Kritik Ve Analitik Düşünme Nedir? – 2

Kritik ve analitik düşünme karşılaşılan sorunların tutarlı, sağlıklı ve mantıklı bir şekilde çözümlenmesidir. Bir problemin çözümünde şu mantıki aşamaları takip etmek düşünülebilir:

  1. Problemin, meselenin iyi ve doğru anlaşılması.
  2. Konu üzerinde olabildiğince çok araştırma ve soruşturma yapılması, gereken bilgilerin toplanması.
  3. Ortaya çıkan alternatif çözüm yollarının tespit edilmesi.
  4. Mümkün çözümlerin bir bir denenmesinin tasarlanması.
  5. Bunlar içinden en iyi, en az riskli çözümün seçilmesi.
  6. Nihai çözümün uygulanması.

Bu sıralama kritik ve analitik düşünerek problem çözmenin aşamalarını göstermektedir.

Kritik ve analitik düşünebilen kişiler soru ve problemleri acık ve net bir bicimde formüle ederler. Gerekli bilgiyi edinir ve değerlendirirler. Güçlü kanıtları olan sonuçlara ulaşırlar ve bunları test ederler. Alternatif öngörüler ve teoriler geliştirerek pratik sonuçlara ulaşırlar. Karmaşık sorunların tespit edilerek çözümlenmesinde diğer kişilerle etkin ve uyumlu bir işbirliği kurarlar.

Ana bileşenlerini irdelemek kritik ve analitik düşünmenin anlaşılmasına ışık tutabilir. Bir haber, bir mesaj, bir iddia ya da bir durumla karşılaştığımızda ilk sormamız gereken soru `Mesele (ya da konu) nedir?` sorusudur. Buna başlangıç sorusu da denilebilir. Bu soru çok önemli ve kritik ve analitik düşünme surecini başlatan sorudur. Konunun bulunmasından sonraki adım, sonucun bulunmasıdır. Sonuç, bir yazarın ya da konuşmacının kabul etmemizi istediği ve vermeye çalıştığı mesajdır. Sonucun bulunması konunun bulunması kadar önemlidir. Sonucu bulabilmek için konunun ne olduğunu bir kez daha değerlendirmeliyiz. Sonucu bulmamızda yardımcı olabilecek bazı anahtar sözcükler işimize yarayabilir. Sonuç olarak, bu nedenle, kısaca, özet olarak, …gösterir ki… gibi ifadeler bizi sonuca götürür. Bu arada, verilen örneklerin, istatistiklerin, tanımların ya da kanıtların sonuç olmadığını, ancak sonuca varmada kullanıldığını hatırda tutmalıyız. Örnekler, istatistikler ve sunulan kanıt niteliğindeki verilerden sonra “peki ya sonra…?” sorusunu sorduğumuzda da sonucu çıkarabiliriz.

Kritik ve analitik düşünmede, kanıtlar üzerinde en çok durulması gereken kavramlardan biridir. Kanıt “Neden bu sonuca inanmalıyım?” sorusunun cevabıdır. Kanıtlar sonucu destekler ve bir argümanın geliştirilmesinde inandırıcı ve ikna edici bir rol üstlenirler. ‘Kanıtlar+ Sonuç=Argüman` denklemi kritik ve analitik düşünmede akılda tutulması gerekli çok önemli bir denklemdir. Argüman (iddia, görüş) varılan sonuç ve bu sonucu destekleyen kanıtlardır. Kanıtları bulabilmek için `…bir sonucu olarak…, ..nedeniyle…, …tarafından desteklendiği gibi, mesela….` gibi anahtar sözcükleri yakalayabilmek gerekir.

