Küçük Halvet: İ'tikâf

4-jpg

Allah (c.c)’ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun… Allah-u Teâlâ Hazretleri Ramazan ayının feyzinden, bereketinden, mânevî ikramlarından, ihsanlarından cümlenizi istifade eden, Ramazandan faydalanan, yararlanan, Ramazanda kazanan kullarından eylesin… Mahrum kalan kullarından eylemesin…

Geçtiğimiz hafta sonundan itibaren mâh-ı gufrân Ramazan-ı Şerif ayının son on gününe girmiş bulunmaktayız değerli dostlar. Ramazanın son on günü de, Ramazanın daha önemli kısmıdır. Bu son on gün fevkalâde önemlidir. Peygamber (sas) Efendimiz, kendisi Allah (c.c) ‘ın en sevgili kulu, en büyük iltifatlara, mükâfâtlara, makamlara nâil olmuş kulu olduğu halde, üç aylar gelince halini değiştirir ibadetlerini arttırırdı. Ama Ramazanın son on günü gelince, daha da gayrete gelirdi; hattâ yatağına girmezdi mübarek Peygamber (sas) Efendimiz.

Aziz ve sevgili kardeşlerim, bazı insanlar bilemezler. Cenâb-ı Mevlâ ile kulluğunu nasıl yapacak; niyazını, münâcaatını, yakarışını, yalvarmasını, kulluğunu nasıl yapacak, birçokları bunu bilmez. İslâm bunu öğretiyor. Dinimiz İslam aşık-ı sàdıkları yetiştiren bir din. Yunus Emre’den, Mevlânâ’dan, Eşrefoğlu Rûmî’den, ilâhîlerinden bildiğimiz o aşk, o muhabbetullah; işte İslâm bu aşkı kazandırıyor.

O güzel aşk u şevk, Allah’la bir olmak, tenhalarda Cenâb-ı Mevlâ’yı, Vâcibül-Vücud Hazretleri’ni, her yerde hàzır ve nâzır olan Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin varlığını hissedip, ona yakından ibadet ederek, gözyaşları dökerek güzel kulluk etmek; işte bu i’tikâf onun bir vesilesidir. [1]

İ’tikâf, tamamen ibadete yoğunlaşmak demektir. Camide yatıp kalkıp, uykusunu azaltıp çok ibadet etme ibadetidir. Camiye sığınıp caminin ehli olmak, cami kuşu olmak ibadetidir.

Küçük halvettir. Halvet veya çile de çok büyük ibadettir, biliyorsunuz. Kırk günlük bir ibadettir. İtikâf da on gün olduğundan biraz küçük oluyor, onun için küçük halvet diyebiliriz.[2]

Peki bu i’tikâfa girmede, daha da yoğun ibadet eder hale gelmede amaç nedir?.. “Ramazan geçiyor artık, en sonunda sonuca ulaşayım, yâni yarışı kazanayım, Cenâb-ı Hakk’ın lütfuna rahmetine ereyim!” diye. Onun için, son derece gayret gösteriyoruz, bitirirken güzel bitirelim diye.[3]

Bu önemine binaen i’tikâfı size hatırlatacak bir paylaşımda bulunmak istedim.

Ahmed ibn-i Hanbel’in, İmam Müslim’in, İmam Tirmizî’nin, İmam İbn-i Mâce’nin, Ebûbekr-i Sıddîk Efendimiz’in mübarek kızı, Peygamber (sas) Efendimiz’in mübarek genç zevcesi Aişe-yi Sıddîka vâlidemizden rivayet ettiklerine göre, Peygamber (sas) Efendimiz Ramazanın son on gününde ibadete düşkünlüğünü arttırırdı:

RE. 551/13 “Ramazanın son on günü girdiği zaman, başka zamanlarda yapmadığı miktar ve ölçüde, ibadet ve tâatini daha da arttırırdı.”

Mübarek zâten Allah’ın en sevgili kulu, Makâm-ı Mahmud’un sahibi, seyyidil-evveline vel-âhirîn, insanların, kâinatın serveri, peygamberlerin önderi… Ona rağmen aşk ile şevk ile muhabbetullah ile şevkullah ile böyle Ramazanın son on gününde çalışırdı.

Yine Buhàrî’nin, Müslim’in, Ebû Dâvud ve Neseî’nin –ki bunlar Sıhah-ı Sittenin sahiblerinden dört tanesi– Aişe-i Sıddîka validemizden rivayet ettiği bir başka sahih hadis-i şerifte:

RE. 533/2  Hazret-i Aişe validemiz buyurmuş ki: “Ramazanın son günü geldiği zaman, artık Peygamber (sas) Efendimiz gayretini çok daha da fazla arttırırdı.” Sanki böyle çok mühim iş yapacak, çok çalışacak insanın eteklerini toplayıp, paçalarını sıvadığı gibi, kollarını sıvadığı gibi büyük bir gayrete gelirdi. Zaten her günü, gecesi ibadetle geçtiği halde, artık müstesnâ bir şekilde i’tikâfa yönelirdi.

