Kulluğun En Güzel Nişanesi Ahde Vefa (2)

Rasulullah ile olan ahdimiz

Peygamber Efendimiz Allah’ın hatemül enbiya, ahsen-i huluk, seyyid-i kâinat olarak göndermiş olduğu biricik rasulü ve kuludur. O’nun ümmetine bırakmış olduğu iki büyük emanet vardır. Biri hz. Kur’an diğeri sünnet-i seniyye. Ümmetine tevdi ettiği bu iki emanete her bir mü’min sımsıkı sarılmalı ve ayrılmamalıdır. Rasulüllaha ittiba ve itaat Allah’ın emridir.

(Ey Rasûlüm!) De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.”  (AL-İ İMRAN: 31)

“(Rasulüm!) Sana (samimiyetle) biat edenler (ölünceye kadar sana bağlılığa ve İslâm uğrunda savaşmaya söz verenler) ancak Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın (kudret) eli onların ellerinin üstündedir. Artık kim (bu bağlılığı) bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a söz verdiği şeyi yerine getirirse, O da ona büyük bir mükâfat verecektir.” (FETİH: 10)

   Âyet-i kerîmede Allah’ı tanımak ve bilmekten değil, O’nu sevmekten söz edilmektedir. Çünkü samimi sevgide, münâfıklık olmayıp yakın ilgi, alâka ve bağlılık vardır. Bundan dolayı bir şeye ne kadar ilgi ve alâka gösteriliyorsa, ona olan sevgi de o ölçüde demektir. Allah’ı sevmenin ölçüsü de O’nun emirlerini içtenlikle sevmek, yakın ilgiyle onları yerine getirmek, Resûlü’ne/onun sünnetine uymak ve onun prensiplerini örnek almaktır. İşte buna karşılık da yüce Allah, bizi seveceğini ve mağfiret edeceğini vadetmektedir. Ayrıca Hz. Peygamber’in emrine aykırı davrananlar içindir.

Rasulullah Efendimize olan ahdin gereği nedir?

Ümmet olarak Rasulullahın sünnetine uymak

O’nun ahlakını benimsemek

O’nun ümmetine hizmet etmek

 

Kullar ile yapılan ahidler

“Müminler ancak kardeştir.” düsturu ile temelde kardeş ilan edilmiş olan müminlerin birlerine karşı kardeşlik vazifelerini yerine getirmeleri. Hastalandığında ziyaret. Zor zamanında ve İhtiyaçlı anında ilgilenmek. Doğru istikamette yürümesine yardımcı olmak. Cevr-ü cefasına katlanmak. Vefatından sonra geride kalan aile efradıyla ilgilenmek. Haset ve gıybet etmemek. Asla aleyhinde olacak iş yapmamak vs.

Ebû Mûsâ -radıyallâhu anh- şöyle der:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Müslümanların en fazîletlisi kimdir?” diye sordum.

“–Dilinden ve elinden müslümanların emniyette olduğu kimse.” cevabını verdi. (Buhârî, Îmân 4, 5, Rikâk 26; Müslim, Îmân 64, 65)

Güvenilir olmak ve ahde vefâ, yâni verilen sözlere, yapılan anlaşmalara sadâkat, toplumsal hayatın en önemli huzur ve asayiş ilkesidir. Toplumun ve fertlerin sekinet ve huzuru, insanların emîn olmalarına ve ahitlerine riâyet etmelerine bağlıdır. Bu vasıf olmadan ne dînin ne de dünyânın ıslâhı aslâ düşünülemez.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Emanete riâyeti olmayanın imanı yoktur, sözünde durmayanın da dini yoktur ” (Ahmed b  Hanbel, Müsned, III, 135, 154, 210, 251 )

Başka bir hadislerinde ise şöyle buyurmaktadır: “Dört vasıf vardır ki, bunlar kimde bulunursa, o kişi tam münâfık olur. Kimde de bu vasıflardan biri bulunursa, onu terk edinceye kadar o kişide münâfıklıktan bir sıfat kalmış olur: Kendisine bir şey emânet edildiği zaman ona ihânet eder. Konuştuğunda yalan söyler. Söz verince sözünden döner. Düşmanlıkta haddi aşar, haksızlık yapar.” (Buhârî, Îmân 24, Mezâlim 17; Müslim, Îmân 106)

 

Kulun kendisine olan Ahdi

Kendisine emanet edilen değerlerine sahip çıkmak ve korumak. Ona emanet edilenler nelerdir?

