Küçülen “Evler” ve “İnsana” Etkileri

Eskiden diye başlayan ne çok cümleler kurar oldu. Ne çok şeyi eskittiğimiz için midir bilinmez elbet ama muhabbetlerimizde çok kullanır olduk bu sözcüğü…

Ben size bugün “ne güzeldi eskiden evler, mahalleler, komşuluklar” deyip eski evlerden bahsetmek istiyorum. Öyle ya ne güzeldi eski evler. Kocaman balkonları vardı mesela, büyük salonları, misafir odaları ve geniş mutfakları… Öyle çoğunun tabiri ile lüks eşyaları yoktu belki. Sadece bolca yün ya da pamuktan yatak ve yastıklar “yüklük” dedikleri yerde üst üste istifli olurlardı. Büyükçe, içinde sadece kilim ve minderlerden oluşan sedir salonları olurdu. Yemek ikramları için yassı geniş bakır sinileri, buz gibi ayran ikramı için toprak testileri… Misafire evde ne varsa imkân çerçevesinde ikram edilirdi güler yüzle, samimiyetle. Ondan olacak ki hem misafir mutlu olurdu hem ev sahibi.

Öyle her odayı ısıtacak bir şeyler yoktu. Evin bir yerinde ısınma ihtiyacı karşılanırdı. Hep birlikte aynı odada vakit geçirilirdi. Bir soba, kuzine tüm yürekleri ısıtmaya yeterdi. Yemek birlikte yenirdi, birlikte muhabbet edilir, birlikte gülünüp birlikte acılar paylaşılırdı.

Günümüzde artan şehir nüfusları, daha küçük ve daha yüksek yapıları beraberinde getirdi. Artık evler 60-65 m2 ye düşürüldü. Öyle geniş salonlar, mutfaklar, misafir odaları, ferah balkonlar, bahçeler de kalmadı. Artık her odada ayrı ısıtıcı olduğu için bir evin bireyleri bile ayrı odalarda vakit geçirir oldu. Misafir ağırlamayı bırakın, evin kendi halkı bile sığamaz oldu bu daracık evlere. Herkese yük oldu misafir ağırlamak ve kalabalık nüfus. O kadar dar ev sahibi olan insanlar önce çocuk sayısını azaltır oldu. “Tek çocuk yeter” dedi, çocuklarını kardeşten mahrum bıraktığını, gerçek bir aileden mahrum ettiğini düşünemedi. “Salon çok küçük, misafir odam da yok” dedi akrabalık bağları zayıfladı. Evde samimi bir ortamda az ama çok muhabbet ile yenilecek yemekler; dışarıda lüks restoranlara taşınır oldu… Dışarıda buluşulup dışarıda yemek yer olduk.

Gelin biz evlerimizi yeniden şen haneler yapabilmek için niyet edelim. “Ameller niyetlere göredir” derler biz niyetle başlayalım. Çocuklarımızı en iyi binaları yapacak, en iyi şehirleri kuracak, en iyi adaleti sağlayıp en güzel eğitimleri verecek, en iyi doktorlar, mühendisler, hukukçular, eğitimciler olarak en güzel erdemlere sahip bireyler olarak yetiştirelim. Küçük te olsa misafirleri evimizde ağırlayalım, buluşmaları dışarıda değil evlerimizde yapalım. Birbirimizi arayıp soralım, gidip ziyaret edelim. Bir masanın etrafında toplanıp yemeğimizi beraber yiyelim. Evlerimiz küçük diye ruhumuzu da, insanlığımızı da bozmayalım. Dost kazanalım, sevgi tohumları ekelim ve hep sevelim…

Unutmadan size daralan evlerinizin genişlemesi için Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan (rha) hoca efendiye ait ipucu olacak cümlelerle yazımızı bitirmek isteriz. J

Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed-i Mustafa Efendimiz -O’na salât ü selâm olsun- buyuruyor ki:

“İçinde Kur’an-ı Kerîm okunan eve melekler gelir, şeytanlar orayı terk eder, kaçar; o ev içinde yaşayan kişiler için genişler, ferahlaşır; hayrı çoğalır, şerri azalır, gider.”

Demek ki mutlu bir yuvanın sırlarından biri de içinde ibadet etmek, Kur’an-ı Kerîm okumak oluyormuş.

Siz de evinizi gökten bakılınca pırıl pırıl parlayan nurlu bir yuva yapmak istemez misiniz? [1]

[1] Çocuklarla Başbaşa, İstanbul 2013, s. 61-64.