Kâinatın Yaradılışındaki Estetik Ve Güzellik

“Tîn’e ve zeytûne, Sina dağına ve şu güven veren şehre (Mekke’ye) yemin olsun ki, biz insanı hakikaten en güzel biçimde yarattık.” (Tin suresi1-4)

Kâinatın tek yaratıcısı, tek sahibi, tek hükümranı olan yüceler yücesi Allah (c.c.) yaratılmışların en güzeli ve en şereflisi kıldığı insanın var olmasının yegâne gayesinin kulluk olduğunu bildiriyor.

“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize (ibadet ve itaatle) kulluk ediniz ki takvaya erenlerden (emirlerine uygun yaşayıp yasaklarından kaçınarak korunanlardan) olasınız.” (Bakara S.21)

En güzel biçimde yarattığı ve yalnızca kendisine kul olmasını istediği insan için yaşama sahası olarak da; dünyayı ve içindekileri en güzel, en mükemmel şekliyle yaratıp tahsis ettiğini şu ayet-i kerîmelerle beyan buyuruyor:

“O (Rab) ki, yeryüzünü sizin (yaşamanız ve istirahatiniz) için bir döşek, göğü de (kubbe gibi) bir tavan (bina) yaptı. Gökten su indirip onunla size rızık olmak üzere çeşitli ürünler çıkardı. Siz de artık bunu bildiğiniz halde, Allah’a hiçbir şeyi denk tutmayın.” (Bakara S.22)

“O( Allah)ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı; sonra (iradesiyle) göğe yönelip onları yedi(kat)gök olarak (bir sistem üzere) düzenledi. O her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara S.29)

Âlemlerin Rabbi, yaratıp da insanın emrine âmâde kıldığı bu kâinattaki nice güzellikleri, her an değişip duran harikuladelikleri görmesi için kullarını baş gözleri ile dikkatle seyr-ü temâşâ etmeye kalp gözleri (basiretleri ) ile de tefekküre davet ederek buyuruyor ki:

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaradılışında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanların yararı için denizde (süzülüp) giden gemilerde, Allah’ın semadan indirip onunla öldükten (kuruduktan) sonra toprağı dirilttiği suda, orada (yeryüzünde) yaydığı her türlü canlıda (ve onları yaymasında), rüzgârları (dilediği gibi) estirişinde, gök ile yer arasında (Allah’tan gelecek) emri hazır bekleyen bulutta, elbette düşünen bir kavim için, (Allah’ın varlığına ve birliğine) nice deliller vardır.” (Bakara S.164)

Yine Yüce Yaratanın mülkü olan kâinatın genişlik ve büyüklüğünü, yaradılışlarındaki düzen ve intizamın akılları hayrette bırakan mükemmeliyetini, kusursuzluğunu, tabakaların, çeşitliliğin ve parçalarının çokluğuyla beraber görünüm ve sisteminin kavranmaz ve ötesine geçilmez İlahi kudret çemberi içindeki birliğine dikkatleri çekmek üzere Mülk Sûresi’nde buyruluyor ki:

“Yedi göğü birbiriyle uyum (ve uygunluk) içinde yaratan O’dur. Rahman’ın yaratmasında hiçbir uygunsuzluk ve düzensizlik göremezsin. Gözünü çevir de bak! (orada)hiçbir çatlak ve kusur görebilir misin? Sonra gözü(nü) tekrar tekrar çevir. O göz (aradığı kusuru bulamayıp) hayret içinde, aciz ve yorgun olarak sana dönecektir.” (Mülk S.3-4)

Yine sayılamayacak kadar çok nimetler ihsan ettiği kullarına Allah-ü Teâlâ bu nimetler içerisinden bazılarına yemin ederek bazılarına da Ğaşiye suresinde olduğu gibi “bakmıyorlar mı?” buyurarak İlahi sanatının ve kudretinin inceliklerini beyan etmiştir.

“Bakmıyorlar mı o develere, nasıl yaratılmış? Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiş? Bakmıyorlar mı dağlara, nasıl dikilmiş? Yere bakmıyorlar mı, nasıl yayılmış?” (Ğaşiye S.17-20)

Görülüyor ki bu bakış, âlemin yeri ve göğü ile hepsine bakmak demektir. Kuşku yok ki bu bakış toptan da, ayrıntılı da olabilir. Toplu bakış bu ve benzeri ayetlerle anlatılmış, ayrıntısı da bakışlarımızın gözlem yoluyla kâinatın yaratılışındaki estetiği, güzellikleri, uyumu, harikuladeliği keşf ve tetkikine havale edilmiş, bakmayanlar ise “hala bakmazlar mı?” diye kınanmıştır.

Baktığında ibretle temaşa eyleyip tefekküre vesile olacak bakışlarla görebilmek, gördüklerinin de şükrünü edâ edebilmek duasıyla…

Fahrunnisa Nur

Kaynaklar

Feyzü’l-Furkân Kur’ân-ı Kerîm Meali, H. Tahsin Feyizli.
Hak Dini Kur’an Dili, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır.