Keşkenin Yükü Merhamet Olunca…

DSC_0205

Bismihi Subhan

Bir vakit Antakya’ ya Hz. İsa’ nın Havarileri, Roma İmparatorluğuna bağlı o yöre halkına dini tebliğ etmek üzere geldiler (1). Allah’ ın varlığını ve yegâne yaratıcı olduğunu bu küfür beldesinde anlatmak için sözleri ve canlarından başka sermayeleri, Allah’ ın rızasından başka kazançları da yoktu. O ihlâslı elçilerin bu yolculuğunu Allah- u Teâlâ, Kur’ an- ı Kerim’ de yâd etti. Ancak bu yâd edilmenin asıl müsebbibi değillerdi.

Onlara, bir zamanlar elçilerin geldiği o şehir halkını misal getir: O zaman, kendilerine iki elçi gönderdik de onları yalanladılar. Biz de bir üçüncü (elçi) ile (o elçileri) destekledik. (Onlar) da dediler ki: “Gerçekten biz, size gönderilmiş, elçileriz.” (O şehirliler:) “ Siz de bizim gibi bir beşerden başkası değilsiniz. Hem Rahman hiçbir şey indirmemiştir. Siz, sadece yalan söylüyorsunuz.” dediler.(Elçiler) dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki hakikaten biz, size gönderilmiş elçileriz. Üzerimizdeki (vazife), açıkça tebliğden başkası değildir.” (O şehirliler:) “Doğrusu biz, sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık (kıtlık geldi). Eğer (bu davetten) vazgeçmezseniz, mutlaka sizi taşlayarak öldürürüz (recmederiz) ve (böylelikle) bizden size acıklı bir azap dokunur.” dediler.  (Onlar da:) “uğursuzluğunuz kendi beraberinizde(ki küfürden)dir. Size öğüt verilince mi(uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır! Siz (isyanda) haddi aşan bir kavimsiniz.” dediler. (2)

Bundan sonra anlatılanlardan çıkarılacak ders, cennete giden en kısa yola nasıl kavuşuruz sorusunun cevabı oldu. Ayetler şöyleydi:

O şehrin öbür ucundan (bunların geldiğini duyan imanlı) bir adam koşarak geldi ve dedi ki: “Ey kavmim! Gönderilmiş (bu elçi)lere uyun. Sizden hiçbir ücret istemeyen (bu) kimselere uyun. Onlar doğru yola erişmişlerdir. Ben, niçin beni yaratana kulluk etmeyeyim? Oysa ancak O’ na döneceksiniz. Ben O’ ndan başka ilahlar edinir miyim? Eğer çok esirgeyen (Allah) bana bir zarar vermek dilerse, onların (o putların) şefaati bana hiçbir fayda vermez ve beni kurtarmazlar. Şüphesiz (böyle yaparsam o zaman) ben, apaçık bir şaşkınlık ve ziyan içinde olurum. (Ey elçiler!) Ben sizin Rabbinize iman ettim, beni duyun (ve şahit olun). (3)

Bu ayetlerden ilk çıkarılacak ders, mü’min bir kulun canı pahasına da olsa imandan vazgeçmemesi, hakkın yanında olma, onları destekleme noktasında asla tereddüt etmemesi gerektiğidir. Hal böyleyken Habibün- Neccar’ ı (4) bu uğurda ölen nice mü’min şehitten farklı kılarak Kur’ anda, kıyamete kadar anılmasına vesile olan haslet acaba nedir? İşte cevabını bulup da hayatımıza tatbik edebildiğimizde bize de cennet kapılarını açtıracak olan soru bu.

