Kabirdeki Yoldaş

i_ekli_yol

Bismihi subhan..

Küçüktüm. Büyükbabam ve ailesi ile beraber otururduk. Bazı akşamlar dedemin sohbet arkadaşları gelirdi. İçlerinden biri uzun uzun anlatır, herkes de onu dinlerdi. Ben de dedemin dizinin dibine oturur herkesin dinlediği şeyi merakla dinlerdim. Bir gün “kabir hayatı diye bir şey vardır” dedi bu anlatıcı. Sonra da kabirde başımıza gelebilecek ne kadar azab varsa anlattı korkusuzca. O gece uyuyamadığımı,  benim gibi küçük bir çocuğa bunları dinlettiği için nenemin dedeme kızıp durduğunu, nenem öyle dedikçe iyice korktuğumu, ağlamaktan gözlerimin şiştiğini hatırlıyorum. Ertesi sabah dedem beni alıp o anlatan kişinin yanına götürdü. Asıl niyeti okutup beni korkularımdan kurtarmaktı. Ama o, beni okumak yerine karşısına oturtup anlatmaya başladı:

“ Kabir bu dünyada faydasız ve kötü işlerle uğraşanlar için çok azaplı bir bekleme yeridir. Başkalarına faydalı, hayırlı işler yapanlar için ise cennet bahçesi gibidir. Peygamber efendimiz kabir hayatı hakkında; (Mümin ölü için Cennetten yaygı serilir. Cennet elbiseleri giydirilir. Ona Cennetten bir kapı açılır. Kabre Cennet kokuları yayılır. Yanına güzel yüzlü, güzel elbiseli, güzel kokular saçan biri gelir. Buna “Sen kimsin?” diye sorar. O da, “Senin salih amelinim” der. Bunu işitince, “Yâ Rabbi kıyâmet çabuk kopsa da, çoluk çocuğuma ve nimetlere kavuşsam” der)buyurmuşlardır. Senin korktuğun o azap ancak hak edersen sana ulaşır. Eğer istiyorsan sana kabirde bu azaptan nasıl korunacağını ve nimetlere nasıl ulaşılacağını öğretirim.” dedi. Ona karşı duyduğum korku hissi yerini meraka bıraktı. Bana öğrettiği her şeyi bugün bile hala hatırlıyorum. Hatta her gün hatırlıyor ve elimden geldiği kadar uyguluyorum.

