Komşunun Külü

Hace Ferîdüddin ATTAR Hazretleri “Kuşların Dili” isimli eserinde buyrurlar ki; “Yüce Allah (celle celâlüh)her şeyi bir ipin ucuna bağladı, onu da kendi eline aldı”  hal böyle olunca da her şeyin sahibi O olduğundan ne emretmiş ise ona ittibâ gerektir. Âleme kendi sıfatlarından birer örnek verdi Rahman olan rabbimiz, bize de kendi verdiğine uygun davranışta bulunmamızı emrediyor. O sıfatları nerede nasıl sergilememiz gerektiğini de yine elçileri ve onlara tabi olan kulları vasıtasıyle bildiriyor.

Cömertliği seviyor Rabbimiz, cömertleri seviyor. Onun kulu üzerinde tezahür etmesi için de infakı emrediyor. “ Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler” (Bakara,3) has kullarının özelliklerinden biri olarak infakı öne alıyor. “Allah’ın size rızık olarak verdiğinden infak ediniz denilince; kâfirler mü’minlere dedi ki; “ biz mi doyuracağız? Allah dileseydi kendisi onu doyururdu” dediler”(Yasin S, 47) bir de utanmadan Allah’a misal getirdiler yaratılışlarını unuttular da.  Cimrilikle kâfirlik aynı sayılmış, nimeti kıskanmak olarak nitelendirilmiş.

Aziz milletimiz, infakı yardımlaşma ile ifade etmişler. Vererek korunmayı hedeflemişlerdir. Nice ayet-i kerime ve hadis-i şerif anlamlarını ihtiva eden atasözü miras kalmış bizlere. Aç koyan Allah doyurmayı emreden de Allah (celle celâlüh).Şüphesiz dilediğine dilediği vazifeyi verir. “Komşu komşunun külüne muhtaç” derken acaba bu külün aslı gül müydü? Öyle ya eski yazı da kül ile gül aynı gibi. “Komşusu aç iken tok uyuyan bizden değildir” buyuran bir peygamberin ümmeti olarak, komşuda pişeni bize düşürmüşüz. Veren eli alan elden üstün tutarak vermek için yarışlar yapılmış. Ecdadımız insana infakla yetinmemiş “ciğeri yaş olan”a eşsiz hizmet örnekleri sunmuş tarihe. Rivayet olunur ki Hz. Ömer Efendimiz bir gün elinde bir kabın içinde katran,  diğer elinde bir hayvan sırtından düştüğü belli örtü, Medine sokaklarından birinde koşar gibi yürüyor. Bunu gören Hz. Ali (kerremullahü vecheh) “ Hayırdır ya Ömer bu ne hal” diyor. Ömer efendimiz “Ya Ali belli ki bu örtüyü düşüren hayvan yaralı acı çekiyor. Bu örtüyü düşüren hayvanı bulup katranı onun yarasına süreceğim” diyor. Azıcık sadaka çok kazayı def eder demişler. Sadakayı dua ve ibadetlerin kabulüne vesile saymışlar.

Hacı Bektaş-ı Veli Hz.leri cömertliğin dört türlü olduğunu söylemişler. “ Mal cömertliği ki bayların(zenginlerin),ten cömertliği, gazilerin, can cömertliği şehitlerin, gönül cömertliği ise âşıklarındır. Bu sonuncular dahi cümlesin ederler. Zira yaratılanı yaratandan ötürü severler ve her şeylerini sevdikleri yoluna sarf ederler.” buyurmuşlar.

Dünyada vakıf medeniyeti olarak nam salmış bir neslin devamıyız. Silifke’den gelmiş bir vaiz, Silifke ovasında bir araziden bahsetti, geliri göçmen kuşların yaralananları tedavi ve doyurulması için harcamaya vakfedilmiş.  “Allah’ın doyurabileceğini biz mi doyuracağız” diyenler cimrilerdir. Rasûlullah efendimiz “Cimri cennete giremez” buyurmuş. Mevlana  ise mesnevîsinde “ Allah namaz kılın, zekat verin” buyurmuşsa, zekat vermek için çalışıp kazanın demek istemiştir” diyor. Bu söz şu ayet-i kerimeye matuftur. “Mü’minler kurtuluşa ermişlerdir. Onlar namazlarında huşu içindedirler. Onlar zekat için çalışırlar” (Mü’minun S.1,2,3) Çalışıp kazanan ve onu biriktirenler kınanmışlardır. Cimriler onlardır. Bursalı İsmail Hakkı Hz. der ki: “Cimrilerin huyu farelerin huyuna benzer. Fareler de sürekli toplarlar sonra da faydalanmadan ölür veya o malı çürütürler.”

Hz. Osman Radıyallahu anh efendimiz seferden dönen kervanındaki malları bir müddet bekletip “Ben onu en çok fiyat verene satacağım” deyince Müslümanlar “Eyvah, Osman ihtikar(karaborsa) yapacak” demişler. Ama o kervanla gelen bütün malını infak ederek ücreti en çok veren Allah’tan almayı yeğlemiştir.

Şimdi biz bir imtihanın ortasındayız her şeyimizle. Komşu ülkeden kardeşlerimiz evlerimizin yakınlarına kadar geldiler. Büyük bir dram yaşanıyor. Kadınlar, çocuklar yaşlılar bir can pazarından başka bir can pazarına düşmüşler. Ensar hassasiyeti oluşturup, rızkı veren Allah’tır inancına dönmemiz şart. Tarih boyunca mağdur olanı, kimliği ne olursa olsun ülkesinde barındıran bu vatanın evlatları, muhteşem tarihinden getirdiği asil kültürünü yaşatmak zorundadır. Bu tarihi bir sorumluluktur. Külümüze muhtaç kardeşlerimiz bitmeye yüz tutmuş umutlarının solgun ziyasında. Çadırlarda, kullanılmayan evlerde, kullanılmayan eşyaların arasında, potansiyel suçlu bakışlarının hedefi olan kardeşlerimiz soğukta sıcakta…

Emine Yalçınkaya