düzene girmiştir. Ve tecrübeye dayanarak tertip mükemmelleştirilmiştir.

Okunma ve ezberlenme kolay olsun diye de Kur’an-ı Kerim çeşitli bölümlere bölünmüştür. Kur’an-ı Kerim’in kendisi bir çerçeve içine alınmış, bunlar çerçevenin dışında gösterilmiştir. Mesela Kur’an-ı Kerim otuz cüze ayrılmıştır. Otuz cüz. Mesela Amme cüzü diyoruz, Amme Suresi’yle başlayan bu otuzuncu cüzdür. Fâtiha ile başlayan ilk, birinci cüzdür.

Bu otuza ayırmak neden olabilir? Yani her gün bir bölümü okunsun da bir ayda tamamlansın, otuz günde Kur’an-ı Kerim okunması tamamlansın diye otuza bölmüşler. İlerde hadis-i şerifleri okuyacağım, sohbetimin sonunda. Bazen yedi bölümlü Kur’an-ı Kerimler vardır. Şimdiki Kur’an-ı Kerim’lerin bir yerinde yedi tane bölüm işaret edilmiştir. Bu yedi bölüme menzil denilir. Bu da bir haftada okunmak maksadıyla bir bölümlenmedir. Bizde bu otuz cüzden her cüz 4 rubû’a ayrılmıştır. Rubu’, biliyorsunuz, çeyrek demek, dörtte bir yani. Böylece Kur’an-ı Kerim’de yüz yirmi rübu’ var, bizim elimizdeki baskılarda.

Ayrıca sayfalara bakarsak, yani bir okuma bütünlüğü, anlam bütünlüğü olan ayetler tamamlandığı zaman bir (ع) ayın işareti konmuştur. Kur’an-ı Kerim’i eğer imam namazda okuyorsa, işte burada anlam tamam oluyor, burada rükû edebilir diye, rüku’ kelimesinin son harfi olan ayın’dan gelmiş olabilir. Ve yahut da aşr dediğimiz sözün ayın’ından gelmiş olabilir.

Araplara gelince, mesela son Kur’an-ı Kerim baskısı, hacılar hac ve umre yaptığı zaman dönüşte veriyorlar. Onlar otuz cüz bölümlenmesini kullanıyorlar, ama her cüzü iki hizbe ayırıyorlar. Yani böylece Kur’an-ı Kerim’de atmış tane hizb var, onların bölümlemesine göre. Her hizbi de dört parçaya ayırıyorlar. O zaman her birinin sırasıyla, rubu’u hizb, nisfu hizb, selâsetü erbaa hizb diye geçiyor. Yani ilk çeyrek, yarım, üç çeyrek ve tamamı olmak üzere. Böylece tabi atmış hizbi dörtle çarparsak iki yüz kırk tane hizb var. O da bir bölümleme. Demek onu ezberlemekte filan öyle bölümlemeyi uygun görmüşler. Onların Kur’an-ı Kerim çalışması, okuma adetleri öyle.

Ayetler içlerinde anlam bakımından nerede durulursa iyi olur, nerede durulursa mana bozulur, nerede durmak caizdir, nerede durmamak lazımdır diye, duraklama yerlerinin vasfını belirten işaretler de taşırlar. Bunlar mesel; (م ) mutlaka durulması gereken yerdir, (ط ) durulabilen yerdir, (ج ) câiz olan yerdir; ama (لا) durulmaz. (ق ) ve(قف ) gibi şeyler vardır. Çeşitli duraklama işaretleri kullanılmıştır. Bunlara hurûfu secâvendiye deniliyor. Bunlar da Kur’an-ı Kerim’in güzel okunması, anlam bütünlüğü içinde okunması bakımından faydalı işaretlerdir.

Okunuş hatalarını engellemek için med ve kasır işaretleri de kullanılmıştır bizim bu zamanda kullandığımız Kur’an-ı Kerim’lerde. Aynı harflerle yazılan heceler bazen uzun, bazen kısa okunur. Bunu Arapça bilenler kendileri çıkartırlar ama Arapça bilmeden Kur’an-ı Kerim okuyanlar için böyle bir işaret gerekmiştir. Mesel (ٲولئَك ) ülâike’de elif, vav, lâm, hemze kürsüsü, kef vardır. Eliften sonra vav olduğu halde burda “u” uzatılmaz, kısa okunur, elif kısa okunur. Böyle bir adet. Onun için bunun üstüne kısa okunacak diye bir kasır işareti vardır. Ama ona benzeyen var meselâ, ( اولات ) ulâti haml, yani hamile olan hanımlar manasına gelen… Orda ulâti haml (u sesi)  mesela kısa. Bazı uzun olan yerde de med işareti kullanılmıştır. Bunlara da med ve kasır işaretleri diyoruz.

