Kişilik

Kişilik üzerinde türlü kitaplar yazılmıştır. Bu konu geniş ve de anlatılması hayli zaman alan, kompleks bir konudur. Ben bu çok kısa ve özet bilgileri içermesini arzuladığım bu çalışmada kişiliğin bir formülünü sunmak istemekteyim. Tabii bu bir fikir vermek bakımından ele alınmalıdır.

Kişilik=Güven Duygusu+Ruh Sağlığı (sevgi, şefkat, kabullenme, kararlılık, ahenkli aile ilişkileri)+Genetik (irsiyet)+Çevrenin getirdiği davranış tarzı.

Anne-baba çocuğa güven duygusu aşılayabilmelidir. Yani çocuğun o aile bireyleri içerisinde yaşamasından dolayı o bireylerin mutluluk duygularını çocuğun hissedebilmesidir. “Ailem beni seviyor, ben bu ailenin aranan, istenilen bir bireyiyim, bunlar bana değer veriyorlar, öyle ise ben bir şeyler yapabilirim, kendimi göstermeliyim, onların sevgisini boşa çıkarmamalıyım.” gibi düşüncelerin çocukta uyandırabilmesidir. Çocuğa güven duygusu nasıl verilir sorusuna gelince, söylenecek söz şudur: Çocuğu psiko-sosyal açılardan tanımak ve onun başarılı bir uyumunun esaslarını bilebilmektir.
Ruh sağlığının olabilmesi için, çocuğa karşı sevgi, şefkati onu kabullenme, onunla ilişkilerde kararlılık, yani çocuğun yaptığı bir işe karşı birgün ödün vererek, diğer gün de cezalandırarak muamele yapmamak ve en mühimi de ahenkli aile ilişkileri, karı-koca sorunlarının asgariye indirilmesi, aile bireylerinin çocuğa aynı paralelde eğitim vermeleri üçüncü nesil olarak adlandırdığımız, anneanne, babaanne, dede ve diğerlerinin rollerini iyi bir şekilde dile getirmeleri mühim olmaktadır. 3’ncü nesil ile çocuk arasında (dede-torun) çok yaş farkı bulunduğu cihetle, dede veya büyükannelerinin torunlarının psiko-sosyal özellikleri itibariyle tanımaları ve değerlendirebilmeleri aslında zor bir olaydır. Bu nedenle bu aile büyüklerinin torunlarının rehberliğinde zaafa düşme ihtimalleri babaya ve anneye göre daha olası olmaktadır. Bu husus hatırda bulundurulmalı, en iyisi ilgili uzmanın hakemliğine müracaat edilmelidir.
Ruh sağlığından sonra, kişiliğin oluşmasında önemli bir unsur da, genetiktir. Yani çocuğun iyi bir vasıfla doğmuş olması. Irsiyetten getirdiği türlü psiko-sosyal hastalıklarının bulunmaması olgusudur. Hemen belirtmek lazımdır ki, bu aileleri gerektiğinden çok düşündürmemelidir. Zira irsiyet demek her şey demek değildir. Eğer ruh hastası anne ve babanın çocuklarının da öyle olması olsaydı, cemiyet bugüne kadar dumura uğrardı. En çok dominant (başat) olan türlü psiko-sosyal hastalıklarda bile irsiyetle geçme oranı ortalama olarak % 20’yi geçmemektedir. Yani bu demektir ki, doğan çocuğun % 80 olarak iyi olma şansı vardır. Aile ve topluma düşen görev % 20’lik hastalık yönünü değil de % 80’lik iyi olma şansını çocuğun değerlendirebilmesinde hizmet etmektir. Bu hususu bilhassa ifade etmek isterim. Zira meslek hayatımızda “Bu çocuğun babası da veya annesi de, hayatta bir akrabası da ruh hastasıydı, artık bundan kurtuluş yoktur, çocuğun bu kaderidir.” gibi ailenin saplantılarına rastlamışızdır ki, bu halk sağlığı açısından doğru değildir. Ancak böyle ailelerin daha tedbirli ve dikkatli olmaları, koruyucu hekimlik çalışmalarına daha çok özen göstermeleri yerinde olacaktır. Bir de akraba evliliklerinden başından itibaren kaçınmaları pek önemli bir konudur. Akraba evliliklerinde kötü sonuçlar genellikle görülmektedir. Daha doğru ve bilimsel bir ifade ile, doğacak çocuğun handikap olması şartı artmaktadır. Şu tabiat kanunu da iyi bilinmelidir. Kötü genler çok çabuk ve iyi genler ise nadir olarak birleşmekte ve doğan çocukta kendisini göstermektedir. Bu sebeple akraba evliliklerinde eşlerde bulunan istenmeyen psiko-sosyal huylar, hastalıklar, çok çabuk -iyi genlere göre- kendisini gösterecektir. Bu husus daima hatırda tutularak akraba evliliklerinden kaçınılması hatırdan çıkarılmamalıdır.
Kişiliğin tesisinde çevrenin getirdiği davranış tarzı da önemli bir öge olarak kendisini göstermektedir. Çevreden kasıt çocuğun sosyal muhitidir. Akrabalar, komşular, okul çevresi, mahalle çevresi, oyun arkadaşları vd. burada zikredilebilir. Bu sosyal çevre bireylerinin kişinin, burada çocuğun, kişiliğinin oluşmasında önemli rolleri inkâr edilemez bir düzeydedir. Öyle ise, iş sadece anne-baba ve hatta okulla da bitmemektedir. Çocuğun sosyal çevresinin tümünün bunda katkıları büyük olacaktır.
Çocuğun refahı, ailesinin ve çevresinin psiko-patolojisine bağlıdır.

*Kemal Çakmaklı’nın Aile İçi İletişim ve Sosyal Sağlık adlı eserinden alınmıştır.