Kur’an-ı Kerim İle İlgili Bilgiler – 2*

Biliyorsunuz Kur’an-ı Kerim sûrelerden, sûreler de ayetlerden meydana gelmiştir. Müstakil bir varlığı olan Kur’an-ı Kerim parçalarına ayet denilir. Bu ismi hep duymuşsunuzdur. Kur’an-ı Kerim ayetlerine, bu küçük harf veya kelime gruplarına ayet denilmesi, Allah-u Teâlâ Hazretleri’nin bizzat kendisi tarafındandır. Âl-i İmran Sûresi’nin baş tarafında (1) Allah-u Teâlâ Hazretleri buyuruyor ki: (Huvellezi enzele aleyke’l-kitab) “O Allah’tır ey Resulüm, senin üzerine bu Kur’an-ı Kerim’i indiren.” (Minhü âyâtün muhkemâtün) “Bu indirilen ayetlerin bir kısmı muhkem ayetlerdir.” Muhkem, tahkim edilmiş, kuvvetli, manası hemen, aşikâr anlaşılabilen, kendisinden hüküm çıkarılabilen ayetlerdir. (Ve uharu müteşâbihât) “Bir kısmı da insanların anlayamayacağı esrarlı, rumuzlu ayetlerdir” diye bildiriliyor. Buradan anlıyoruz ki, indirilen Kur’an-ı Kerim’in bu küçük parçalarına ayet ismini veren bizzat Allah-u Teâlâ Hazretleri’dir. Çünkü burada “âyâtün muhkemâtün” derken, açıkça ayet kelimesi geçiyor.

Bu Kur’an-ı Kerim ayetleri çoklukla ibretli, hikmetli anlamlı bir cümledir. Bizim cümle sözünden anladığımız gibi, dilbilgisi kurallarına göre bir cümledir. Fakat bazen anlamı iyi anlaşılamayan rumuzlu, müteşabih birkaç harf de ayet olabilir. Mesela böyle ayetlerden, sizin de hemen hatırlayacağınız bazılarını söyleyeyim: “Elîf, lâm, mîm”. Kur’an-ı Kerim’in ilk süslü baş sayfasında, Fâtiha ile Bakara sûrelerinin olduğu sayfada, hemen Bakara Sûresi’nin ilk ayeti nedir? “Elîf, lâm, mîm”; üç tane harf. Sonra mesela “Hà, mîm” (2), “Tâ hâ”(3), “Yâ sîn”(4), “Kâf hâ yâ ayn sàd”(5), “Ayn sîn kàf”(6), “Tà, sîn, mîm”(7) Bunlar birer harf grubudur; iki harf veya daha fazla harftir. Nedir mahiyeti? Esrarlı, bazı duyumlar, bazı rivayetler var. Ama sonuç itibariyle harftir ve ayettir. Demek ki ayet, en küçük böyle rümuzlu harfler olabilir. Bunlara hurûf-u mukattaa deniliyor. Tek tek böyle söylenen harfler, bir cümle, bir kelime değil yani. Bunlar da ayet olabiliyor. Esrarını, rumuzunu Peygamber-i Zişanımız sav Efendimiz biliyor. Ama herkes bilmiyor. Ashaptan bazı kimseler müteşâbih ayetleri, bazı izahlarda bulunarak açıklamışlarsa da, çoğu da esrarını muhafaza etmektedir.

Bazen ayet-i kerime bir tek kelime olur. Mesela “Er-rahmân”(8), bu bir ayettir. “Alleme’l-kur’ân”,  “Kur’an-ı Kerim’i öğretti” ikinci ayetidir Rahmân Sûresi’nin. Mesela “El-kàriah”(9) bir kelime. Mesela “Ve’d-duhà”(10) birinci ayettir, “Ve’l-leyli izâ secâ”(11) ikinci ayettir. Mesela “El-hàkkah”(12) bir kelime. Mesela “Sümme nazara”(13), “sonra baktı”, burda iki kelime var. Mesela “Müdhàmmetân”(14) uzatmalı, medli tek bir kelime Rahmân Sûresi’nde. Mesela Fâtiha’da “El-hamdü lillâhi rabbi’l-àlemîn”  bir ayet, “Er-rahmâni’r-rahîm” bir ayet. Demek ki, ayet ille cümle olacak diye bir kural yok. Bazen ayet bir tek kelime olabilir, hatta rumuzlu birkaç harf olabilir. Bazen de birçok kelimeden veya cümleden oluşan uzun bir cümleler topluluğu olabilir. Mesela Ayet el-Kürsî (15) bir ayettir. Okuduğumuz zaman biliyorsunuz, bayağı uzunca. Sonra Kur’an-ı Kerim’in en büyük ayeti, bir büyük sayfa tutan, tek bir sayfa tutan Ayet-i Müdâyene’dir.(16) Bakara Sûresi’nin sonunda, Amenerrasûlü’den bir sayfa önceki ayet-i kerimedir. Borçlanmanın ahkâmını, borçluların, alacaklıların bunu nasıl tespit edeceğini bildiren uzun bir ayettir. Şahitler tutulacak, şahitler iki tane olacak. Eğer şahitlerden bir tanesi erkek olursa, o zaman iki tane kadın şahit daha olacak. Şahitler tehdit edilmeyecek, baskı altında olmayacak. Uzun uzun izahat, bir tek ayette yapılıyor.