Kritik ve analitik düşünmeye başlamak, argümanları doğru tanımakla başlar. Argümanları ikna etme girişimleri olarak görebiliriz. Tam bu noktada, karşımıza kritik ve analitik düşünmeyle ilgili başka bir kavram çıkar: Retorik. Retorik, birisini bir şeye inanmaya, bir fikri benimsemeye ya da bir davranışı sergilemeye yazılı ya da sözel olarak ikna etme girişimidir. Ama bunu yaparken, inanç, kabul ya da davranış için güçlü kanıtlar ileri sürmek yerine, kullanılan sözcüklerin etki gücünden yararlanmak esas alınır. Bu yaklaşımın günlük yaşamımızda birçok örneğini görebiliriz. Kritik ve analitik düşünme, sözcüklerin ve sözcüklerin bir araya gelerek oluşturdukları söylemlerin büyüsüne kapılmadan verilmek istenen mesajın haklı gerekçeleri olup olmadığını görebilmektir. Burada `doğruluk` ve `geçerlilik` kavramlarına atıf yapabiliriz. Argümanın doğru ya da gerçek olduğu vurgusu, dayandığı kanıtların varılan sonuçlarla birlikte tutarlı olup olmadığıyla ilişkilidir. Başka bir deyişle, kritik ve analitik düşünme kanıtlarla desteklenen bir argümanı sözcüklerin ya da terimlerin manipülatif gücünü kullanarak geliştirilen argümanlardan ayırt edebilmektir.

Kritik ve analitik düşünme için argümanları oluşturan bilgilerin taşıması gereken bazı temel standartlar vardır. Her şeyden önce, bilgi bilimsel veri niteliği taşımalıdır. Kaynağı belli ve muteber olmalı, doğruluğu aleyhine kanıt bulunmamalı, zanna dayanmamalı (zannı galib hariç), kesin olmalı, şüphe barındırmamalı, diğer bilgi bileşenleriyle birlikte bütünlük oluşturabilmelidir. Aşağıdaki örnekler kritik ve analitik düşünmede sözünü ettiğimiz kanıta dayalı argümanlar ve kanıtlarla desteklenmemiş olanları karşılaştırmaktadır:

  • Desteklenmemiş argüman
  • Kanıta dayalı argüman

“A televizyonu X`i İncil okurken görüntüledi. X aslında dindar geçinen, ama menfaat düşkünü birisidir.”

“X, kutsal kitaplar hakkında akademik araştırmalar yapan bir ilahiyat profesörüdür. A Televizyonu, X’i İncil okurken görüntüledi.”

“X firması pahalı ve bir o kadar da paracı bir firmadır.”

“X firması kaliteli mal üretmektedir. Ürünleri uzun süre dayanmakta ve kaliteli malzemeden üretilmektedir. Bu yüzden diğerlerine göre biraz daha pahalıdır.”

“X partisi yetkilisi `bütün sorunların çözümü bizdedir` dedi.”

“X partisi ….konularının çözümüyle ilgili olarak .…ilkelerini benimsemektedir.”

“X, Y`i çok sevdiği için Z de X`i sever.”

“X, Y`yi kendisi için değil, Allah için sevdiğinden Z de X`i sever.”

Bazı durumlarda bir konuda olumlu ya da olumsuz düşünmemize neden olabilecek karşıt kanıtlar söz konusu olabilir. Geleneksel olarak, kültürümüzde yer alan ve Nasreddin Hoca`ya atfedilen bir fıkrayı ele alalım:

Nasreddin Hoca`ya bir davacı ve bir davalı başvurur.

Nasreddin Hoca önce davacıyı dinler. Sonunda davacının ortaya koyduğu gerekçeleri yeterli bularak davacıya “haklısın” der.

Yardımcısı araya girer ve şu uyarıyı yapar: “Hocam! Bir karar vermeden önce iki tarafı da dinlemelisiniz.”

Bunun üzerine davalıyı dinleyen Hoca davalının gerekçelerini de haklı bulur ve “haklısın” der.

Yardımcısı tekrar araya girer ve “bu tür konularda iki taraf da ayni anda haklı olmaz hocam!” der. Sonunda Hoca yardımcısına dönüp “Sen de haklısın” der.

Buna benzer örnekleri başka kültürlerde de bulabiliriz. Aslında kendi yaşantımızda da ikilem yaşadığımız ve zorlandığımız karşıt durumlar söz konusu olabilir. Hangi argümanın daha doğru olduğunu sorgularken doğal olarak, argümanların dayandığı/dayandırıldığı gerekçelere, yani kanıtlara bakarız. Bazen birbirine karşıt iki argümanın dayandığı kanıtların da güçlü olduğunu gözlemleyebiliriz. Aşağıdaki örnekte bu durumu daha acık görebiliriz.

