Kardeşliğin Sosyalleşmeye Etkileri

Kıskançlık, dozunda olduğu sürece doğal bir duygudur. Yanlış olan duyguların kendisi değil, onları yönetememektir. Kıskançlık da yönetilemediği takdirde ciddi sıkıntılar doğuran bir duygudur.

İlk kıskançlık genellikle yeni bir kardeşin dünyaya gelmesiyle başlar. Zira çocuk, anne babanın sevgi ve ilgisinin tümünü ister ve bu arzu kıskançlığı tetikler. Ancak ebeveynin tutumu kardeşler arasındaki bağlılığın tesisinde önemli bir yer tutar. Kardeşler arası kıskançlığı körükleyen anne babalar çocuklarının bu duygu ile baş etmesini zorlaştırır. Kardeşi ile kuracağı ilişki aracılığı ile kazanabileceği muazzam becerileri elde edememesine ve olumsuz duyguları yönetmeyi öğrenememesine neden olabilir.

Kardeş sahibi olmak, yaşamımızda var olan kişilerin ilgi ve sevgisi, sahip olduğumuz avantajlar gibi birçok şeyi paylaşmamız gerektiği gerçeğini öğretir bize. Kardeşlik; duygu kontrolü, paylaşma, uzlaşma, işbirliği, empati ve sosyalleşme gibi becerileri kazanma fırsatıdır. Bu fırsat mutlaka değerlendirilmelidir. Aile içindeki bu kardeşlik deneyimi sosyal çevreyle geçinme konusunda da bize kolaylık sağlar. Çok çocuklu ailelerde sosyalleşmenin daha hızlı gerçekleştiğini görürüz. Bu çocuklar kurallara daha kolay uyum sağlarlar, kolay arkadaşlık kurarlar ve oyun kurmakta pek zorlanmazlar. Kardeş sahibi olmayan çocuklarsa eğer büyükleri tarafından şımartılmış ve her isteği yerine getirilmiş ise zihinsel ve duygusal açıdan olgunlaşma konusunda zorluk çekerler. Bu durum oyun kurma, arkadaş edinme, kurallara uyma gibi durumlarda sıkıntı yaşamalarına neden olur. Bu çocuklar paylaşma ve orta yolu bulmada çoğunlukla zorlanırlar. Ayrıca empati kurma becerisi kazanmada sıkıntı yaşayabilirler.

Çocuklar kardeşleriyle kurdukları ilişki aracılığıyla uyumlu olma, azim, takdir görme çabası, diğerlerini önemseme, sabretme, işbirliği ve barışma süreçlerini öğrenme fırsatı bulur. Tüm bunlar düşünüldüğünde ebeveynlerin mühim görevlerinden biri çocukların birbirleriyle iyi geçinmeyi öğrenmeleri konusunda rehberlik etmektir. Bu noktada birkaç tavsiyede bulunmaya çalışalım:

  • Aile içinde kıyaslama olmamalıdır. Her bir çocuk kendini değerli ve özel hissetmelidir. Ailenin bir ekip olduğunu ve kendisinin de bu ekibin vazgeçilmez bir üyesi olduğunu bilmelidir.
  • Kardeşler birbirleriyle kavga ettiklerinde aşırı bir durum olmadığı sürece müdahale edilmemelidir. Çocuklar arasındaki kavga ve sürtüşmeler içlerindeki saldırganlık duygusunu sosyalleştirmeye vesile olur. Tartışmayı bıraktıklarında tekrar birlikte vakit geçirebilmek için barışmaları gerekir ve bunu başarmak iletişim becerilerini güçlendirmelerini sağlar.
  • Her bir çocuğa kişilik ve ihtiyaçlarına göre adil şekilde muamele edilmelidir. Asla ayrım yapılmamalıdır. Aşırı tepkilerden uzak durularak tutarlı davranılmalıdır.
  • Tek çocuklu aileler ise çocuklarının her isteğini yerine getirmemeli ve şımartmamaya özen göstermelidir. İmkân buldukça kuzenleri ve arkadaşlarıyla ilişki kurması konusunda teşvik etmelidir. Böylece paylaşma, yardımlaşma, uzlaşma, uyum sağlama ve feragat etme konularında birikim elde etmesi sağlanabilir. Bu yaklaşım, olgun bir bireyin hayata kazandırılması demektir.

Serra Betül Kamalı