Kendini Tanıma Ve Değişim

unnamed

İnsan kelimesi; nisyan ve üns kelimelerinden türemiştir. Nisyan kelimesi; unutma, hatırdan çıkarma, akla gelmeme demektir. Üns kelimesi; ünsiyet, alışkanlık, ülfet ve dostluk demektir.

İnsan Allah’ı hatırdan çıkartırsa dünya ile ünsiyet kurar. Dünyayı unutursa Allah ile ünsiyet kurar. Allah ile ünsiyet kuran O’nun dostu olur, O’na teslim olur. Müslüman da Allah’a teslim olan kişi demektir. Genelde insan özelde Müslüman kimliğiyle kendimizi tanımaya çalışacağız inşaallah… İlk cevabını bulacağımız soru; insan kimdir sorusudur.

Peki insan kimdir?
İnsan yeryüzünde Allah’ın halifesidir.(2/30) İnsan dağların taşların kabul etmeye yanaşmadığı emaneti kabul etmiştir. Emanetin sahibidir, sorumluluk ve yetki verilen yöneticidir.

Allah’ın kuludur. Bu Zariyat 56.”Ben cinleri ve insanları ancak bana (ibadet ve itaatla) kulluk etsinler diye yarattım.” ifadeleriyle sorumuza cevap olmakta.

Al-i İmran 110.”(Ey Muhammed ümmeti! Dîniniz sayesinde) siz, insanların iyiliği için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz.” buyruğuna göre övülmüş bir ümmet olarak sosyalleşme ihtiyacımızı, bir yere ait olma ihtiyacımızı ümmet olma bilinciyle karşılamak mümkündür. Övülmüş bir ümmet nasıl olur, Allah’ın sevgisini, rızasını nasıl kazanabiliriz? sorularının cevabını bulmak kendimizi tanıma yolculuğunda en önemli mevzudur. Zira nefsini bilen kendini bilir, kendini bilende Rabbini bilir buyrulmaktadır. Bu süreçte karşılaştığımız her olayın hikmetini aramak, aklımızı da gönlümüzü de hakiki ilme açar. Efendimiz(sav) “hikmetin başı Allah korkusudur” buyurmaktadır. Allah-u Teâlâ Hz.leri de Fatır suresi.28.ayet-i kerimesinde “Kulları içinde Allah’tan ancak âlimler/bilginler korkar” buyurmaktadır. Kendimizi bilmek bizi Allah’ı bilmeye götürmelidir. Bunun için en başta ilim sahibi olmamız gerekmektedir. Çünkü Allah-u Teâla Hz.leri Nahl suresi 43.ayet-i kerimesinde: “Bilmiyorsanız zikir ehline(Allah’dan korkan, bilgisi ve yaşantısı ile güvenilir kimselere)sorun.” Yusuf suresi 76.ayet-i kerimesinde ise “Her ilim sahibinin üstünde, daha iyi bilen vardır (Allah eşsiz ilim sahibidir)” buyurmaktadır. Bu ayetlerden yola çıkarak eşsiz ilim sahibine ulaşmak için kendimizi bilmek ve bunun içinde zikir ehli kişilere sormak, danışmak gerekmektedir. Zikir ehli kişiler marifetullaha ermiş Allah dostlarıdır. “Mü’min mü’minin aynasıdır” hadisi şerifi mucibince bizi bize en güzel şekilde gösterip, ayna vazifesi gören Allah dostlarında kendimizi bulmak gerekir. Abdül Aziz Bekkine Hz.leri de bu meyanda ‘Aynayı tanı, ayna ile hemhal ol, aynalaş’ buyurmaktadır.

İnsan nasıl yaratılmıştır?
Hicr 26. Andolsun ki, biz, insanı kuru bir çamurdan, şekil verilebilen bir balçıktan yarattık.28. Bir zaman Rabbin meleklerine: “Muhakkak ben, kuru bir çamurdan, şekil verilebilen bir balçıktan bir insan yaratacağım.” demişti. 29. “Onu (insan şeklinde) tasarlayıp da ruhumdan üflediğim(ve o da dirildiği) zaman, (kudretim için) siz hemen ona secde ederek yere kapanın.” (buyurmuştu).30. Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde etti.

Teğabün 3 ‘Gökleri ve yeri hak (ve üstün bir hikmet) ile O yarattı. Size (ayrı ayrı) şekil verdi; hem de şekillerinizi güzel yaptı. Dönüş ancak O’nadır.

İnfitar 7.O (Rab) ki seni yarattı, (özel biçimde) düzenledi, sana (bütün uzuvlarında) uygunluk ve denge verdi. 8.Seni (şekillerden) dilediği bir şekilde terkip etti.

Tin 4.’Biz insanı hakikaten en güzel biçimde yarattık.’

İnsan; Allah-u Teâla Hz.lerinin ruhundan üflediği, meleklerden de üstün ve şerefli kıldığı, yeryüzünün halifesidir. Ahseni takvim olarak yaratılmıştır. Eşrefi mahlûkattır. Âlemlerin Rabbi tarafından böyle bir terkible yaratılan insan nasıl olur da esfeli safilin durumuna düşer? Varoluş gayesinden bihaber olarak kendini bilmezlik çıkmazında kalan kişi elbetteki özünden uzaklaşır. Benim yaratılmamdaki hikmet nedir diye sormaya başladığımızda bize de yollar açılacaktır. Çünkü Allah(cc) Zariyat suresi 21.ayette: “Kendi (yaratılışı)nızda da (ibretler vardır).Hiç görmüyor musunuz?” Tarık suresi 5.ayettede “Artık insan, neden yaratıldığına (ibretle) bir baksın” buyurmaktadır. Tarık suresi 5.ayetten yola çıkarak ibretle kendimize baktığımızda sonlu, fani ve ölümlü olarak yaratıldığımızı Al-i İmran 185. ayette görüyoruz: “Her canlı(nefis) ölümü tadacaktır.”