1.Ruh emaneti

2.Beden emaneti

3.Neslini Koruma emaneti

4.Mal emaneti

5.Akıl emaneti

Ruh temelde ve fıtratta tertemiz yaratılmış olan bir varlıktır. Ruhun bu berraklığını, saf ve duru halini korumakla, iman nuru ile onu zinetlendirip amel ederek ihlasını arttırmakla takviye etmelidir. Çünkü ruhun anavatanı ahiret âlemi olduğu için o her daim orayı özlemekte ve ahirete dair her fiil ve söz onu mesut etmektedir. Rabbinden uzaklaştıran her şey de onu huzursuz ve mutsuz eder.

Beden insana verilen en değerli varlık olup korunmaya muhtaçtır. Sağlıklı olmasına, her bir uzvun fıtratına göre kullanılmasına dikkat etmelidir. Can insana emanet olduğu için dinimizde kişi canına kast edemez. Nasıl bir başkasının canına kast edemezse kendi canına da kıyamaz, eziyet ve zulüm yapamaz.

Mal emanettir. “Benim malım istediğim gibi telef eder, harcarım.” diyemez. Malının zekâtını vermeli, israftan kaçınmalı, helal yoldan kazanılmasına son derece dikkat etmelidir.

Neslin korunması da kişiye bir emanettir. Zinadan ve her türlü gayr-i meşru yollardan sakınmalıdır. Neslini helal olan evlilik yolu ile devam ettirmelidir.

Akıl da emanettir. Onun için içki, uyuşturucu gibi aklı gideren her türlü şey İslam’da yasaktır. Aklını hayır işlerde kullanmalı, muhakeme ve düşünce sistemini şer yollara yönlendirmemelidir.

Peygamber Efendimizin güzide ashabı ahde vefa konusunda çok titiz davranırlardı. Ashaptan bir zat bir gün Hz. Ali’yi, iki koç kurban ederken gördüm ve ona sordum diyor:

 

“–Niçin böyle yapıyorsun?” Hz. Ali şöyle dedi:

 

“–Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bana, vefatından sonra kendisi için de kurban kesmemi vasiyet buyurmuştu. İşte ben O’nun vasiyetini yerine getirmek üzere kesiyorum! Bundan sonra da kesmeye devâm edeceğim!” dedi.

(Ebû Dâvûd, Edâhî, 1-2/2790; Ahmed, I, 107)

Berâ bin Ma’rûr (RA) Akabe Bey’ati’ne on iki temsilciden biri olarak katılmıştı. Hazret-i Berâ, hac mevsiminde Mekke’ye geleceğini Peygamber Efendimiz’e vadetmişti. Ancak hac mevsimi gelmeden ölüm döşeğine düştü. Bu durumda âilesine: “ Allâh’ın Rasûlü’ne olan vaadim sebebiyle beni Kâbe’ye doğru çeviriniz. Çünkü ben O’na geleceğimi söylemiştim.” dedi ve böylece hem hayattayken hem de öldükten sonra Kâbe’ye yönelenlerin ilki oldu.

 

Fahr-i Kâinât (sav) Medîne’ye geldiğinde ashâbıyla birlikte Berâ bin Ma’rûr -radıyallâhu anh-’ın kabri başına gitti. Saf bağlatıp cenâze namazı kıldırdı:

“Allâh’ım onu affet! Ona rahmet et ve ondan râzı ol!” diye duâ etti. (İbn-i Abdilber, I, 153; İbn-i Sâ’d, III, 619-620)

Peygamberimiz randevularını da hiç aksatmadı

Abdullah b. Ebu Hamza, kendi rivayetine göre, Rasûlüllah’dan bir şey satın almış ve ödenecek bir miktar bakiye kalmıştı. Bu ödeme için ona gideceğine dair söz vermiş, fakat verdiği sözü de unutmuştu.