Ayetlerin birbirinden ayırım işaretleri vardır, fasılaları vardır. Fasıla fasleden, yani ayıran demek. Kur’an-ı Kerim basmalarında ve yazmalarında, bazen buralara ayetin numarası yazılır. Kaçıncı ayet olduğunu bilmek bakımından, o da iyi bir şey.

Ayetlerin sayısı, tabii böyle önemli, büyük konularda, çeşitli bu kadar hacimli bir kitabın ayetlerinin sayımında âlimlerin görüşlerinde bazı küçük değişiklikler olabilir. Bizim kendi din tarihimizde, Orta Asya’dan Ortadoğu’ya, Hindistan kıtasına, Osmanlı bölgesine, bugünkü Türkiye’mize kadar ehl-i sünnet ulemasının kullandığı Kur’an-ı Kerim baskıları ve yazmalarında ayetlerin sayısı, bugün okuduğumuz Kur’an-ı Kerim’deki numaralamaya göre 6236 ayettir. Bazı arkadaşlara soruyorum, Kur’an-ı Kerim kaç ayet diye; 6666 diye, dört tane altıyı sıralıyorlar. Bu doğru değildir, gerçekleri yansıtmıyor. Kur’an-ı Kerim’in ayet sayısı 6236’dır.

Biliyorsunuz inen ayetler, tarifleri kolay olsun diye çeşitli yönlerden sınıflandırılmışlardır. Peygamber SAS Efendimiz zamanından beri yapılan bir bölümleye göre, ayetler Mekkî ve Medenî olarak ikiye ayrılır. Hangileri Mekkî sayılır, hangileri Medenî sayılır diye farklı izahlar var. Ama kuvvetli görüş, yaygın görüş hicretten önce inen ayetlere Mekkî ayetler denir. Peygamber Efendimiz henüz daha Medine-i Münevvere’ye hicret etmemiş, Mekke’de. Mekkî zaten Mekkeli demek. Hicretten sonra inen ayetlere ise Medenî denir, yani Medine-i Münevvereli demek ama ille bu ayetlerin Medine-i Münevvere’de inmesi şartı yoktur. Hicretten sonra inmiş olan ayetlere, Medine’de inmese bile Medenî, yani Medine-i Münevvere bulunma devresinde inen ayetler denilmiştir. Mekkî ayetlerin özellikleri, daha ziyade imana yönelik, kısa cümleli, heyecan dolu ayetlerdir. Medine-i Münevvere devresine ait ayetler ise, uzun ve hüküm bildiren; beşeri, siyasi, içtimai, ticari ahkâmı bildiren, emir ve hüküm ayetleri oluyor diye biliyoruz.

Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinde önemli olan bir başka mesele de, Kur’an-ı Kerim’in bu ayetleri Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz’e nüzul, iniş sırasına göre sıralanmamıştır. Sıra ilâhî emre ve işarete göredir ve tevkıfîdir; yani keyfi veya tarihi değil, tevkıfî sırası vardır. Bir ayet-i kerime kümesi, birkaç ayet-i kerimeden ibaret bir vahiy geldiği zaman, Peygamber Efendimiz bu gelen vahiylerin, ayetlerin nereye konulmasını gerektiğini, hangi ayetin arkasına, hangi sûrenin içine konulması gerektiğini bildirmiştir; öyle oraya konulmuştur.

