Kadife Prangalar

Kadifedendir Kelepçesi
Yine bana engel mi olurmuş ah ciğerimin köşesi?

Yüklemini hep en başa koyuyorum cümlelerimin. Tamamlayamamaktan korktuğumdan her halde. Bu yüzden anlaşılmaz biriyim.

Çayı sıcak severim aslında. Soğuyan yemeklerden hiç hazzetmezdim eskiden. Yarım yamalak bir hayat mı yaşamaya başladım son yıllarda?

Karnını yardığım, alaca bulaca soyduğum patlıcanların yarısını kızartabiliyorum mesela. Yarısı çiğ kalıyor hep sebzelerimin. Hazırladığım kremalar topaklanıyor. Ekmeği dilimlemez yoğurdu kâseye koymaz oldum. Ambalajında yemek de güzel. Evimin yarısı süpürüldü bu gün yine. Yine yarısı düzenli hayatımın. Yarım kalan paragraflarla anlatamam ki size anneliğin güzelliğini. Tam yaptığım şeyler de var elbette. Ninnileri bitirene kadar söyleyebiliyorum mesela. Eşekli ninni, Atem tutam ben seni, dandini dastana dinozor bostana. Fış fış kayıklar yüzdürüyorum çocuklarımın hülyalarında.

Dizinin en heyecanlı yerinde kaldırıldığımı, telefonlarımı kocaman ünlemlerle kapatmak zorunda olduğumu nasıl tanımlayabilirim ki eksik kalacak cümlelerle. Bak yine ortanca kızım sesleniyor banyodan. Yine dünyayı durdurmanın ve sadece onların isteklerinin ihtiyaçlarının peşine düşmenin zamanı geldi. Aslında zaman böyle işliyor hayatımda sadece arada bir kendiişlerime bakıyorum. Gece olmuş hepsi uymuş bir sessizlik koridorlarda geziniyor. Artık istediğimi yapabilme hakkım var. Kumandanın hâkimiyetini elime geçirebilirim. Tarih programları izleyebilirim, yazı yazabilirim. Kitap okuyabilirim. Özgürlük hakkımı sonuna kadar kullanmak için neşeyle kalkıyorum ve yürüyorum.

Çocuklarım yeni yürümeye başladığı zamanlarda parmak uçlarıyla acemi adımlar atarlardı. Ben de gecenin bu saatlerinde ses çıkarmamak için parmak uçlarımla odalarına gidiyorum. Sessizce bildirmeden konukları oluyorum bir müddet özerk alanlarında. Kilitledikleri kapılarını anahtarsız açarak koydukları mesafeye meydan okuyorum. Büyüdüler ya öptürmüyorlar artık.

Terleyen alnını siliyorum kızımın, kestirmediği saçlarını arındırıyorum boynundan. Kulağına eğiliyorum ve “seni çok seviyorum” diye fısıldıyorum. Kâküllerini sola yatırıyorum ve ellerimi gezindiriyorum saçlarının derinliklerinde. Diz çöküp uzun süre seyrediyorum. Giderek büyüyen yüz hatlarını. Bebekliğinden kalmış gülümsemeye rastlıyorum kirpiklerinde. Ve o minicik tebessümü taçlandırması için kalbimin üzerine koyuyorum. Eğilip üzerine pembeleri seven gözlerinden, yanaklarından, çenesinden, kulaklarından, boynundan, kollarından, ellerinden öpüyorum öpüyorum öpüyorum… Karşılıksız, içten, samimiyetle ve surelerin eşliğinde dualarımın beraberinde içime çekiyorum misler gibi kokusunu. Hala cennet kokan rayihasını ciğerlerime dolduruyorum. Keşke hayırlı telaş ve heyecanlardan başka, dünyaya dair, yarın giyeceklerinin renk uyumundan başka hiç kaygısı olmasa hayat boyunca.

Gece nedense daha duygusal oluyorum. Çok korkuyorum gündüz olacaklardan, ihtimallerden, acılardan, aksiliklerden. Daha çok sığınıyorum emanetlerimin gerçek sahibine. Daha çok yalvarıyorum acılarını gösterme diye. Daha hızlı akıyor kanım damarlarımda. Daha çok esriyor korkularım nabzımda.
Ne kadar büyüdüğünü anlıyorum oğlumun. Çene kemiklerini hissettiğim yanaklarını okşarken. Elmacık kemiğinden, burnuna her şey büyüdüğünü haykırıyor gibi yüzünde. Göz kapakları bir delikanlının gözlerini saklıyorlar. Bir gencin bakışlarını dinlendiriyorlar artık uykuda. Ama ben buluyor ve yakalıyorum dudaklarının kenarında takılı kalmış, bebekliğinden masum bir ifadeyi. Geri çekilip bir defa daha bakıyorum ve bildiğim bütün sureleri okuyorum ezberimden. Sevgimi de katarak üflüyorum güzel yüzüne. Favorilerine, dik durmasını istediği saçlarına, kirpiklerine, kaşlarına, tüm çehresine… Kulağının arkasından, boynundan, ellerinden, saçlarından, yanağından gıdıklar gibi öpüyorum öpüyorum öpüyorum…

Üzerlerini örtüyorum.

Dünyanın bütün acılarından tehlikelerinden sığınıyorum gecenin karanlığına. Karanlığın ve gecenin Hükümranına. Esenliğini istiyorum iki dünyanın, evlatlarım için. Bir şeyler koparmak ister gibi inat ve ısrarla.

En fazla tarafımı odalarında bırakıp bir daha ve bir daha bakıp ayrılıyorum yanlarından. Özgürlük hakkını yeterince kullanmış biri olarak anlıyorum ki benimde uykum gelmiş. Esnemek konusunda babamın uyarısını hatırlıyorum. “Peygamberler ve Allah dostları hiç esnemezmiş kızım. Sen de bunu hatırladığın anda esneme ihtiyacın kayboluverir” diye çınlıyor kulaklarımda bir gece vakti babacığım. Odama ilerlerken ben de bunu tekrarlayacağım çocuklarıma diye gülümsüyorum. Tam o esnada beşiğinde yatan en küçüğüm, kıymetlim, boynunun altında bir katmanla dünyanın en tatlı en bebek yüzü, uykuların prensesi, minişim yüzünde burun deliklerinden başka hiçbir şeyi görünmeyecek şekilde kocaman bir esneme patlatıyor.

Şşşt ses yapmayın uyuyor…

Betül Şatır