İstikamet İslam'ın Bütünüdür

jh

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’i okuyup hatim etmek isteyen her Müslüman, yüce Rabbimizin huzurunda namaza durup tekbir getiren her mü’min, kıldığı namazın her rekâtında ilkönce Fatiha Suresi’ni okur.

“Elhamdü lillâhi rabbil-àlemîn, Errahmânir-rahîm, Mâliki yevmid-dîn, İyyâke na’büdü ve iyyâke nestaîn” der; ondan sonra asıl isteğinin ne olduğunu, gönlündeki muradı söylemiş olur ve “İhdinas-sırâtal-müstakîm”, “Yâ Rabbi, bizi o sırât-ı müstakîme sevk et, yönelt! O sırat-ı müstakîme girdir” der. İnsanoğlu için en önemli şey istikamet üzere, doğru yolda olmaktır.

(Es-sırâtal-müstakîm) Sırât, yol demektir. Ama kıvrımı olmayan, eğrisi olmayan dümdüz yola denir. Araplar bunun ilk anlamı dümdüz yol olduğu halde, doğru veya eğri, kıvrımlı veya doğru yol için de kullanmaya başladıklarından mana ayrılmasın, tam anlaşılsın diye müstakîm sıfatıyla da te’kid ediliyor. İhdinas-sırat, denilse, “Bizi böyle eğri büğrü olmayan, dosdoğru yola yönelt, sevk et, götür!” demek olacak; ama bu daha kuvvetlensin diye, (ihdinâs-sırâtal-müstekìm) “Bizi müstakîm olan, dosdoğru yola sevk et!” denilir.

İstikamet ne demek? Doğru, eğrisiz, dümdüz demektir. Hazret-i Ali Efendimiz (ra) peygamber efendimiz (sas)’den rivayet ederek: “Doğru yol Allah’ın kitabıdır” buyurmuştur. Yine Hz. Ali Efendimiz (ra), merfu’ olan bir rivayette, kendisine ref olunmuş bir ibaresinde şöyle buyurmuş: “Kur’an-ı Kerim, Allah’ın sapasağlam ipidir. (Ve hüve zikrül-hakîm) Bu hikmetli bir uyarıdır, fikirdir. (Ve hüve sırâtül-müstakîm) ve dosdoğru yoldur.” [1]

Peygamber Efendimiz (sas) hadisi şerifinde (Ve men cealehû halfe zahrihî) “Kim Kur’an-ı Kerim’i sırtının arkasına koyarsa…” Yâni Kur’an-ı Kerim’e sırt dönüyor, Kur’an-ı Kerim’i sevmiyor, Kur’an-ı Kerim’i dinlemiyor, Kur’an-ı Kerim’i uygulamıyor, Kur’an-ı Kerim’e arkası dönük, Kur’an-ı Kerim’le istikameti ters… Kur’an-ı Kerim’i kendisine kılavuz, rehber edinmemiş, önünde değil; Kur’an-ı Kerim arkasında. Bu kişiye ne olur? Kur’an-ı Kerim o kişiyi cehenneme sevk eder. Doğru istikamette olmamak insanı azaba uğramasına sebep olur.[2]

Kur’an-ı Kerim’de hem dünya hayatımız için, hem ahiret saadeti ve selâmetimiz için önemli olan en önemli bilgiler, en mühim bilgiler, en faydalı bilgiler, en zarûrî bilgiler var. İnsan onları öğrendiği zaman, hayatını yanlış bir yöne yönlendirmekten, boş bir istikamete harcayıp, sarf edip sonunda pişman olmaktan kurtulur. Nasıl hareket etmesi gerektiğini doğru olarak tesbit eder ve ömrünü hayırlı, faideli geçirir, àrifâne geçirir, cahilce geçirmez. Arif olur, âgâh olur uyanık müslüman olur, uyanık insan olur ve hem dünyada, hem ahirette rahat eder.

Doğru yol, Allah’ın bize tavsiye buyurduğu; evveli de bilen, âhiri de bilen, her şeyi bilen âlemlerin Rabbinin tavsiye ettiği yoldur. Doğru yol budur. Doğruyu anlamak için insanın bir bilene gidip danışması, sorması lâzım! Her şeyi en iyi bilen Allah-u Teâlâ (c.c) olduğu için Allah-u Teâlâ (c.c)’nın emirlerine, yasaklarına uyması, Allah-u Teâlâ (c.c)’nin kelâmını okuması, anlaması, dinlemesi ve uygulaması lâzım.[3]

Sırât-ı müstakîm, kitabullahtır diyenlerin ileri sürdükleri belgeler, kanıtlar bunlardır. Bazıları da demişler ki: “Es-sırâtül-müstakîm, İslâm’ın bütünüdür.” Meselâ böyle diyenlerden İbn-i Abbas RA: (İhdinas-sırâtal-müstakîm, zâke el-islâm) “Bu sırâtal-müstakìm İslâm demek, İslâm dininin tamamı demek.” buyurmuş. Tabii bunların hepsini iz’an ile irfan ile düşünürsek, hangi şekilde tevcih edilirse edilsin hepsi aynı kapıya çıkıyor. Yani Allah’ın emirlerine, Peygamber Efendimiz’in sünnetine uymak demektir istikamet, sırâtal mustakim. Selef-i sâlihînimizin, Peygamber Efendimiz’ (sas)in mübarek ashabının, hülefâsının gittiği yol demek.

Peki, müslüman zaten müslüman olduğu halde, “niye bizi Allah’ın İslâm’a iletmesini, hak dine, Peygamber Efendimiz(sas)’in yoluna iletmesini istiyoruz?” diye sorarsak cevabımız ne olur? Kur’an-ı Kerim’in başka yerinde de vardır. Bu te’kid, şu demek oluyor: “Yâ Rabbi, bizi İslâm’da sâbit kadem eyle, İslâm’dan ayırma, ayağımızı kaydırma, orada sâbit tut!” mânâsına geliyor. Meselâ buyruluyor ki: “Ey iman edenler…” diye başlıyor, ondan sonra da devam ediyor ayet-i kerime: “Allah’a ve Rasûlüne iman edin! Rasûlüne indirmiş olduğu kitaba, yani Kur’an’a da iman edin! Daha önce indirdiği ilâhî kitapları da tasdik edin, onlara da iman edin!” deniliyor. Zaten mü’min, ama iman edin ne demek? “Bizi bu imanda sabit kıl yâ Rabbi!” demek, “Ayağımızı kaydırma!” demek. Te’kid oluyor, yani orada kalmayı istemek oluyor.

İstikamette olanlara Allah-u Teâlâ in’am ve ihsanda bulunur, lütfeder, maddi ve manevi dereceler verir. Dünyada, ahirette şeref, izzet vermiş, cennetiyle, cemâliyle taltif eylemiş. Onların yanında olmak ne güzeldir! Çünkü Allah’a ve Rasûlüllah’a itaat edenler, onlar ne güzel beraber olunacak refiklerdir, arkadaşlardır!” diye methediliyor. İbn-i Abbas’tan bir rivayette: (Hümül-mü’minûn) “Onlar tam mü’minlerdir.” demiş. Mücâhid’den ve Vekî’den rivayet edilmiş: (Hümül-müslimûn) “Onlar tam müslümanlardır.” [4]

İnsan yürüdüğü yola da dikkat etmeli. Zamanını boşa geçirmemeye de dikkat etmeli. Yâni günü hangi istikamette geçiyor, ömrü hangi istikamette geçiyor? Günahla mı meşgul, haramla mı meşgul, zulümle mi meşgul? Zamanın kıymetini bilecek, yürüdüğü yolun düzgün olmasına dikkat edecek.

Peygamber Efendimiz (as) dua ediyor “Allah, yolu düzgün olana da rahmet eylesin, rahmetine onu da mazhar eylesin!” diye, Efendimiz yolu düzgün, tarikatı istikamet üzere olan, müstakîm olana da dua ediyor. “Yollandığı yol, yürümekte olduğu yol, hayatını yöneltmiş olduğu istikamet doğru olana ne mutlu! Yürüdüğü yol doğru yol olana ne mutlu!” diye, Efendimiz ona da dua ediyor.

Müslüman her gün kırk rekât namaz kılıyor ve (İhdinas-sırâtal-müstakîm) (Bizi doğru yola ilet!) diye, günde kırk defa doğru yolu düşünüyor ve Allah’tan istiyor.

(Sırâtallezîne en’amte aleyhim) “Kendilerine Allah’ın lütfettiği, in’am ettiği, ihsân ettiği, sevdiği, beğendiği, mükâfatlandırdığı iyi insanların yoluna” gidecek. Mü’min olacak ve iyi insan olacak. Allah’ın nimetine lütfuna ikramına mazhar olmuş kişilerin yoluna gidecek. (Gayril-mağdùbi aleyhim veled-dàllîn.) “Allah’ın kendilerine gazab ettiği insanların yoluna değil, sapıtmışların yoluna değil…”

Dünyada herkes bir yolda yürüyor ama demek ki bazı yolları Allah seviyor, o yolda yürüyenlere rahmet ediyor. Bazı yolda yürüyenlere de gazab ediyor. “Bak bu edepsiz yanlış yolda yürüyor, bu kulumu sevmedim” diye kızıyor, gazab ediyor. Bazıları da sapıkların yolu oluyor. Demek ki, çevremizdeki ve dünyadaki, içimizdeki ve dışımızdaki insanların yaşam tarzlarını iman gözüyle incelemeliyiz. Yani, “Bu yol hangi cins yollar grubuna girer? Benim yürüdüğüm yol, Allah’ın kendilerine ihsanda, ikramda bulunduğu insanların yolu mudur; yoksa Allah’ın gazab ettiği kişilerin, sapıtmışların yolu mudur?..” diye kendi yolunu bir denemeli insan… [5]

Müslümanlar her işini, dinine, inancına uygun istikamette düşünür, halleder; kimseyi körü körüne, şuursuzca taklit etmez; boş ve batıl, kusurlu ve yanlış alışkanlık, töre ve âdetlere takılıp kalmaz, daima: “İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî” ana prensibine uygun hareket eder. Tabii giyim, kuşam, örtü ve elbise konusunda da![6]

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Kehf Suresi’nde: “Ey Rasûlüm sen o muhataplarına de ki: “Amelleri, faaliyetleri, çalışmaları bakımından en çok ziyana uğrayacak olanları size bildireyim mi? diye söyle onlara” buyrulur. Bunu böyle teklif ettikten sonra söyle:(Ellezîne dalle sa’yühüm fil-hayâtid-dünyâ ve hüm yahsebûne ennehüm yuhsinûne sun’à) “Bunlar, faaliyetleri, sa’y u gayretleri dünyada yanlış istikamete yönelmiş kişilerdir.”[7]

Bu yüzden ziyana uğrayanlardan olmamak için en çok dikkat etmemiz gereken nokta: Yanlış prensipler benimseyip, yanlış ve ters istikametlere yönelmemek! Her şeyi enine boyuna çok serinkanlı mütalaa etmeli ve muhakkak isabetli kararlar almalıyız.[8]

Cenâb-ı Hak, Peygamber Efendimiz (sas)’i insanlara rehber olarak indirdi ve insanlara yol gösterici olduğu için Allah’ın emirlerini tebliğ edip, onlara uymayı sağladığı için, bütün insanların Peygamber Efendimiz (c.c)’e tâbi olması lâzım! Onun emrini tutarak hareket etmesi lâzım! Eski devirlerde gelmiş peygamberlerin ümmetlerinin de görevleri oydu; kendilerine gelen peygambere inanmak, bağlanmak, yardımcı olmak ve onun gösterdiği istikamette, yolda yürümek.

