İ'tikâf Nedir?

Dinleyicilerimizin içinde gençler var, taze taze, pırıl pırıl ablalar, ağabeyler, ibadete düşkün kimseler var… Bir keresinde Mecidiyeköy, Levent civarında gidiyorduk. Karşıdan blue-jean paltalon giymiş gençler geliyorlar. Saçlar modaya uygun, uzun vs. Onlar karşıdan gelirken, bunlar Yirminci Yüzyıl’ın çağdaş gençleri diye, şöyle kenardan geçmeyi düşünüyordum. Bana dönüp de:
“–Esselâmü aleyküm ve rahmetullàh hocam!” demesinler mi?..
Nasıl sevindim. Yâni tahmin etmiyor insan. Kıyafetinden insanlar anlaşılmıyor. Kalpler önemli… Gençlerin içinde nice kıymetli, değerli gençler var; ablalar var, ağabeyler, delikanlılar var…
Bu i’tikâf meselesini belki bilmeyenler vardır, yaşlı olduğu halde de bilmeyenler olabilir. Onun için i’tikâfı biraz izah edelim: İ’tikâf, akefe kökünden geliyor. Bir şey üzerine durmak, devam etmek mânâsına geliyor.
Kur’an-ı Kerim’de anlatıldığına göre, Musa AS kavmiyle Firavun’dan kurtulup bir beldeye geldi. Orda baktı ki, o beldenin ahalisi,
(Ye’küfûne alâ asnâmin lehüm) kendilerine ait, elleriyle yaptıklara zavallı putçuklarına tapıyorlar. Yâni abede mânasına, ibadet ediyorlar mânâsına geliyor.
(Vel-àkifîn) diye de geçiyor Kur’an-ı Kerim’de… Yâni, bir yerde ibadet niyetiyle, ibadet maksadıyla beklemek, bir şeyin üzerinde durmak devam etmek mânâsına geliyor.
İ’tikâf ramazanın son on gününde sünnettir. Deminki hadis-i şeriflerde, Buhârî’den, sahih kaynaklardan, Riyâzüs-Sàlihîn’den size okudum. Görüldüğü üzere Peygamber Efendimiz hiç bırakmamış. En son senesinde de yirmi gün yapmış. İlle son gün olacak diye bir şey yok, önceden de olabilir. İ’tikâf kuvvetli bir sünnettir, aşikâr bir sünnettir.
Bir de bu sünnetin bir özelliği var, sünnet-i kifâye derler buna. Yâni o kadar kuvvetlidir ki, yapılmazsa bir beldenin bütün ahâlisi sorumlu olur. Diyelim ki, taşrada bir kasaba, bir nahiye, bir bucak, bir köy… Hiç kimse i’tikâfa girmemiş. O zaman bütün belde halkı sorumlu olur. “Rasûlullah’ın bu müekked, bu kuvvetli sünnetini niye yapmadınız ramazanda?!.” diye hepsi sorumlu olur.
Ama bir kaç tane, bir tane de olsa ibadet aşıklısı çıkar, i’tikâf ederse, öteki yapmayanlardan bu borç, cezalandırma durumu böylece kalkmış olur. Yâni, “Eh, hiç olmazsa beldeden bir tanesi çıkmış, orda i’tikâf ediyor.” diye, beldeye faydası oluyor bir i’tikâf eden insanın. Böyle bir özelliği var, sünnet-i kifâye derler.
Meselâ cenaze namazı farz-ı kifâye… Farz ama;
–Peki benim haberim olmadı. Adam ölmüş. Ben başka yerdeydim. Eyvah, farzmış, ben suçlu muyum?..
Hayır! Duyanlara ve o vazifeyi yapacak kimselere onu yapmak farz… Ama hiç kimse yapmazsa herkes sorumlu olur. Bir kaç kişi yapar da vazifeyi yerine getirirse, ötekilerden de sorumluluk kalkar.
Ona farz-ı kifâye deniliyor, bu da sünnet-i kifâye. Peygamber SAS Efendimiz Ramazanın son on gününde, ömrüde her zaman i’tikâf eylemiş. Peygamber Efendimiz’den sonra da ashâb-ı kirâmı, ezvâc-ı tahirât validelerimiz bu vazifeye devam etmişlerdir.
İ’tikâf yapmanızı tavsiye ediyorum. Durumunuz müsait ise, cemaatle namaz kılınan bir camide, cuma namazı kılınan bir camide, ezan okunup müezzini olan, imamı olan bir camide i’tikâfa girebilirsiniz.
Kadınlar da girer, erkekler de girer. Büyükler de girer, küçükler de girer. Çocuğun dahi, henüz temyiz kâbiliyeti kendisinde yeni mevcut olan çocukların dahi i’tikâfı sahihtir. Allah’ a hamd ü senâlar olsun.
–Bazı genç, küçük çocuklar oluyor, babalarının yanında onlar da i’tikâf edebiliyorlar. Olur mu?..
–Olur.
–Kadının i’tikâfı?..
–O da olur.
–Kadın mescidde i’tikâf ederse hocam, gecesi var, gündüzü var. Dışarı çıkıp, abdest alacak, nasıl olacak?..
–Evet mescidde değil de, kadınlar daha ziyade evlerinde i’tikâfa girerler. Evlerinin bir odasını mescid edinirler, “Burası benim mescidim olsun…” derler, orada i’tikâf ederler. İ’tikâfın şartlarını orada yerine getirerek, ibadetleri orda yaparak, onlar da i’tikâf sevabını alabilirler.
Erkekler cuma namazı kılınan, beş vakit namaz kılınan bir camide i’tikâf eder.
–Cuma namazı kılınmayan bir cami olsa hocam?..
Şimdi artık her camide kılınıyor da kılınmayan camiler olabiliyor. Meselâ benim gençliğimde hatırlıyorum. Civarımızdaki köylerden bizim köye cuma namazı kılmaya gelirlerdi. Çok özen gösterirlerdi. Herkes atına biner vs… Çünkü her köyde cuma namazı kılınmazdı.
–Cuma namazı kılınmayan, ama beş vakit namaz kılınan bir camide i’tikâf olur mu?
–Olur. Olur da, cuma namazı için kalkıp yine cuma kılınan yere gitmesi lâzım gelir.

PROF.DR. MAHMUD ESAD COŞAN (RH.A)