Ramazanın son on günü gelince Peygamber (sas) Efendimiz yatağına girmezdi. Bir…

–İbadet kişisel bir şey de, kimseye karışmamak lâzım, sessiz sedasız ibadet etmek lâzım! Zâten geceleyin de herkes uykuda oluyor, kimse görmeden yapılıyor bu ibadet…

“Gecesini ihyâ ederdi. Yâni geceleyin uyku uyumaz; namaz kılarak, ibadet ve niyazda bulunarak zamanını geçirirdi.” İki…

Üçüncü cümlesi de: “Ailesi efradını da uykudan uyandırırdı. ‘Hadi bakalım siz de bu sevaplardan istifade edin, siz de kaçırmayın bu güzel imkânları; siz de çalışın çabalayın!’ diyerek ailesi efradını da kaldırırdı.”

Peygamber (sas) Efendimiz ailesini de kaldırırdı. Ailesi efradına da acıdığı için, onları da sevdiği için, onlar da mahrum kalmasın diye onları da kaldırırdı. Bu da önemli, buna da dikkat etmenizi istiyorum.

İşte Peygamber Efendimiz de bu son on günde, böyle eşini, ailesini, çoluk çocuğunu da kaldırırdı. Bunu öğrenmiş olduk. Biz de inşaallah çoluk çocuğumuzla, aşk ile şevk ile, aile boyu tatlı ibadetler ederiz.

Sonra bir adet-i seniyyesi daha vardı Peygamber (sas) Efendimiz’in… Enes RA’den Hanbelî mezhebinin imamı ve aynı zamanda büyük âlim olan Ahmed ibn-i Hanbel rivayet etmiş:

RE. 539/9 “Peygamber Efendimiz seferde olmadığı zaman, Medine-i Münevvere’de bulunduğu zaman, mukîm halinde, ikàmet halinde bulunduğu zaman; Ramazanın son on gününde i’tikâfa girerdi.

Biliyorsunuz, Medine-i Münevvere’ye gitmiş olanlar çok iyi hatırlayacaklar, Peygamber Efendimiz’in odaları, hücre-i saadeti mescide bitişikti. Türbesi zâten vefat ettiği odasıdır. O kadar yakın olduğu halde eve gitmezdi, evi bırakırdı camiye giderdi. Camide yatar kalkardı, camide i’tikâf ederdi. Yâni ailesinden de ayrılmış oluyor. Artık tamamen kendisini Cenâb-ı Rabbül-İzzet’in ibadet ve taatine tahsis etmiş oluyor o zamanını… Mukim olduğu zaman böyle yapardı.

Ama bir yolculuk, bir savaş, bir cihad, bir iş dolayısıyla müsaferet halindeyse, sefer halindeyse, o Ramazanın son on gününde yapamamışsa i’tikâfı; gelecek yeni senede Ramazan geldiği zaman, bu sefer on gün değil yirmi gün i’tikâf yapardı.”

Tabii yirmi gün yapması, demek ki ötekisini kendisine bir vazife biliyor. O zaman sefer dolayısıyla yapamadığından, şimdi onu telâfi etmek için yirmi gün yapıyor demek. Buradan da anlıyoruz ki, i’tikâf icab ederse daha fazla olabilir.

Peygamber SAS Efendimiz, her yıl bu i’tikâfı yapmış. Bir keresinde mescide gelmiş bakmış ki, mescidin içinde özel bölmeler yapılmış, çadırcıklar kurulmuş.

“–Bunlar ne?” demiş.

Hanımların da i’tikâfa girdiğini öğrenmiş. O zaman, kadın erkek aynı mescidde karma bir şekilde yapmak istemediği için i’tikâfı; zâten bu i’tikâf ibadeti kadının erkekten, erkeğin kadından gece de ayrı olarak ibadet etmesi için olduğundan o zaman yapmamış ve Şevval ayında telâfi etmiş. Yâni Ramazan bayramından sonra o i’tikâfını yapmış. Hanımlar o sene mescidin içinde i’tikâf etmişler.

Hanımların i’tikâf yeri nedir?.. Evlerinin bir odasıdır. Evin sakin bir odasını kendilerine mescid edinirler, orada ibadet ve taat ederler.

Hanımlar evlerinde i’tikâf eder. Erkekler cuma namazı kılınan bir mescidde i’tikâf ederlerse, cuma günü çıkmak zorunda kalmazlar. Ama mahalle mescidinde, imam olan, müezzin olan her mescidde i’tikâf yapılabilir, caizdir.

İ’tikâfın en güzeli Mekke-i Mükerreme’de Mescid-i Haram’da, Medine-i Münevvere’de Peygamber SAS Efendimiz’in Mescid-i Saadet’inde olanıdır.

