Kritik Düşünme ve Yaşam

Derste öğrencilerle ‘hedef belirleme’ konusu üzerine konuşuyorduk. Bu ilk defa bir araya geldiğim gençlerle muhakkak yaptığım şeydir.

Öğrencilere “Niçin bu üniversite ve niçin bu bölüm?” sorusunu yönelttim. Yaklaşık 60 kişinin olduğu bir sınıfta kendinden emin bir şekilde bu sorunun cevabını verebilen olmadı. Daha sonra soruyu “Peki niçin buradasınız? Amacınız ne?” olarak daha da genişlettim ve yeniden sordum.

Bir öğrenci söz aldı ve “Hocam benim amacım sizin gibi bir araştırma görevlisi olmak,” dedi. “Peki”, dedim ve devam ettim, “Öyleyse şimdi hayal et, üniversiteyi çok iyi bir ortalama ile bitirdin. Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı’ndan (ALES) ve Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı’ndan (YDS) gayet yüksek puanlar aldın. Çok arzuladığın bir üniversitede yüksek lisansı kazandın ve yine aynı üniversitede araştırma görevlisi kadrosu ilan edildi. Başvurdun ve kazandın. -Öğrencim gayet mütebessim bir yüz ifadesi ile beni dinliyor ve hayal kurmaya devam ediyordu.- Çok saygın bir hocanın asistanı oldun. Bu arada çok yakışıklı bir beyefendi ile evlendin. Aile hayatın, akademik hayatın çok güzel ilerliyor. Yüksek lisansı başarıyla bitirdin ve doktoraya başvurdun, kazandın. Çalıştığın konular akademi camiasında çok itibar görmeye başladı. Bu arada çok şirin bir bebeğin de dünyaya geldi. Eşin, çocuğun ve mesleğin… Her şey çok güzel. Doktora tezini bitirdin. Akademik olarak olgun hale gelmeye başladın. Yurtiçi ve yurtdışı seyahatlerin, akademik söyleşilerin ve bitmek bilmeyen enerjinle çalışmaya devam ediyorsun. Çocuğun büyüyor, eşin seninle gurur duyuyor. Derken sonra öldün. Cenazeni yıkadılar, kefenlediler, mezara koydular. Artık ne eşin ne çocuğun ne de akademik kariyerin kalmadı.” Öğrencimin yüzü birden düştü. Anlattıklarımı zihninde yaşıyor olacaktı ki ölümü de yaşadı. Bir an olsun öldüğünü hayal etti. Biraz korku ve hüzünlü ses tonuyla “Hocam niçin böyle yaptınız?” dedi. Elbette karşımdakini üzmek veya ürkütmek gibi bir amacım yoktu. Öğrencime dedim ki “Bak sana anlattıklarımın hepsi bir ihtimaldi. Üniversiteyi çok iyi bir ortalama ile bitiremeyebilirsin. Bitirdin diyelim ALES veya YDS’den iyi bir puan alamayabilirsin. Aldın diyelim. Araştırma Görevlisi olmaya hak kazanamayabilirsin. Kazandın diyelim. İyi bir hocanın asistanı olmayabilirsin. Bu arada evlenemeyebilirsin. Evlenmiş olsan bile çocuğun olmayabilir. Mutlu bir evlilik hayatın da olmayabilir. Bunlar hep bir ihtimaldi. Geleceğe dair benim söylediklerim arasında ihtimal olarak değerlendirilemeyecek olan, yüzde yüz gerçekleşecek olan tek şey ölümdü.” Sonra konu istediğim noktaya geldi. Madem ki ölüm vardı öyleyse niçin yaşıyorduk? Bu yaşam içerisindeki telaşımız, mücadelemiz, üzüntülerimiz, sevinçlerimiz, kazandıklarımız, kaybettiklerimiz, sevdiklerimiz, nefret ettiklerimiz, biriktirdiklerimiz, dağıttıklarımız, harcadıklarımız, dostluklarımız, düşmanlıklarımız niye, ne için? Bu sefer öğrencilere “Niçin yaşıyorsunuz? Niçin yaşadığını bilen var mı?” diye sordum. Bu sorunun cevabı üzerine konuşamadan dersin süresi bitti. Öğrenciler devam etmek, biraz daha konuşmak istediler. Fakat en başından beri maksadım onlara sorunun cevabını vermek değil onları soruyla baş başa bırakmaktı.

Başımdan geçen bu anıyı anlatma sebebime gelirsek; insan davranışının bir sebebi/amacı yani nedeni/ne içini vardır. Buna binaen, biz bir kişinin davranışında yatan nedeni/amacı öğrenmek için “Niçin” soru kelimesini kullanırız. Bir eylemin hangi gerekçeyle veya hangi sebeple yapıldığını öğrenmeye çalışır, sebep-sonuç ilişkisi kurarız. Bu şekilde kendi içimizde ve çevremizde olup bitenleri fark eder, yorumlar ve anlamlandırmaya çalışırız. Neden ve niçin sorularını sorma ve cevabını arama alışkanlığı kritik düşünme becerileri içerisinde sayılır ve esasında bir olayın/olgunun ‘arkasında duranı keşfetme’ çabasıdır. Kritik Düşünme de işte bu maksatlı çabanın metodolojik olarak ortaya konulmuş halidir. Kritik Düşünme sadece siyasi olayların perde arkasını anlamak için kullanılan bir düşünme yöntemi veya sıradan bir entelektüel uğraş değildir. Bundan öte hayatımızın her anını ilgilendiren, hayatta kalmak, hayatı yakalamak için gerekli olan bir beceriler bütünüdür. Kritik düşünen bireyin sorgulayıcı yaklaşımı, kendi iç dünyasında ve dış dünyada olup bitenleri anlamada ve anlamlandırmada ona yardımcı olur. Anlattığımız hikâye üzerinden devam edecek olursak; hepimizin sorması, sorgulaması, cevap araması, anlaması ve anlamlandırması gereken en önemli şeyin varlık gayesi olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu dünya hayatı son bulacak. Bu son kaçınılmaz bir son olduğuna göre varlığımızı anlamlı hale getiren bir gayemizin olması gerekmektedir. Varlık gayesi insan hayatını şekillendiren bir motivasyondur. Varlık gayesi, insanın niyetidir. Hayat niyetten ibarettir. Yazıma son vermeden önce Hâce-i Yûsuf Hemedânî Hazretlerinin Hayat Nedir? adlı eserinde geçen şu soru cümlelerini eklemeyi faydalı görüyorum.

“Bu aciz, biçare ve unutkan insan bir kere düşünmez ki, mahlûkatı idare etme elbisesini bana niçin giydirdiler? İlim ve İdrak tacını bütün yaratıkları arasında niçin benim başıma koydular? İbadet ve kulluk yazısını niçin benim alnıma çektiler? Göklerde ve yerde benim adımı niçin dostluk ve muhabbetle meşhur ettiler? 120.000’den fazla peygamberlik ve saadet merkezini, bütün mahlûkat içinde niçin sadece beni davet için gönderdiler? Kutsal kitaplarda ve sahifelerde niçin benden bahsettiler? Bu kitaplarda bazen şükür, övgü, bazen de kınama var, tüm bunlar niçindir? Dünyayı niçin birçok yerde kınadılar? Onun adını niçin hapis ve zindan koydular? Onun aldanış ve fitnesinden kaçmayı niçin emrettiler? Önde gelen peygamberler ve veliler ona niçin iltifat etmediler?”

Enes Atay