İnsan niçin yaratılmıştır?
Mü’minun 115. “Sizi boş yere yarattığımızı ve bize hakikaten döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” Bu ayetten anladığımıza göre insan boş yere yaratılmamıştır. İnsanın bir hedefi, gayesi olmalıdır. Varoluşunun bir anlamı olmalıdır. Anlam boşluğunu dolduramamış günümüz insanı maalesef nefsinin peşinden sürüklenmektedir.

İnsan her an Allah’a muhtaçtır. Eşrefi mahlûkat ve ahseni takvim olarak yaratılmıştır ama Tarık suresi 5-6-7.ayetlerde de; “Artık insan, neden yaratıldığına (ibretle) bir baksın! O, bel kemiği(nin alt ucu) ile kaburgalar arasında(ki bölgede)n çıkarak, fışkırıp dökülen bir sudan yaratıldı.” buyrulmaktadır. İnsan bir damla sudan ibarettir, acizdir, hiçtir. Bir insanın kâinatta kapladığı yer hiç mesabesindedir. Kendini tanımanın ilk safhasında bütün bunları düşünerek her an Allah’a muhtac olduğumuzu idrak etmeliyiz. Çünkü Allahu Teâlâ Hz.leri Fatır suresi 15.ayet-i kerimede “Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise zengindir (hiçbir şeye ve hiçbir kimseye ihtiyacı yoktur) ve övülmeye layık olan ancak O’dur.” buyurmaktadır.

İnsanın özellikleri nelerdir?
İnsan sabırsızdır.(4/28, 70/19-20)- Allah sabredenleri sever.(3/146)
İnsan zayıf yaratılmıştır.(4/28)
İnsan nankördür. (11/ 9)Allah iyilik edenleri sever2/195
İnsan şımarır.(11/10)-İsraf etmezler, cimrilik yapmazlar.(25/67)
İnsan tartışmacıdır. (18/54)-İnsan tevazu sahibidir. Cahillerden yüz çevirerek tartışmaz. 25/63
İnsan tecessüs sahibidir. (49/12) Güzel hareket edenleri sever 3/148
İnsan bilgisine güvenir.(39/49)
Menfaat hırsı içinde ve cimridir. (100/8)- İnsan infak edici ve cömerttir.(8/3)Allah iyilik edenleri sever.(2/195)
İnsan acelecidir. (17/11, 21/37)-Hayır işlerinde yarışırlar.(3/114)
İnsan zalimdir. (14/34)- İnsan öfkesini yutar, affedicidir.(3/134) Allah adaletli olanları sever .(5/42)
İnsan ümitsizdir, şükürsüzdür, büyüklük taslayıcıdır. (17/83)-Allah tevekkül edenleri sever.(3/159)
İnsan unutkandır. (30/ 36)Allah ahdini yerine getirenleri, muttaki olanları sever.(3/176)

Bütün bu ayetlere baktığımız zaman matematiksel dille ifade edecek olursak; bir sayı doğrusunun bir tarafında insanın olumsuz özellikleri bir tarafında da Allahın sevdiği davranışlar, insanın olumlu özellikleri bulunmaktadır. Bu sanki zıt bir durum, bir çelişki gibi durmaktadır. Gerçekte ise bu sayı doğrusunun merkezinde terbiye ve eğitim hususları durmaktadır. İnsanın olumlu özelliklerinden en önemlilerinden birisi de eğitilebilme, düşünebilme, kendisini geliştirebilme özelliğidir. İnsan nefs, akıl, kalp ve ruhdan teşekkül etmiştir. Nefsini terbiye edip iradesini kuvvetlendirirse, aklını putlaştırmadan selim bir akıl halinde düşüncesini yönetebilirse, kalbini de zikirle, fikirle ve şükürle doldurup ruhunu safileştirebilirse insanı kâmil haline gelir. Bu süreç bir tekâmül sürecidir, değişim sürecidir. Bu süreç içerisinde yaptığımız ibadetlerden öncelikle namaz ve zikir her gün her an gelişimimize katkıda bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerimi her okuyuşumuzda ilk defa okuyor gibi sadece ve sadece kendimizi, her ayete muhatab kabul ederek okuduğumuzda o ayetler bizim değişim sürecimizde birer mihenk taşı olacaktır.

Kendini tanıma, aslında varoluş sürecini bilmektir. Nefsini tanımak, kendini tanımak kul olma bilincine erişmektir. Bu bilince erişen kimse Yaradanını bilir. Kim tarafından yaratıldığının farkında olan kişide değişim başlar. İnsan kullanım el kitabı demek olan “Kur’an-ı Kerim” bizi bize tanıtır. Tanıttıkça tekamül içerisindeki insan, Rabbiyle hemhal olur. Nefis mertebelerini geçer. Fenafillah olur. Tıpkı cahiliye döneminden Asr-ı saadet dönemine geçişin Hirayla başladığı gibi.
Kendini arayan insan aslında hep yaradanını arar. Bulanlara da arayanlara da selam olsun…

Ben bilmez idim gizli ayan hep sen imişsin
Canlarda vu tenlerde nihan hep sen imişsin
Senden bu cihan içre nişan ister idim ben
Ahir bunu bildim ki cihan hep sen imişsin
                                       Niyazi Mısri

Saliha Yılmaz