Kullukta Ahde Vefa

Bir Müslümanda bulunması gereken güzel huylardan biri olan vefakârlık, yapılan iyiliği bilmek verilen nimetlere karşılık nankörlük etmemek, ahde vefa ise sözünün gereğini mutlaka yapmaya çalışmaktır.

En büyük vefa insanın yaratan yüce Rabbini tanıması, kulluk görevlerini yapması, verdiği nimetlerin kıymetini bilip sorumluluklarını yerine getirmesidir. İnsan Allah’a itaat ve ibadetle kulluk ederek Elest bezminde yaptığı ahde vefasını gösterdiği gibi, kendisine iyilik yapanlara da vefalı olmalı, sözlerinin arkasında durup yerine getirmeye çalışmalıdır.

Kişinin verdiği söz bir borçtur. Peygamber (sav) efendimiz bu konuda: “Sözden dönmek münafıklık alametidir ” ve “Vaad vergidir” buyurmuştur. Yani verilmiş mal gibidir geri alınmaz. Dil, söz vermek için adeta yarışır. Fakat nefis verilen söze vefa göstermeye çoğu kere yanaşmaz. Bu sebeple verilen söz hulf olur (verdiği sözde durmamak). Bu ise nifak belirtilerindendir. Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Verdiğiniz sözleri yerine getirin…” (5/1)

( 5/ 7 ) Müminlerin; “Elest bezminde ruhların ‘Kalu bela’ (evet Rabbimizsin demeleri)” ile inanıp söylediği şehadet kelimesi ve: “Yarabbi! Dinledik ve itaat ettik. ” ifadeleriyle, O’nun hâkimiyetine girmeye ve İslam’a uygun yaşamaya söz vermeleri demektir. Allah-u Teâla bu ayetlerde bu ahitleşmeyi hatırlatmaktadır. Buna göre cisimler âleminde bütün ahitlere vefalı olmak gerektir. Allah’ın dostlarıyla olan ahitleşme de buna kıyas edilmelidir.

Hz. Peygamber (sav)  Hz. Ebu Bekir (r.a) ‘e şöyle demiştir: “Ey Ebu Bekir! Doğru söylemeye, ahde vefa göstermeye ve emaneti korumaya devam et. Çünkü bunlar, peygamberlerin vasiyetleridir. Vefa göstermeyenler için ahirette başka bir bayrak dikilir.” İşte bu ihanet edenlerin halidir” diye teşhir edilir.”

Hz. Ali (r.a): İhanet edene vefa göstermek ihanet, mazereti olanlara vefa göstermek ise Allah katında vefadır” demiştir. (Bursevi iman esasları) Allah Teala Hz.leri şöyle buyuruyor: ” Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde sadakat gösteren nice erler vardır.” (33/23)

İnsan yeryüzünde sorumsuz olamaz, bilakis o sorumlulukların en büyüğü olan kulluk vazifesini yüklenmiş ve bu yüklendiği sorumluluğun ağırlığıyla doğru orantılı olarak mükâfatlarla müjdelenmiş ya da büyük azaplarla korkutulmuştur.(33/15)  Yine başka bir ayette: “(İşte) onlar; Allah’ın (Rabliğini kabul ve O’na kulluk) ahdini yerine getirenler ve anlaşmayı bozmayanlardır.” (13/20)  diyerek hakkı gören akıl sahipleri olarak nitelendirilmişlerdir.

Bütün insanlık için numune-i imtisal olan Peygamber (sav) Efendimiz ahde vefanın da en güzel misallerini bizlere göstermiştir. Henüz peygamberliğinden önce birisine verdiği sözden ötürü üç gün o kişiyi orada beklemiştir. Rasulullah (sav) efendimiz Mekke’den Medine’ye hicretten önce akabeye gelen Müslümanlardan biat aldı. Anlaşmanın maddeleri şöyle özetlenebilirdi: “Refahta olduğu kadar sıkıntıda da, sevinçte olduğu kadar üzüntüde de dinlemek ve itaat etmek başta gelir. Seni kendi nefsimizin üstünde tutacağız. Peygamber Efendimizde “-Ben sizdenim, siz de bendensiniz. ” buyurdu ve karşılığında Cennet olduğunu ifade etti. Mekke’nin fethinden sonra ikinci gün Medineli Müslümanları en asil endişe sardı: “Allah, Resulüne doğup büyüdüğü şehrin fethini nasip etti, bundan sonra kendi memleketine mi yerleşir, yoksa bizimle Medine’ye mi döner?” Peygamberimiz endişelerini yüzlerinden sezmişti, ne konuştuklarını sorup öğrenince onlara şunları söyledi: ” Öyle bir şey yapmaktan Allah’a sığınırım. Hayatım hayatınız, ölümümde ölümünüzdür.” (ibni Hişam, siyre) Akabede canlarıyla birbirine Allah için bağlananlar, böylece bağlılıklarını teyit etmişlerdi.