Peygamber Efendimizin kendisini bekleyeceği yere gittiğinde onu halâ kendisini bekliyor buldu.

Peygamberimiz sadece şöyle dedi: “Bana büyük bir mesele ve güçlük çıkardın. Üç gün­dür burada seni bekliyorum.”

 

TASAVVUFTA AHDE VEFA

Tasavvufta bir müridin, mürşidine sadık ve bağlı kalacağına, Allah için, Allah yolunda onun terbiyesine teslim olacağına, haramlardan kaçıp helal ve hayırlara sarılacağına, günahlardan tevbe edip bir daha yapmayacağına, ahlakını güzelleştirme çabasıyla ibadetlere müdavim olacağına dair söz vermesine ve buna Allah’ı, Rasulünü ve mürşidini şahit tutmasına ” intisap ” denir. Mürşid kabul edilen zatın müteselsilen Peygamber Efendimize kadar silsilesi uzanmalıdır. Müridleri yetiştirmede mahir, liyakat sahibi icazetli olmalıdır.

Rasullullah’ın varisi olan mürşidine İntisap eden müride lazım olan ilk şey ihlastır. Sonra ahdine vefa göstermek lazım gelir.

Prof. M. Es’ad Caşan (r.aleyh) şöyle diyor:“Sadık ve vefakâr bir mürit olarak yapabileceğimiz en güzel işlerden biri kendimizi mânevî yönden düzene sokmaktır; zikirleri muntazam yapmak, haramlardan ve günahlardan şiddet ve dikkatle kaçınmak; ibadât ve taat, hayrât ve hasenâtımızı halisâne yapmak hem bizzat kendimize fayda verir, hem de kazandığımız sevapların bir misli aynen Hocamız’a gider, onun defterine de yazılır ”

“Bir kişi mürşid-i kâmilleri, Allah dostlarını Rasulullah âşıklarını, evliya ve esfiyayı, ulema-i amilin ve arifin-i vasilini sevecek, peygamber Efendimizi sevdiği gibi. Çünkü âlim-i fazıl ve mürşid-i kâmiller “verese-i nebi “ dirler. Peygamberlerin hakiki varisleri, Müslümanların manevi efendileri, ümmetin emanet edildiği emniyetli sahipleri, hilafetin gerçek malikleri, salahiyetlileridirler. İbadullahın irşadı onlara havale edilmiş, ümmet-i Muhammed onlara emanet kılınmıştır.”
Mürşide olan ahdin gereği nelerdir?

  • Sağlam bir itikad
  • Hüsn-ü ittiba
  • İbadetlerde gayret
  • Günahlardan kaçınma
  • Hizmet

Ahde vefa bir güzel haslet ve vazifedir ki Allah cc.  kulunun samimiyetle gayretini, azim ve istikrarını, dosdoğru istikamet üzere olmasını sever ve ister. Efendimiz nazarında ümmetinin ahdine vefası kadar kıymeti vardır. Melekler dosdoğru, emin, zikir ehli, müttaki kullarla beraberdir. Kâinattaki tüm mahlûkat ve mevcudat ahdine vefalı kulun duacısı ve hayranıdır. Çünkü ondan hiç bir zarar gelmeyeceğini bilirler. Ve bilirler ki Allah’a vefası olanın mahlûkata vefası olur.

Konumuzu Peygamber Efendimizin şu duası ile bitirelim:

“Allahım! Gücüm yettiği kadar ahdine ve vaadine sadakat gösteriyorum”

 

Arife Karatekin

 

Kaynaklar:

Kuran-ı Kerim Meali (Hasan Tahsin Feyizli)

Başmakaleler ( Prof. Dr..M. Es’ad Coşan )

Avarif’ul Mearif