Allah hepimize güzel ibadetler yapmayı nasîb eylesin…

İnsanın Allah-u Teàlâ Hazretleri’ne aşkını, şevkini, kulluğunu, duygularını, niyazlarını sunmak için, onunla baş başa kalmanın gittikçe yoğunlaştığı mevsim üç aylar, üç ayların sonu Ramazan, Ramazanın sonu da bu son on gün…

Tabii bu son on günde bir başka incelik, özellik daha var. Her zaman i’tikâf yapılabilir, senenin her zamanında, Receb’de, Şa’banda da yapılabilir ama Ramazanın son gününde i’tikâf yapmanın ayrı bir önemi var.

Taberânî’nin Ali ibn-i Hüseyin’in babasından, yâni Hazret-i Hüseyin’den rivayet ettiğine göre, Peygamber (sas) Efendimiz buyuruyor ki:

RE. 74/1 “Ramazanın son on gününde i’tikâf etmek, iki hac ve iki umre yapmak kadar sevaplıdır.

Eh hacca gidemeyenler, parası olmayanlar, izin alamayanlar, işi müsait olmayanlar, bakın işte çeşitli imkânlar var! Cenâb-ı Hak garibanları, fukarayı da nasıl sevaplara eriştirecek yolları nasîb etmiş. Allah-u teàlha Hazretleri onlardan faydalanmayı bilip, faydalanmayı nasîb eylesin…

Nihayet sonuncu bir hadis-i şerifi, İbn-i Abbas RA rivayet etmiş Peygamber (sas) Efendimizden. Bu hadis-i şerif de şöyle:

RE. 236/10   “İ’tikâf yapan kimse, günahlarını durdurur.” Yâni günahları afv ü mağfiret olur, günahların işi biter mânâsına.

Biliyorsunuz, mu’tekif, i’tikâf yapan kimse demek. Akif de denilir. Hani Mehmed Akif Ersoy var ya, millî şairimiz, Allah rahmet eylesin. Akif ne demek, i’tikâf eden, yâni çok ibadet eden, kendisini belirli zamanlarda mescide tahsis edip, vaktini zamanını ibadete tahsis edip, mescidde kalıp, yatıp kalkıp Cenâb-ı Hakka ibadet eyleyen kimse demek… Akif de aynı mânâya, mu’tekif de aynı mânâya.

İnsan i’tikâf ettiği zaman günahlardan uzak kalmış oluyor. Mescid Allah’ın kalesi, mânevî bir kale; orada şeytanın çeşitli aldatmaları ihtimali az oluyor gibi ama o düz bir mânâ olur. Zâten günah işleyen, kendisini tutmasını bilmezse, mescidde de gıybet eder, dedi-kodu eder, başka şeyler yapar, başkasını ayıplar, yine günaha girebilir. Günah her yerde tehlike olarak mevcut…

Günahlarını affettirir, günahlarını durdurmuş olur, sildirmiş olur, men etmiş olur; günahlar artık hesaba girmez. Yâni günahlarından temizleniyor mu’tekif. Bir…

“Onun sevabı nasıl verilir? Ecirden ona ne gibi sevaplar kaydolunur, yazılır, akıtılır? Bütün iyi amelleri, hasenâtın hepsini icrâ eden, ifâ eden kimse ne sevaplar alıyorsa, o sevapları alır.”

Şöyle hasenâtın çeşitlerini düşünelim: Hasenât nedir?.. Namazdır. Namaz var i’tikâfta… Oruçtur. Oruç var i’tikâfta… Zikirdir. Zikir var i’tikâfta… Cihaddır. Nefisle cihad orucun içinde mevcut… Dua, tazarru ibadetin özü; tefekkür ibadetin özü; sükût ibadetin kaynağı sebebi, kendisi de ibadet… Hakîkaten her şey var. Allah da hepsinin mükâfatını kat kat fazla veriyor ki i’tikâf eden kimsenin günahları silinir. Bir de ecri bütün iyilikleri yapmış insanın ecri gibi olur. Öyle ecirler, sevaplar ona akıtılır, sevap hazinesi zenginleşir. Defterine bu güzel sevaplar yazılır demek oluyor. [4]

Ne mutlu Ramazan’ın son on günü camilerde itikâflara girip, halvetlerde diz çöküp, tenhalarda göz yumup, boyun büküp, zikir ve fikir ile gece ve gündüzlerini ihya edenlere! [5]

Hülâsası işin: Bu fânî dünya hayatı, imtihan alemi sona erdiği zaman; ecel gelip, vâde yetip insan ahirete göçtüğü zaman, Rabbimiz cümlemizi iman ile ahirete göçenlerden eylesin… Rızasına erenlerden eylesin… Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin…[6]

Derleyen Sultan Sönmez

 


[1]İskenderpasa.com, Cuma sohbetleri, İtikâfın önemi

[2] İskenderpasa.com, Cuma sohbetleri, İslam’a hizmet edelim

[3] İskenderpasa.com, Cuma sohbetleri, Ramazan ve Kadir Gecesi

[4] İskenderpasa.com, Cuma sohbetleri, İtikâfın önemi

[5] Baş makaleler 1, Nice mübarek ramazanlara, nice mesut bayramlara, syf: 285

[6] İskenderpasa.com, Cuma sohbetleri,İtikâfın önemi