Enes b. Malik (ra) den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Emaneti (güvenilirliği) olmayanın imanı, ahdi olmayanın da (sözünde durmayanın da) dini tam (kâmil) değildir.” (Beyhaki)

Kuran-ı Kerim’de Firdevs cennetine varis olacaklar diye bahsedilen müminlerin özelliklerinin anlatıldığı  (Mü’minun/ 8) ayette ” Onlar (o müminler ) ki emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler.” diyerek bir özelliklerinin de sözlerinde durmak olduğu bildirilmiştir.

Emanet dar mana da korunmak üzere bir kimseye verilen mal olarak algılanıyorsa da geniş ve algılanması gereken manasıyla mümin kişiliğin ayrılmaz bir parçası olan güvenilirlik, sadakat, hatta insana yüklenilen tüm sorumluluklar bütünüdür. İnsan sorumluluklarına gösterdiği titizlik nispetinde Allah (cc) ve insanlar nezdinde güvenilirliğini ispatlar.

Ahd ise insanın gerek Allah (cc) gerek Peygamber (sav) gerekse insanlarla yaptığı bütün sözleşme ve taahhütleri kapsamaktadır. Söz vermek insana borçtur. Sözünde durmak için irade, nefse hâkimiyet, kuvvetli bir niyet sahibi olmak ve samimiyet gerekir. Mevlana hz. lerinin bir sözü var:” İstediğin kadar namaz kıl, sadaka ver, umut verip yolda bıraktıklarının gönül sadakasını veremezsin.”

Vahiy bu konu da insanı uyarmakta ve ” niçin yapamayacağınız şeyleri söylersiniz?” diye insanı ihtar etmektedir. Bu nokta da insanın kendini ve içinde yaşadığı çevreyi toplumu iyi değerlendirip yapamayacağı işleri net bir şekilde ortaya koyması gerekir. Çünkü insan yapamayacağı şeylerden değil, söz verdiği halde yapmadıklarından sorumludur. Sözünde durmak imandandır, sözünden dönmek olgun bir kişiliğe sahip olunmadığını gösterir. İnsan sorumlulukları nispetinde değer kazanır.

Fert ve cemiyet hayatının gelişmesi karşılıklı ilişkilere, ilişkilerde çeşitli anlaşma ve sözleşmelere bağlıdır. Bunlar olmadan sosyal ve ekonomik gelişim söz konusu olamaz. Yapılan anlaşmanın gereğini istemek kazanılmış bir hak,  onu yerine getirmekte kabul edilmiş bir görevdir. Verdiği sözü tutmayan karşı tarafın hakkını ve kendi görevini yerine getirmemiş olur. Bu nedenle, verilen sözün yerine tutulmaması münafıklığın üç alametinden biri sayılmış ve Müslümanlar bundan sakındırılmıştır.

Dost ile ettiğin ahdi unutma

Gel gönül dost illerine gidelim

Sakın bu fânîde sen vatan tutma

Gel gönül dost illerine gidelim, demiş Aziz Mahmud Hüdai Hz.leri

Nezahat Külekçi

 

KAYNAKLAR:

Feyzül Furkan Kuranı Kerim Meali

Kırk hadis Şerhi Şahver Çelikoğlu

Tasavvufi ahlak Mehmed Zahid Kotku (ks)

Kuranı Kerim Tefsiri Ömer Nasuhi bilmen

Peygamberler ve Tevhid mücadelesi İsmail Çakan ve Mehmet Solmaz