Kaybın Ardından

Hayatımız ölüm bilinciyle şekillendirebildiğimiz ölçüde anlam kazanır. Sevdiğimiz birini kaybettiğimizde acziyetimizi, hayatta müdahale edemediğimiz, değiştiremediğimiz şeylerin olduğunu, her şeyin üstünde bir gücün varlığını hatırlarız. Bu farkındalık bizleri olgunlaştırır. Kayıpla birlikte ruhumuzda oluşan yaraları sarabilmek, eski gücümüzü tekrar kazanabilmek ve bu yeni duruma alışarak ona göre bir düzen kurabilmek için yasımızı yaşayabileceğimiz zamana ihtiyaç duyarız. Yas ile kastedilen bağırıp çağırarak isyan etme değil ölümün arkasından değişen hayata adaptasyondur. Bir gün hepimizin yas sürecini yaşayan biriyle ilgilenme durumunda kalacağımız düşünüldüğünde bu insanların içinde bulundukları ruhsal durumdan bahsedip onlar için neler yapabileceğimizi bilmek önemlidir.

Her kayıp yitirilen kişiyle olan ilişkinin özelliğine, kayıp yaşayanın psikolojik kuvvetine, kendini ölüme ne ölçüde hazırladığına bağlı olarak farklılık gösterir. Bu açıdan kişiseldir fakat kayıpla baş etmeye çalışırken verilen tepkiler çoğunlukla benzerdir. Yas döneminde nefes alamama, çabuk yorulma, iştah artması veya azalması gibi fiziksel, işitsel ya da görsel halisülasyonlar gibi bilişsel, yalnızlık, öfke, üzüntü, şaşkınlık gibi duygusal ve ağlama,  dalgınlık, uyku bozukluğu gibi davranışsal tepkiler ortaktır. Kaybın doğası, tecrübe edilecek yasın nasıl olacağını belirler. Örneğin ani ve beklenmedik bir ölüm yaşlı veya uzun süre hasta olan bir kişinin ölümüne nazaran daha uzun bir yas sürecini gerektirir. Zira hastalık veya yaşlılık sürecinde kendimizi vedalaşmaya hazırlar, yası bu süreç içinde yaşamaya başlarız. Oysa beklenmedik kayıplar şok etkisi yaratarak yas dönemini uzatır. Kaybedilen kişi her gün akla gelmiyorsa, akla geldiğinde eskisi kadar duygusal tepkiler verilmiyorsa yas sürecinin bitiyor olduğunu anlayabiliriz. Ancak unutulmamalıdır ki özellikle doğum günleri, ölüm yıldönümleri ve bayramlar gibi özel günlerde kayıp tekrar can yakıcı olabilir. Kaybın hatırlanıp derin bir üzüntü hissedilmesi gayet olağandır.

Değer verdiğimiz birini kederli ve üzüntülü görmek bize önceden yaşadığımız bir kaybı hatırlatabilir veya benzer bir durumu yaşama konusunda endişe duymamıza neden olabilir. Bu süreçte önemli olan mümkün olduğunca onun derdini, acısını paylaşmaya çalışmaktır. Öncelikle ölüm haberi asla geciktirilmeden yakınlara uygun bir dil ile söylenmelidir. Çünkü ölüm yaşamın bir parçasıdır. Ölen kişinin yakınları da bu gerçekle bir an önce yüzleşmeli ve hayatını ona göre planlamaya başlamalıdır. Cenaze işlemlerinin organize edilmesi, cenazenin yıkanıp namazının kılınması, defin ve taziye gibi dinimiz ve kültürümüzde var olan etkinlikler kaybı kabul etmede yakınlara büyük destek ve yardım sağlar. Böylelikle kayıpla vedalaşılmış olunur. Kayıp yaşayan kişinin yakınları onunla ilgilenmeli, cenazede yanında olmalı, onu arayıp ziyaret etmelidir. Bu dönemde yas yaşayanlar kimsenin onların hislerini tam anlamıyla anlayamadıklarını düşünürler. Zaten her kayıp kendine özgü olduğu için ne hissedildiğini bilmek mümkün olamaz. Bu sebeple onun duygularını küçümsemeden sadece anlamaya çalışıldığının hissettirilmesi ve iyi bir dinleyici olunması çoğunlukla yeterlidir. Yas sürecinde olan kişilere yardım etmeye çalışırken dikkatli olunmalıdır. Çünkü bu çok hassas bir dönemdir. Yitirilen kişi hakkında konuşmamak en sık yapılan hatalardandır. Aynı şekilde kişi, kaybı hakkında konuşurken konuyu değiştirmeye çalışmak da böyledir. Ölen kişi hakkında güzel anıların anlatılması ve yasta olan kişinin anlattıklarının sabırla dinlenmesi ise olumlu etki yaratır. Efendimiz (s.a.v.) de ” Ölülerinizin iyiliklerini zikredin, kötülüklerini zikretmeyin”[1]   tavsiyesinde bulunmuştur.

Yapılan hatalardan bir diğeri ise kişilere herhangi bir hekime danışmaksızın sakinleştirme amacıyla psikiyatrik ilaçların verilmesidir. En doğru olan kimyasal etkiye maruz kalmadan duyguların olağan akışında seyretmesidir. Kişi acıyla kendisi baş etmeyi öğrenmelidir. Kontrolsüz ilaç kullanarak yaşanması gereken duygular bastırılmış ve böylelikle yasın doğası bozulmuş olur. Depresyon gibi ağır bir durum sezildiğinde ise hekim kontrolünde gerekli tedavi uygulanmalıdır.

Psk. Şerife Zehra Yiğit

Erol Göka, 2010. Ölme:Ölümün ve Geride Kalanların Psikolojisi. Timaş Yayınları

[1] Ebû Davud, Edeb 50; Tirmizî, Cenaiz 34