Dünya hayatının şahit olduğu, Kur’an’da da zikredilen bu olayı canlandıralım gözümüzde. Habibün- Neccar’ ın yerine kendimizi koyalım. Yaşadığımız beldeye üç mübarek şahıs, Allah-u Zül Celâl Hazretlerini anlatmaya gelmiş. Kavmimiz onları yalanlamış. Biz de haber alır almaz bu elçilere yani Allah’ ın dinine yardıma koşmuşuz. Ve sonunda kavmimiz bize karşı gelerek ölümümüze sebep olmuş. İşte Habibün- Neccar’ ı, diğer şehitlerden farklı kılan, sorumuzun cevabı olan özellik tamda bu şahadet anında. Aşina olduğumuz insanlar, hakikati örtmek için bizi öldürmek kastı ile taşladığı sırada, son nefeslerimizi verirken cennet ile müjdelenirsek, içimizden ne geçerdi acaba?

– Elinizden geleni ardınıza koymayın. Bana cennet verilmişken bunlara gam duymam!

– Şimdi beni öldürüyorsunuz ama hepimizin toplanacağı günde bu gün için pişmanlık duyacaksınız.

– Vücudumun her bir yerine isabet ederek ölümüme sebep olan her bir taş, bir gün sizi bulacak.

Bunları çoğaltmak mümkün. Bizimki hangisi olurdu, kim bilir. Ancak Kur’an’da övgüyle anılan o mübareğin aklından geçenler bunların hiç birine benzemiyordu. O, zulüm altında öldürülmüş bile olsa, vücuduna aldığı her bir darbeden dolayı göğsü sıkışıyor olsa da, göğüs kafesinin içinde bir yerde sakladığı o sağlam iman, onu bütün bu düşüncelerden uzaklaştırdı ve onu, kavmine kızma noktasından çok uzağa, onlar için üzülme, endişelenme noktasına taşıdı.

(Şehirliler tarafından taşlanılan o kimseye ölümü sırasında:) “Gir cennete.” denildi. (O da:) “Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığı(nı) ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi (bu durumda elbette iman ederlerdi)!” dedi. (5)

İşte Habibün- Neccar’ ı diğer şehitlerden farklı kılan hasleti: kayıtsız şartsız merhamet. İçinde zerre kadar öfke yok. Zerre kadar gücenginlik yok. Zerre kadar “oh olsun!” yok “Keşke!” var. Hayır yarışında geride kalmışlar için bir temenni olarak samimiyetle, bir dua tadında söylenmiş bir “keşke!” var. Geç kalınmışlığı ifade eden bir “ keşke” var. O mübarek için dünya imtihanının kazanılarak bittiği noktada, diğerlerinin kaybı var, telafisi zor bir hata var. Bütün bir topluma yayılmış bulaşıcı bir hastalığa krem sürer gibi bir temenni var bu “keşke” nin içinde.

Bu manzaradan çıkacak bir ders olarak bize düşen de gönülden bir “inşaallah” olmalı.

– O kavim gibi küfürde ısrar eden bir topluluk olmayacağız inşaallah.

– Küfür beldelerine, imanı tebliğ için giden hayırlı insanlardan oluruz inşaallah.

– Kayıtsız şartsız merhametle donanıp/ kuşanıp, içimizden bütün olumsuz duyguları çıkararak rahmete erenlerden, merhametiyle anılıp merhamet edilenlerden oluruz inşaallah.

Allah c.c o Havarilerden , Habibün- Neccar’dan, bu ayetleri bize açıklayan Habibullah’tan s.a.v ve O’nun samimi ümmetinden razı olsun. Razı olduğu bu mü’min zatların sayısını arttırsın. Bizi de bu rıza makamına dâhil olanlardan kılsın. Âmin.

“ Öyle ölenler vardır ki, yakınları ağlayıp üzülürken o kendisine ikram edilen nimetlerle sevinir.” (6)

Melahat GÜNGÖR

(1)   H. Tahsin feyizli, Feyzü’l Furkan, Server İletişim, 2007, 36/13

(2)   a.g.e , 36/13-14-15-16-17-18-19

(3)   a.g.e , 36/20-21-22-23-24-25

(4)   a.g.e , sf 452 dipnot

(5)   a.g.e , 36/26-27

(6)   a.g.e , sf 452aaaxxd