Her gece okuduğum Mülk Suresi bazen, uykumun kaçtığı gecelerde yoldaşım oluyor. Tıpkı kabirde yanıma gelip bana yoldaşlık edecek olan arkadaş olduğu gibi. Benimle beraber oturuyor seccademe, ben ölümü ve ötesini düşünürken o da anlatıyor hal diliyle cennete giden yolda göreceklerimi. Bazen yorgunluk çöküyor üzerime uzanıyorum yatağıma, “lezzetleri acılaştıran ölümü çokça anınız” tavsiyesi ile yumuyorum bu dünyaya gözlerimi, açılıyor gözlerim kabir âlemine. Yanımda uzandığını hissettiğim varlık yine Mülk Suresi. Bana tanıtıyor gideceğim yolları ve gördüğüm manzaraları. İki melek geliyor önce, görünüşleri heybetli ama korkutucu değil. “Bunlar Münker ile Nekir” diyor . Gülümsüyor melekler bana.  “ Eğer böyle bir rehber ile gelirsen burada rahat edersin. Burası rehbersiz, yoldaşsız gelenler için zorluk yurdudur.” diyorlar. Onlar gidiyor, yolumuza devam ediyoruz. Biraz ileride sonu gözükmeyen ama aydınlık bir yere çıktığı, gelen nurun getirdiği aydınlıktan belli olan bir yol çıkıyor karşımıza. “ Bu yol berzah âlemine gider.” diyor yol arkadaşım. “Yoldaşı salih amel olan mü’minleri burada karşılayan rahmet melekleri onları buradan alır, cennet bahçelerine benzeyen bekleme yurduna götürür. Oranın sakinleri kimi zaman burayı ziyarete gelirler, çünkü onlar ölmüş bile olsalar ailelerinden haberdar olmalarına izin verilmiştir. Bu yol onlar için açık bırakılır.” Uzakta bir kapı var. “ Bu kapı nereye çıkar?” diye geçiyor içimden. Orada içinden geçirmek diye bir şey yok. Kalbimizden geçeni bile duyan, bildiriyor oradakilere düşüncelerimizi. Mülk cevap veriyor: “ Orayı görmek istemezsin. İşte yıllardır korktuğun azap kapısı orası. Bizim için yasak olan, benim gibi bir rehber ile gelenlere kapısının açılması haram olan yer. Oradan Allah’a sığın her an. Eğer kabir dualarından birini ya da birkaçını biliyorsan, senin için o dualar bu kapıya vurulan kilittir.”diyor. Korkuyorum. Daha fazla kapalı kalamıyor gözlerim. Açılıyor yeniden bu dünyaya. Yatılır mı bu haberle! Hemen kalkıp döküyorum kitaplarımı, bir kurtarıcıya sarılır gibi sarılıyorum. Aradığımı bulduruyor Mevla. Rasulullah Efendimizin sav dilinden dökülen dualardan birkaçı dolduruyor gecemi. Yüreğime ferahlık serpiyor okuduğum kısacık dualar. Her yanımı sarıp sarmalıyor bir kundak gibi:

“ Allahümme barik lena fi’l-mevti ve fî mâ ba’de-l mevt.”

(Allah’ım, ölümü ve ölümden sonrasını benim için kolaylaştır.)

“ Allahümme hevvin aleynâ sekerâti’l-mevti ve lâ tuazzibnâ ba’de’l-mevt”

(Allahım, ölüm anını benim için kolaylaştır ve ölümden sonra bana azap etme.)

Peygamber Efendimizin dilinden dökülen bu dualarla dalıyorum huzur içinde uykuya. Uyku bambaşka bir şey benim ruh dünyamda. Her uyandığımda hatırlarım “ Uyku küçük ölüm, ölüm de dünya hayatına uyanılmayan uykudur.” Hadis-i şerifini. Uyumak için her yatağa girişimde gelir aklıma bu gece kabir yolcusu olup olmayacağım. Gördüğüm rüyaları, bana yol gösterici olarak verilmiş birer hediye olarak düşünürüm. Eğer hoşuma gidecek şeyler görmüşsem o gün şükür günümdür. Başıma gelen her halin benim için nasıl bir nimet olduğunu anlamaya çalışırım. Eğer endişe duymama sebep olan rüyalar gördüysem o zaman da o günün sabır ve sadaka verme günü olduğuna karar verir ve bunun için çalışırım. Rüya görmediğim günler dua günlerimdir. Abdullah ibni Mesud’un sözünü hatırlar, her gün en az yetmiş arkadaşımın adını anarak dua ederim. İşte bunlar benim kabir hayatı için bu dünyada yaptığım yatırımlardır. Her bir hayırlı işi yapmaya muvaffak olduğumda da bana kabir alemini ve oraya hazırlanmak için neler yapabileceğimi öğreten kişiye imrenirim. Bilirim ki “bir hayra sebep olmak, o hayrı yapmak gibidir” müjdesiyle o, benim ve ondan bu hayırları öğrenen herkesin yaptığı amellerin sevabından bir pay almakla nasiplenmekte. Ne mutlu ona. Ne mutlu öyle insanlarla karşılaşanlara…

Bu günkü kabir yatırımımın mübarek insanları muhabbetle anmak olmasını temenni ederim. Salavâtullâhi ve selâmühü aleyhim ecmaîn.

Melahat Güngör