Argüman

İşlenen suçlar için verilen hapis cezaları artırılmalı

Cezaların artırılması pek işe yaramaz

Kanıtlar/Gerekçeler

  1. Ağır cezalar suçları azaltır.
  2. Mevcut cezalar bu haliyle zayıf ve suçluları caydırmıyor.
  3. Hapis cezalarının arttığı dönemlerde suçların azaldığı gözlenmiştir.
  4. Mağdurların, suçluların nasıl ağır cezalarla cezalandırıldığını görmeleri gerekir.
  5. Cezalar artırıldığında suç oranlarının düşmediği gözlenmiştir.
  6. Cezaevleri insanları suç işleme konusunda daha yetenekli hale getirebilir.
  7. Cezaevinde kalan suçlular cezaevinden çıktıklarında daha ciddi suçlara iştirak edebilirler.
  8. Eğitim düzeyi düşük kişilerde suç işleme oranı daha yüksek olduğundan, eğitim cezalandırmadan daha önemlidir.

Bu örnekteki her iki argümanın da savunucuları bulunabilir. Bu tür durumlarda, her iki argümanın kanıtları da güçlü gözükebilir. Bunun yanında, kanıtların bilimsel bir veriye dayanıp dayanmadığı, bilgi kaynaklarının muteber olup olmadığı, doğruluğu aleyhine kanıt bulunup bulunmadığı, zanna dayanıp dayanmadığı, kesin olup olmadığı, şüphe barındırıp barındırmadığı ve diğer bilgi bileşenleriyle birlikte bütünlük oluşturup oluşturmadığı konularının aydınlatılması gerekir. İşte, kritik ve analitik düşünme ifade edildiği şekilde bir aydınlatma surecidir.

Argümanları tanımlanabilir ve kolay tanınabilir yapıda olup olmamasına göre ikiye ayırabiliriz. Eğer bir argümandaki temel yapıyı açıkça görebiliyor ve tanımlayabiliyorsak bu tur argümanlara “aşikar”; eğer göremiyor ya da tanımlayamıyorsak bunlara da “örtük” argüman diyebiliriz. Örtük argümanlar görünür bir muhakeme içermezler ve bir kanıtlar bütünü şeklinde değildirler. Bu tür argümanlarda ifade edilmiş bir sonuç göremeyebiliriz. İkna etme çabası içinde olunduğu görüntüsü vermezler. Bir argüman belirli bir yargı veriyormuş ya da ikna etmeye uğraşıldığı hissi oluşturmadığında aslında daha güçlü bir argüman haline gelir. Aşikâr argümanlarda kişi konuyu detaylarıyla ele alır ve muhakeme yürütür. Örtük argümanlarda ise görünürde doğrudan bir yönlendirme yoktur. Ama ustalıkla (retoriğe benzer şekilde) sonuca kişilerin kendi başlarına ulaşmasını sağlar ve bu nedenle inandırıcı gücü daha fazladır. Örneğin, birisini tehdit ederken ya da korkuturken bunu gözlemleyen başka birisinde korku ya da tehdit algısı oluşturulabilir. Kitle psikoloji açısından bu durum oldukça önemlidir. Ayni olaya verilen bireysel tepkiler ayni birey tarafından ayni amaç için bir araya gelmiş topluluklarda şekil değiştirir ve kitlesel tepki içinde ilk niteliğini kaybeder. Korkunun bulaşıcı olduğunun söylenmesi de benzeri bir durumdur. Toplum mühendisleri bu tür refleksleri iyi bilirler ve kötü amaçlı girişimciler bu yolla kitleleri kolaylıkla manipüle edebilirler. Yabancı düşmanlığını savunan bir grup, eylemlerini haklı çıkarmak için şu argümanı sunabilir: “Bizim ülkemizin insanları dürüstlük ve huzur istiyorlar. Biz bu topraklarda hırsızlık ve düzensizlik olduğuna inanmıyoruz. Ama şimdi yetkililer diğer ülkelerden 10.000 kişinin ülkemize göçmen olarak girmesine izin veriyorlar.” Bu örnekte örtük bir argüman olduğunu söyleyebiliriz. Aslında sunulan argümanda görünürde yabancıların açıkça kötülendiğini görmüyoruz; ancak dolaylı olarak, ülkeye gelecek insanlara yönelik bir suçlama ve buradan yola çıkarak ‘yabancı düşmanlığı’ eylemlerini haklı gösterme çabası sergilendiğini görüyoruz.

Bu makale PratiKAD (Pratik Örnekler İle Kritik ve Analitik Düşünme) kitabı için Prof. Dr. Mehmet Yücel Ağargün tarafından hazırlanmıştır.