Baskı hatalarını engellemek için, keyfi baskılar, ticari baskılar yapılıp da Kur’an-ı Kerim’in ciddiyetine halel gelmesin diye, bozuk nüshalara yer vermemek için, tedkîk-i mesâhif heyetleri kurulmuştur. Kur’an-ı Kerim’leri tetkik eden heyetler… Bunlar çok titizlikle çalışmışlardır. Yani en küçük bir işaret bozukluğunu, hareke bozukluğunu dahi hemen düzelttirirler, bastırtmazlar ve onu piyasaya sürdürmezler. Mühür vururlar. Bu da Kur’an-ı Kerim’e saygıdan kaynaklanan bir titizliktir.

Bir de Kur’an-ı Kerim’in hattının, yani yazısının çok güzel yazılması meselesi vardır. Osmanlılar aşk ile şevk ile bu işi yapmışlardır, gelişmişlerdir. Bizde mesela en çok tutulan Kur’an-ı Kerim’ler, Kayışzâde Hafız Osman tarafından yazılmış Hafız Osman hattı diyoruz. Sonra Kadırgalı Hasan Rıza Efendi diyoruz. Bunların yazıları çok beğenilmiştir. En makbul, hafızların kullandıkları nüshalar, baskılar, med ve kasırlı, ayet ber kenâr, meşhur hattatlar tarafından yazılmış nüshalardır. -Ayet ber kenâr ne demek? Yani Kur’an-ı Kerim’in safya satırlarının düzenli tutulması, ayetin yarıya dek kesilip öbür sayfaya taşmaması, sayfanın sonunda bitirilmesi hususundaki titizliği gösterendir. Yani ayetler öyle sayfalardan taşmıyor. Sayfa sonunda bir istisnasıyla bitiyor demektir.-

Ben yakın zamanda basılmış Kur’an-ı Kerim nüshalarına da bakıyorum. Genç hattatlar içinde de, Allah razı olsun, bana kendi yazdıklarını hediye edenler de vardır. Çok güzel yazanlar, çok başarılı hattatlar vardır. Uluslararası ödül kazanmış olanlar vardır, Allah razı olsun. Hind alimleri, yani Hind kıtası, Pakistan, Doğu Afganistan, Hindistan… Oralarda yetişmiş çok büyük alimler tarih boyunca dini ilimlere çok emek sarfetmişler. Oralarda çok değerli, tertipli, böyle yan malumatı, takviye edici malumatı çok güzel verilmiş mealler yazılmış, güzel baskılı Kur’an-ı Kerimler görüyorum. Onlardan bazıları kütüphanemde var. Çok güzel oluyor. Baskıları gayet güzel. Fakat onların yazıları bizim alıştığımız, gözümüzün sevdiği yazı üslubundan farklıdır. Bizimkiler sanki bize daha zarif, daha ince, daha güzel yazılmış gibi geliyor.

Suud’da basılan son nüshalar bizim geleneksel bazı işaretlerimizi kullanmadıkları için, bizim halkımız tarafından okunurken bazı zorluklar çıkartabiliyorlar. Mesela meddi gösteren çekme işareti dediğimiz işaretler onlarda yoktur. Mesela, (Sümme leâtiyennehüm) (A’raf Suresi, 17) “Aaa” uzatılmasını, biz bir çekme işareti yaparak, “leâtiyennehüm” okuturuz. Ama onlar bunu koymuyorlar, lamelif’in üstüne bir hemze yerleştiriyorlar. Hemzeden sonra elif uzatma yapacak diye, tabi lam da olduğu için, hemzeyi de oraya yerleştirmek kolay olmadığından onu “leâtiyennehüm” okumakta zorluk çekiliyor. Bir çekme işareti kullanmıyorlar. Ama onlar hatt-ı Osmânî dediğimiz, yani Hazret-i Osman zamanında, kelimeler hangi harflerle yazılmışsa aynen o harflere riayet ederek Kur’an baskısına önem vermek bakımdan daha titiz davranmışlardır. Bizimkilerde, hatt-ı Osmânî’ye ilave bazı harfler ekleyerek okumayı kolaylaştırmak düşünülmüştür.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde çeşitli Kur’an baskıları oluyor. Bazıları da kafayı karıştırmak için, kendi fasık, facir itikadlarına uygun olarak bazı kelimeleri çıkartarak Kur’an baskısına kalkışıyorlar, çeşitli iddialarla, yeni bir takım şeylerle. Tabi Kur’an konusunda dinleyicilerin, Müslümanların titiz olması lazım. Mühürlü, güzel Kur’an-ı Kerim nüshaları kullanmaya çalışmaları lazım. Âlimlerin tavsiye ettiği Kur’an-ı Kerimleri okumaları lazım.

* Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan, AKRA FM, Tefsir Sobeti,  6 Ekim 1998 (Bir bölümü)

Warning: A non-numeric value encountered in /home/kadinveailex/kadinveaile.com/v2/wp-content/plugins/ultimate-social-media-icons/libs/controllers/sfsi_frontpopUp.php on line 63