Kardeşe Hazırlık

ghh

İkinci veya üçüncü bebeğini bekleyenleri en çok huzursuz eden, en çok kafa yorduran konudur bu. Büyük çocuğu (çocukları) kardeşe hazırlamak…  İlk göz ağrımızın pabucunu dama attıracak(!), bütün ilgiyi üzerinde toplayacak bir kuma gelecek… Birçok çocuğun korkulu rüyası… Yaş farkı ne olursa olsun, şiddeti çocuğundan çocuğuna farklılık gösterse de, ille de yaşanır o karın ağrısı… O ağrıyı tamamen engelleyebiliriz diyemiyorum, ama şiddetini hafifletmek için bir şeyler yapabiliriz.

Farklı bir açıdan bakmak istiyorum bu konuya, şöyle ki, birçoğumuzun aklına kardeşe hazırlık konusu ikinci bebeğimizi beklerken gelir öyle değil mi?  İlk çocuğumuzu tek çocuk gibi el üstünde büyütür, her istediğini yapar, ikinciye hamile kaldığımızda, evimizin tek hâkiminden o tekliği unutup, hayatında kardeşine yer açmasını bekleriz. Bu da prens/prensesimiz için hayatının ilk büyük sınavı olur.

Kardeşe hazırlık konusu sanıldığı gibi ikinci çocuğa hamile kaldıktan sonra başlamıyor. Bu, ilk çocuğunuzu yetiştirmeye başladığınız andan itibaren başlıyor. Çocuk yetiştirmek de anne karnında başlıyor. Anne karnında çocuğumuzla konuşmanın etkisi oldukça büyüktür. Bebeğimizle konuşurken ondan nasıl davranmasını istediğimizi söyleyebilir, onunla tatlı tatlı konuşup telkinlerde bulunabiliriz. “Benim oğlum/kızım çok akıllı, güler yüzlü, uslu bir bebek olacak, hayırlı bir evlat olacak, kardeşlerine çok iyi bir abi/abla olacak” gibi… Bebekliğinde de onunla bu şekilde konuşabilir, yanında ahlakıyla ilgili sesli dualar yapabiliriz. Zira çocuklarımızın her ne kadar doğuştan getirdikleri değiştiremeyeceğimiz huyları olsa da, dualarla, vereceğimiz ahlak eğitimleriyle onları iyi yetiştirebiliriz. Yani bu kardeşe hazırlık konusu da çocuğumuzu iyi yetiştirmekle alakalıdır.

Çocuğumuza öncelikle paylaşma duygusunu kazandırmalıyız.  İlk olarak da sevgi paylaşımını… Bazı çocuklar annesiyle babasının birbirlerine sarılmasını bile istemez, annesini babasıyla paylaşmak istemez. Ebeveyn de hal böyle olunca çocuk yanında yakınlaşmaktan kaçınır, yani adeta çocuğun sözünü dinler ve ona sen haklısın demiş olur. Hâlbuki çocuğun annesini; babasıyla, ananesiyle, dedesiyle vb. paylaşması gerek ki ileride de kardeşiyle paylaşma fikrine hazır olsun. Anne başka şeyler de sevebileceğini göstermeli. Mesela bir çiçek örnek verelim, “Oğlum/kızım bak, ne kadar güzel bir çiçek değil mi, ben bu çiçeği çok sevdim, sen de sevdin mi?” gibi… Veya yakınlarımızın bebekleriyle tanışmaya götürebilir, beraber bebeği sevebiliriz, ne tatlı bir bebek değil mi, diyerek onun da bebekleri, çocukları sevmesini aşılayabiliriz. Ayrıca bizim başka çocukları da sevebileceğimizi göstermiş oluruz. Çocuğumuza sevmeyi biz öğretebiliriz ancak, daha küçük demeden, doğduğu andan itibaren, hatta henüz karnımızdayken.

Çocuğumuzu yetiştirirken yaptığımız diğer hatalardan biri de, kendi kendine yapmak istediği şeylere engel olup, çocuğun her ihtiyacını ellerimizle karşılamamız, onu kendimize bağımlı hale getirmemizdir.  Yemeğini kendisinin yemesine izin vermiyoruz, düştüğünde aman deyip koşuyor, kaldırıveriyoruz, çıkmak istediği yerlere aman yavrum kolayı var ben seni çıkartıvereyim diyor, çabalamasına bile müsaade etmiyoruz. Hal böyle olunca kardeş geldiğinde çocuğumuz, ihtiyaçlarını karşılayan annesi bir başka bebekle ilgilendiğinde, kendini boşluğa düşmüş hissedebiliyor.

Ayrıca hayatımızın her alanında koymamız gereken sınırlar olduğu gibi çocuğumuzu yetiştirirken de bazı sınırlar koymamız gerekiyor. Örneğin, biz her ne kadar çocuğumuzun isteklerine sınır koyabilsek de, bu sınır aile büyükleri tarafından ihlal edilebiliyor. Çocuğumuzun karşılamayacağımız bir isteği, büyükler tarafından kıyılamayarak (!) karşılanabiliyor, maddi veya manevi. Çocuklar büyükannelerine sığınıyor, anne disiplini hiçe sayılıyor. Burada büyüklere bir sınır koymak gerekiyor.

Sonuç olarak çocuğumuzu yetiştirirken yapılan bu tarz ihmaller, onun ahlak eğitimini etkiliyor ve büyük kardeş olacağı zaman, olması gerektiği gibi davranmasını zorlaştırıyor.

Büşra ALTINOK