Biliyorsunuz, ayetlerden oluşan daha büyük Kur’an-ı Kerim bölümlerine sûre denilir. Eskiden şehirlerin etrafına müdafaa için duvarlar yapılırdı, bunlara sur denirdi. Sûre kelimesi de bununla ilgilidir. Sur demektir veya yüksek mevkî, şerefli menzile anlamına alınmıştır. Yâni bu sûreler şerefli olduğundan Kur’an-ı Kerim diyoruz, ayet-i kerime diyoruz. Kerim; soylu, asil demek. Sûre de bir müstakil Kur’an bölümü olmak şerefinden dolayı bu ismi almıştır.

Bir de Arap dilini bilenler, tarihini inceleyenler aşinâdır meseleye. Birçok kavram hayattan alınmıştır, somut şeylerden alınmıştır. Sonra soyut kavramlara isim olmuştur. Mesela netice diyoruz, sonuç manasına. Netice aslında, Arapların deve yavrusuna verdikleri isimdir. Devenin doğurduğu yavruya, doğmuş manasına netice denir. Oradan sonuç anlamına kullanılmış. Sonuç kavramı için neticeyi biz de kullanıyoruz. “Bu işin neticesi…” diyoruz. Deve yavrusu demek değil tabi; sonucu demek.

Ayet, gözle görülen büyük alâmet demek. Büyük binalara, konak filân gibi çarpıcı binalara da ayet denir. İnsanın aklını etkileyen büyük olaylara da ayet denir. İşte bu büyük binalara ayet denildiğinden, Kur’an-ı Kerim’in o parçalarına ayet ismi verildiğini düşünürsek; sur da şehri temsil ediyorsa; demek ki sûreler şehirler gibi, ayetler de o şehirdeki şerefli konaklar gibi… Bu manalardan düşünülerek Kur’an-ı Kerim’in küçük kısımlarına ayet denmiş, büyük kısımlarına, kümelerine sûre denmiş oluyor. Böyle bir benzetmeden çıkmış olabilir.

En küçük sûre üç ayetten müteşekkildir. Kevser Sûresi, Asr Sûresi üç ayettir. İhlâs Sûresi dört ayettir. En büyük sûre de, hemen Fâtiha’dan sonra (Elif, lâm, mîm) diye başlayan Bakara Sûresi’dir. O da 286 ayettir, elli sayfa kadar devam eder. Yani sûrelerin de muhteviyatları, hacimleri farklıdır, kimisi büyüktür, kimisi küçüktür. Bunlar da yine emre göre, ilâhî işarete göredir.

Bu sûrelerin içine, Peygamber Efendimiz as gelen ayetleri, “Şu sûrenin falan yerine yerleştireceksiniz! Şu, şuraya konulacak!” diye açık ve kesinlikle bildirmiştir.

Meselâ ilk inen ayetler, İkra Sûresi’

nin ilk ayetleri, Peygamber Efendimiz Hıra Dağı’nda iken indi. Vahiyle ilk defa karşılaştı Peygamber Efendimiz, Cebrâil as’ı o devrede gördü. İlk inen ayetler İkra Sûresi’nin tamamı değildir, başındaki beş ayettir. Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm. (İkra’ bismi rabbikellezî halâk. Haleka’l-insâne min alâk. İkra’ ve rabbüke’l-ekrem. Ellezî alleme bi’l-kalem. Alleme’l-insâne mâ lem ya’lem.) Bunlar inmiştir, ama sûre bunlardan ibaret değildir. Aşağı doğru devam eder, aşağıda secde ayeti vardır. Onlar sonradan indiği halde, Peygamber Efendimiz şunun arkasına şöyle yerleştireceksiniz dediği için, oraya yerleştirilmiş ve böylece birkaç zamanda inen ayetler bir sûre teşkil etmiştir.

Bunların önemi çok büyüktür. O bakımdan Kur’an’ın açıklaması yapılırken, ayet kümeleri, mana bakımından bir birlik teşkil eden ayetler izah edilir. Ama sûrenin devamında bir başka konuya geçebilir, sûrenin devamında konu değişebilir. Yani ille bir sûrenin bir konuya ait olması diye bir durum mevcut değildir.

Peygamber Efendimiz ve ashab-ı kiram sûreleri birbirlerinden ayırmak için, birbirlerine anlatmak için sûrelere isimler vermişlerdir. Bazen bu isim bir tanedir, bazen müteaddit, pek çok isimleri olabilir bir sûrenin. Mesela el-Bakara Sûresi diyoruz, mesela er-Rahmân Sûresi diyoruz.

