İ'tikâfta Ne Yapılacak?

İ’tikâf nasıl geçer, i’tikaf nasıl bir ibadettir? İ’tikâf Allah’a yoğun bir ibadet şeklidir. Artık eve de gitmiyorsunuz, dünyevî işlerle de meşgul olmuyorsunuz, eşinizle de meşgul olmuyorsunuz.
Bu arada söyleyeyim, hanımlar i’tikâfa beylerinin izniyle girerler. Yâni, “Efendi, müsaade ediyor musun bana? On gün senden ayrı kalacağım, müsaaden var mı?” diye sorması lâzım! Çünkü i’tikâfa girdi mi eşinden ayrı durması gerekiyor. Sormazsa olmaz. Hattâ efendisi, “Ben izin vermiyorum!” diye bozdurabilir.
İ’tikâfta ne yapacak?.. Yoğun olarak kendisini Allah’a ibadete verecek. Yâni zihnini derleyecek toplayacak, Kur’an okuyacak…
Tabii mescidlerin en güzelini seçmeye çalışmak lâzım, en büyüğünü seçmeye çalışmak lâzım! En sevaplı mescid hangisidir?.. En sevaplı mescid Mekke-i Mükerreme’deki Mescid-i Haram’dır. Bazı kimseler eğer Mekke’ye gidebilmişse, son on günü orda caminin içinde yatıp kalkarak, eve gitmeden i’tikâf yapabilecekse, en sevaplı odur.
Sonra Medine’deki Peygamber SAS Efendimiz’in mescidi, Mescid-i Nebevî… Sonra Kudüs’teki Mescid-i Aksà… Sonra camisi büyük, cemaati çok olan yerlerde i’tikâf yapacak.
İ’tikâfta ne yapacak? Dünya kelâmı, insanlarla sohbet vs. malayani konuşma yapmayacak. Hayırlı sözden başka söz söylemeyecek. Kur’an okuyacak, hadis okuyacak. Öğrenebilir, öğretebilir, öğretmen olabilir. Talebenin birisi sormuştu:
“–Hocam, ben i’tikâfa girmek istiyorum ama, çocuklara da Kur’an öğretiyordum. Hangisini yapayım?” diye bana sordu Ankara’da.
Ben de takıldım ona:
“–Bana bak, sen niye iki ibadeti karşı karşıya getiriyorsun, birbiriyle çatıştırıyorsun?.. Hem i’tikâfa gir, hem de i’tikâftayken çocuklar yine gelsinler camiye… Sen onlara Kur’an okutmaya devam et, katmerli sevap olsun! Yâni ekmek kadayıfının üstüne kaymak konulmuş gibi tatlı olsun!” diye lâtife ettim.
İnsan i’tikâfta ilim de öğretebilir, ilim de öğrenebilir. Peygamber Efendimiz’in hayatı, sireti, peygamberlerin ahlâkı olabilir. Kendisi eline kalemi alır makale yazar, kitap yazar… vs. Günah yapmamaya, boş vakit geçirmemeye, zamanı israf etmemeye dikkat eder.
Böyle bir i’tikâfı tavsiye ediyoruz. Bir iki gün sonra pazar günü başlayacak. İ’tikâf yaparsanız, sünneti yerine getirmiş olursunuz; bir de beldenizdeki i’tikâf yapmayan müslümanları da kurtamış olursunuz. Çünkü sünnet-i kifâye, yapmayınca onlar da sorumlu olacaktı. Siz yapınca onlar da kurtuluyor.
Biz İskenderpaşalılar olarak, İskenderpaşa camiası, kardeşlerimiz, ihvanımız, dostlarımızla, Hocamız’ın zamanından beri i’tikâfa çok dikkat ediyoruz. Niye Hocamızdan özel olarak bahsediyorum? İhvânımızdan birisi Hocamız Rahmetullahi Aleyh’e sormuş:
“–Efendim, bizim halvete girecek zamanımız olmuyor. Üniversitede profesörüz, hocayız. Kırk gün ayrı duramıyoruz. Kırk gün bir yere kapanıp yoğun bir şekilde ibadet etme işi yapmak istiyoruz ama, memuriyetimiz müsait değil. Acaba ramazanın son on gününü, on gün on gün yaparak bu i’tikàfın âdabını, bu halvetin faydalarını, eğitimini alabilir miyiz, sağlayabilir miyiz?..” diye sormuşlar.
Hocamız kabul buyurmuş:
“–Olur, girin bakalım!” demiş.
Bu i’tikâfta, halvet denilen çok büyük ve çok yoğun ibadetin eğitimini onlara on gün içinde kısmen yaptırmış.
