KAD ve Kalp

Kritik ve analitik düşünme üzerine bir hayli çalışmalar mevcut. İnternette biraz gezindiğimizde bol miktarda bilgiye ulaşabiliriz. Ancak bu melekeyi kazanıp bize faydalı olacak şekilde nasıl uygulayabiliriz?

Donanım ve bilgi eksiği tamamlanmamış bir akılla bunu başarabilir miyiz? Soruyu biraz daha açacak olursak, sadece akılla bu çalışmayı yapmak, isabetli sonuçlar almamızı ne kadar sağlar? Ve bu akıl hangi donanıma sahip olmalı? Mesela, küçük bir çocuğun, eline geçirdiği zararlı bir şeyi elinden alıp basit bir hareketle arkamıza bırakıverdiğimizde çocuğu inandırabiliriz. Ancak biraz büyüdüğünde akli melekeleri gelişip donanım sahibi olmaya başladığında aynı hareketle o çocuğu inandırabilir miyiz?  Yetişkin kişi için de, tabloyu genişleterek düşündüğümüzde kritik ve analitik düşünebilmek için donanımın, alt yapının mutlaka sağlanmış olması gerekmektedir. Aksi halde yetişkin kişinin çocuktan ne farkı olur?

Bu girişten sonra KAD üzerine yapılan, kapsamlı bulduğum, bir tanımı paylaşarak devam etmek istiyorum: Herhangi bir konu, olgu ve fikir üzerinde açıklık – seçiklik, tutarlılık, mantıklılık, şüphecilik ve doğru akıl yürütme gibi bazı ölçüt ve yöntemleri esas alarak; doğru olmayan düşünme biçimlerini tanıyan, kanıtlara ve sonuçlara önem veren araştırma temelli daha derin bir düşünme eğilimi, tutumu ve becerisi sergileyen, böylelikle de sadece herhangi bir sonuca değil,  tutarlı – makul sonuçlara ve yargılara ulaşmayı amaçlayan, hem problem çözme hem de problem görme kapasitesi sayesinde, kendi düşünme sürecini sürekli denetim altında tutarak değişmeye ve kendi kendini düzeltmeye açık olan bir düşünme, şeklinde ifade edilmekte. [1]

KAD faaliyetinde, zikredilen vazgeçilmez şeyin akıl olduğu, akıl olmadan bu eylemin gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığı ortada. Fakat tek başına akıl da bu iş için yeterli olacak mı? Şöyle düşünüyorum, hem akla sahip olması, hem de akla destek olması anlamında, farklı bir bakışla, Üçlü selîm: akl-ı selîm, kalb-i selîm, zevk-i selîm sahibi bir kişi olarak bu düşünme sürecini gerçekleştirmek, tam isabet ettirmenin sağlam dayanakları olacaktır.

Selîm, kelime olarak TDK sözlüğüne baktığımızda: Doğru, dürüst, kusursuz olarak açıklanmakta. Yani kusursuz bir iş yapmak isteniyorsa selîm sıfatına sahip olmak zorunlu görülmekte; “Kem âlât ile kemâlât olmaz” düsturunca. Çünkü Müslüman bir fert olarak bizim mutlaka farklı bir yanımız /yönümüz olmalı.

Yine selîm sıfatıyla ilgili olarak, Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de : “O gün, ne mal fayda verir, ne de evlât. Ancak Allah’a kalb-i selîm ile gelenler müstesnâ.” [2] buyurulmakta.

Allah Resulü Hz. Muhammed as da : “Ya Vebisa (ra), kalbinden fetva al. İyilik, kalbin mutmain olduğu ve nefsin itmi’nan bulduğu şeydir. Günah ise nefsini tırmalayan ve kalbe tereddüt uyandıran şeydir. İnsanlar sana fetva verse de “o doğrudur” deseler de.” [3] buyurmaktadır.

Selim bir kalbe sahip olup selim akılla çalıştıktan sonra o kalple yapılan çalışmayı değerlendirerek onaylamak veya reddetmek, isabetli iş yapmanın en sağlıklı yolu olacaktır.

Demem o ki, selîm akılla bulunan sonucun selîm kalple onaylanması bizi hatalardan koruyacak, isabetli kararlar almamızı sağlayacaktır. KAD faaliyetinde bulunurken, çalışmaya kalbi de katarak,  aklın yükünü hafifletip daha verimli çalışmasına yardımcı olmak gerekir.

Burada dikkat çekmeye çalıştığım akl-ı selîm, kalb-i selîm, zevk-i selîm kavramları üzerine bir şeyler söylemek gerekirse; nasıl akl-ı selîm olunur, nasıl kalb-i selîm ve zevk-i selîm olunur?  dediğimizde, cevabı “Efrâdını câmi,  ağyârını mâni” olarak verirsek, Hz. Mevlânâ’nın pergel metaforu en kestirme metot olacaktır.  Yani pergelin sabit ayağını, Kur’an ve sünnet medeniyetimize sabitleyerek, öze, fıtrata uygun olanla, aklı, kalbi ve zevkimizi[4] donatarak, geliştirerek,  hareketli ayakla dünyaya açılarak bu üçlü selîme Allah’ın (cc) izniyle sahip olabiliriz. Bu donanımı kazanmak için çalışırken güzergâhımızın mutlaka ehl-i sünnet ve’l-cemaat çizgisi ve sahih tasavvuf yoluyla, nefsin basamaklarından ­­­­-Emmâre (Yusuf-53), Levvâme (Kıyame-2), Mülhime (Şems-8), Mutmeinne (Fecr-27), Râdiye (Fecr-28), Merdiyye (Fecr-28), Kâmile- Sâfiye (Fâtır-18) –  çıkması gerektiğini söyleyebiliriz.

Osman Ülgen
İlâhiyatçı-Eğitimci

[1] Gündoğdu, Hakan (2009)  Eleştirel düşünme ve eleştirel düşünme öğretimine dair bazı yanılgılar.

[2] Eş-Şuarâ, 88-89.

[3] Ahmed b. Hanbel – Sünen.

[4] Güzeli çirkinden ayırt etme kabiliyeti, sezme kabiliyeti.