Bu isimler, ya sûrenin içindeki önemli konulardan dolayıdır… Mesela, Bakara Sûresi’nde Benî İsrâil’in Allah-u Teâlâ tarafından kesilmesi emredilen bir kurbanı, ineği kesmekteki tereddütleri anlatıldığından Bakara Sûresi denilmiştir. Bir inek kurban kesilecekti. Çünkü çevresindeki kavimler ineğe tapıyorlardı. Kesilmesi lâzım ki, onun Allah’ın bir yaratığı olduğu ve insanların hizmetinde olduğu, tapınmaya lâyık olmadığı anlaşılsın diye. Ama o zaman Benî İsrâil onu kesmekte zorlanmış. Çünkü kalıntılar var eski inançlarından. Allah-u Teâlâ Hazretleri kesilmesini buyurmuş, Mûsâ AS kesilmesini emretmiş. Onun için, 286 ayetlik o sûreye Bakara Sûresi denilmiş. Yani bu ineğin kurban edilmesi olayının anlatıldığı sûre demek oluyor. Hâlbuki bu elli sayfalık, iki buçuk cüzlük Kur’an-ı Kerim sûresinde, çok değişik konular da var. Kur’an-ı Kerim’de bu sûrelerin isimleri demek ki konusuyla ilgili olabilir.

Başladığı ilk kelime ile ilgili olabilir. Meselâ Tebâreke Sûresi diyoruz, (Tebârakellezî biyedihil-mülk) diye başladığı için. Aynı sûrenin Mülk Sûresi diye de adlandırılması vardır.

Mesela imanı bütün safiyetiyle anlattığı için, katıksız, halis muhlis imanı anlattığı için (Kul huvallàhu ehad) sûresine İhlâs Sûresi denmiştir. Kevser anlatıldığı için (İnnâ a’taynâ ke’l-kevser) diye başlayan sûreye Kevser Sûresi denmiştir. Ondan sonra, meselâ Kul huvallah, Kul eùzü birabbi’l-felak, Kul eùzü birabbi’n-nâs; bu üç sûreye Muavvizât denmiştir. Sondaki iki sûreye Muavvizeteyn denmiştir. Böyle çeşitli isimleri vardır.

Bunlar Kur’an-ı Kerim deki sûre başında ayrı bir çerçeve içine, başlık çerçevesi içine yazılır. Ve bu çerçeve içindeki bu isimler Kur’an-ı Kerim’den değildir. Yani Kur’an-ı Kerim’in o bölümünün bilinmesi içindir. Burada sûresinin adı, ayet sayısı, Mekkî veya Medenî oluşu yazılmıştır ama bilgi olsun diye yazılmıştır. Yâni vahiy olduğu için değil. Meselâ: (Sûretü’l-Bakarah) Bakara Sûresi; (medeniyyetün) Medine devresine ait ayetlerden müteşekkil bir sûre; (Ve hiye sittîn ve semânine ve mietâni ayeh) O ikiyüzseksenaltı ayettir; diye başında bunlar yazar. Tabi her başlığın ille bunları yazsın diye bir mecburiyeti yok. Sadece sûre ismini yazıp, öylece geçen baskılar da vardır. Bu bizim kullanmakta olduğumuz Kur’an-ı Kerimlerdeki durumu söylüyorum. O başlıklar Kur’an-ı Kerim’den değildir.

* Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan, AKRA FM, Tefsir Sobeti,  6 Ekim 1998 (Bir bölümü) 

(1) Al-i İmran Sûresi, 7. Ayet

(2) Mü’min Sûresi, 1. Ayet; Fussilet Sûresi, 1. Ayet; Şura Sûresi, 1. Ayet; Zuhruf Sûresi, 1. Ayet; Duhan Sûresi, 1. Ayet; Casiye Sûresi, 1. Ayet; Ahkaf Sûresi, 1. Ayet

(3) Ta Ha Sûresi, 1. Ayet

(4) Ya Sin Sûresi, 1. Ayet

(5) Meryem Sûresi, 1. Ayet

(6) Şura Sûresi, 2. Ayet

(7) Şuara Sûresi, 1. Ayet; Kasas Sûresi, 1. Ayet

(8) Rahman Sûresi, 1. Ayet

(9) Karia Sûresi, 1. Ayet

(10) Duha Sûresi, 1. Ayet

(11) Duha Sûresi, 2. Ayet

(12) Hakka Sûresi,1. Ayet

(13) Müddessir Sûresi, 21. Ayet

(14) Rahman Sûresi, 64. Ayet

(15) Bakara Sûresi, 255. Ayet

(16) Bakara Sûresi, 282. Ayet