Kırk Katlı Bohça

Melekler Hz. Âdem (as)’dan varlık âlemine ait isimleri duyduklarında secde ettiler ve Allah’a “Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur.” (2/32) dediler. Secde etmeyi reddederek kendine çok büyük bir paye veren şeytanın, Hz. Âdem’e yönelmesindeki mevzu ise; sonsuzluk algısıydı. Eşyaya ait bilginin sahibi Hz. Âdem için, tek yasak olan o ağaç bir mahrumiyet miydi? Ya da varlık âlemindeki tek yoksunluk mu? Cennette ebediyen kalma isteğiyle yoksunluğa bir tahammülsüzlük müydü o ağaç? İnsanın cennetten yeryüzüne gelişi ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler sözünün ilk zuhur edişi, varlık ve yokluk paradigmasının en dikkate değer meselesidir dini düşüncede.

Varlığını devamlı surette her yerde göstermek isteyen insanın en büyük korkusudur yok olmak. İnsan bir tane olmanın ve biriciklik sevdasının peşindedir. Ona göre sahip olduğu her şey varlığına değer kazandırır. O şeylerin ne olduğunun ya da ne olmadığının farkında bile değildir bazen. Çünkü insanın virdi “Ben bilirim, ben bilirim”dir. Hâlbuki Yunus Emre hakikate bir nevi meleklerin sözü olan “Ben bilmem, ben bilmem” zikriyle ulaşmıştır. Hallacı Mansur ise “Ben bilmem” sözünün de ilerisine giderek “Ben yokum (Enel hak)” demiştir.

Evliyaullahtan bir mübareğe sen zekâtı nasıl verirsin diye sormuşlar da; benim olmayana nasıl ölçü koyabilirim, demiş. Kırkta bir ölçüsünün hikmetini anlayamayan varlık sahiplerinin korkuları da yine yokluktur. O yüzden biriktirmek ve çoğaltmak tutkusuyla yanan insan, eksiltmek ve azlığın ruha hafiflik vereceğini anlamaktan uzaktır.

Hâlbuki sufiler dünyaya dair ne varsa ondan kaçarak varlığın hakikatini yoklukta aramışlardır. Sahip olduklarından vazgeçerek, terk ederek çıkmışlardır hakikat yolculuğuna. Bu konudaki hassasiyetleri o dereceye varmış ki, dervişliğin verdiği payeden sıyrılmak adına, bunu bile saklayarak yaşamışlardır. Marifetin görünür ve bilinir olmakta değil, her şeyden vazgeçişte olduğu gerçeğine ulaşmışlardır.

Bir şeyden dolayı kendini değerli görerek var etmeye çalışan insan, mevkisinden, malından, parasından ve güzelliğinden her ne ile kendine bir baha biçiyorsa sebepleri yaratanı unuttuğu anda yokluk içinde olduğunu fark etmelidir. Deveni bağla da öyle tevekkül et diyen Hz. Peygamber sebepleri görerek Esbabı Hakiki’yi unutmamanın asıl tevekkül olduğunu öğretmektedir Allahu âlem.

Şu zamanda senden daha fazla ilim sahibi var mı diyenlere karşılık, yok diyen Hz. Musa ile Hızır as. nasıl ibretlik bir yolculuğa çıkmışlarsa günümüz insanı da varlıktan yokluğa geçiş için bir kılavuza, bir hızıra muhtaç olduğunu fark ettiğinde kırk katlı bohça gibi benliğinden yavaş yavaş sıyrılacaktır.

Saliha Yılmaz