Bazı kimseleri Hocamız kendisi çağırırdı ve: “Sen benim yanımda bir hafta kal bakayım!” diye onlara bütün bir halvette, yâni kırk günlük çile dediğimiz halvette öğretilecek şeyleri öğretirdi. Mürşid-i kâmil-i mükemmil olduğu için öğretirdi. Evliya eyler, ondan sonra bir yere gönderirdi. Allah-u Teàlâ Hazretleri şefaatine nâil eylesin…
Onun için ben bizim camiamızda i’tikâfı, küçük halvet gibi görüyorum ve biz de halvetteki zikirler ve sıkı, yoğun ibadet; kimse kimseyle konuşmayacak, bir köşeye çekilecek, cemaate karışmayacak, cemaatle sohbet olmamasını sağlayacak. Daha mûtenâ bir yerde, daha saklı bir yerde yapacak bu i’tikâfı… Halvetteki yasaklara riâyet edecek, yâni sünnet olan i’tikâftan daha kuvvetli, daha sıkı bir dinî eğitim, zikir, fikir, ibadet çalışması yapıyoruz.
Kardeşlerimize tavsiye ederiz. Kabul eden ve giren kardeşlerimize Allah büyük feyizler ihsân eylesin diye şimdiden dua ediyoruz. Allah-u Teàlâ Hazretleri feyizlerini çok eylesin… Kalplerini pürnûr eylesin… Kalplerindeki pası, kirleri, manevî lekeleri temizlesin, gönülleri pürnûr olsun… Zihinleri aydın olsun, imanları kavi’ olsun… Aşkullah, muhabbetullah, ma’rifetullah sahibi olsunlar… Allah’ı seven, Allah’ı bilen, Allah’a güzel kulluk eden kullar olsunlar… Bu halvetle, bu i’tikâfla o noktalara ulaşsınlar diye temenni ediyoruz. Temenni ediyorum, uzaktan dualar ediyorum.
Sevgili Akra dinleyicileri, Allah-u Teàlâ Hazretleri cümlemize ve cümlenize her türlü sevdiği, razı olduğu güzel işleri yapmayı öğretsin… Onları yapmaya bizi muvaffak etsin. Dua ediyoruz:
(Allahümme erinel-hakka hakkan verzuknet-tibâahû) “Yâ Rabbî bize hakkı hak olarak göster, gördükten sonra da uymayı nasib et!” Yâni bazı insanlar hakkı görür, güzeli görür de yapmaz; veya yapmaya gücü yetmiyor veya şeytan çelmeliyor. Bilmek yeterli değil. İslâm’da bilmek bir meziyet ama başlı başına bir meziyet değil. Bilmek uygulamak içindir. Bilecek, bildiğini uygulayacak. Bilecek, ondan sonra ilmiyle âmil olacak, ilmini uygulayacak! Sadece bilmek laf ebeliği oluyor, kuru kalabalık oluyor. Kitap hammallığı gibi oluyor. Elinde veya sırtında yük olarak değil, zihninde taşıyor ama üzerinde görünmüyor, tesiri yok… Öyle olmaz! Yâ Rabbî bize hakkı hak olarak görüp uymayı nasib eyle…
(Ve erinel-bâtıle bâtılen verzuknectinâbeh) “Bâtılın, boşun, yanlışın, zararlının, kötünün de öyle olduğunu görüp, ondan sakınmayı bize nasib et yâ Rabbî!.. Bize tevfikini refik et de, iyi kulun olalım, iyi şeyleri yapabilelim… Kötü şeylerden de sakınabilelim yâ Rabbî!” diye dua ederiz. Bu dua Efendimiz’dendir.
Allah-u Teàlâ Hazretleri bize hakkı ve hayrı işletsin… Şerden ve kötülüklerden ve zararlardan, hatalardan, isyanlardan, nisyanlardan, günahlardan bizi uzak eylesin…
Hele şu feyiz ve bereket mevsimi olan Ramazanı güzel geçirmeyi nasib eylesin… Şeytana uymamayı, haramlardan uzak durmayı, orucu hakkıyla tutmayı, sevapları çok kazanmayı, Allah’ın affına, mağfiretine erip, cehennemden âzad olmayı cümlemize Mevlâ’mız nasib eylesin… Nice nice nice güzel günlere, Ramazanlara, kandillere sıhhat afiyetle, sevdiklerinizle beraber erişin… Hem dünyada, hem ahirette aziz ve bahtiyar olun, aziz ve sevgili Akra dinleyicileri!..
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

Prof.Dr. Mahmud Esad Coşan
16. 01. 1998 – Sydney / AVUSTRALYA