Yol budur. Yani Peygamber Efendimiz’ (sas)’in çizdiği, gösterdiği çizgide yürümektir. Buna sünnet yolu diyoruz. Bunun dışında, Peygamber Efendimiz (sas)’in tavsiye etmediği, dinin aslına esâsına uymayan, sünnete uymayan hareketlere, yaşam tarzına, davranışlara, dinde sonradan ortaya çıkmış, Peygamber Efendimiz (sas)’in söylemediği, yapmadığı yanlış işlere de bid’at diyoruz. Birisi böyle kalkıp da yalan yanlış bir şeyi ortaya çıkarmış ise, buna sâhib-i bid’at deniliyor. Yâni bid’atı yapan, bid’ata sahip olan, bid’atı ortaya koyan kimse demek, bid’atçı demek. “Kim böyle bir bid’atçı kimseye hürmet ederse, saygı gösterirse, tazim ederse,” ne yapmış olur? “İslâm’ın yıkılmasına, alaşağı edilmesine yardımcı olmuş olur.”

İslam’ın ayakta durması, Kur’an-ı Kerim’le ve Peygamber Efendimiz (sas)’in sünneti yolunda yürümekle sağlanır. Sünnetten ayrıldı mı, Efendimiz’in tavsiyesinin dışına çıktı mı, yoldan, istikametten saptı mı, sırât-ı müstakimden saptı mı, şaşırır. Cennetin yolundan ayrıldı mı, cehennemin yoluna döndü demektir.[9]

Onun için alimlerin çevresinden ayrılmayın! Hakîkî, rabbânî, müttakî alimlerin sözünün dairesinin dışına kaçmayın! Gösterdiği istikametten yanlış yöne gitmeyin! Onlardan uzak düşmeyin! Sonra sizi mâsum kuzucuklar gibi, dağdaki yalnız kalmış kuzucuklar gibi kurtlar parçalar. Kandırır, siz anlayamazsınız, siz cevabı veremezsiniz. O alimler anlatırdı, söylerdi, yanlıştan korurdu. Onların yanında olmadığınız için kanarsınız, şeytanın fitnesine kapılırsınız, Deccal’in fitnesine kapılırsınız, ahiretiniz mahvolur. Aman onların meclislerine devam edin!.[10]

Şerîat, tarîkat yoldur varana, Ma’rifet, hakîkat andan içeru…

Yunus Emre’nin dediği gibi herkes bir yolda yürüyor ama yolun güzel olması lâzım! “Allah-u Teâlâ (c.c) hepimize dilimizi tutmayı, zamanımızın kıymetini bilmeyi, doğru yolda yürümeyi nasib etsin” diye dua ediyoruz.[11]

Yüce Rabbimiz bizi takva yolunda, sırât-ı müstakîmde, sebîlü’r-reşâdda, doğru çizgide, kendi rızası istikâmetinde, Resûlü’nün izinde, müteşerrî, mütebahhir, muhakkik, kâmil, arif, salih, edip, ulema ve sâdâtımızın peşinde gidenlerden eylesin.[12]

 

Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Sohbetlerinden Derleyen: Sultan Sönmez

 


[1] İskenderpasa.com, tefsir sohbetleri, fatiha’nın ikinci kısmı

[2] İskenderps.com, Cuma sohbetleri, Kuranı kendimize rehber edinelim

[3] İskenderpsa.com, Cuma sohbetleri, Kur’an’a sarılın

[4] İskenderpasa.com, tefsir sohbetleri, fatiha’nın ikinci kısmı

[5] İskenderpasa.com, Cuma sohbetleri, Allah’ın sevdiği davranışlar

[6] Baş makaleler 2, İslami giyimde yapmamız gerekenler

[7] İskenderpasa.com, cum sohbetleri, cihad ve ilmin önemi

[8] Baş makaleler 3, Ümmetimizin ve milletimizin istikbali için neler yapabiliriz?

[9] İskenderpasa.com, Cuma sohbetleri, yöneticilerin sorumluluğu

[10] İskenderpasa.com, cuma sohbetleri, deccalin fitnesinden korunmak

[11] İskenderpasa.com, Cuma sohbetleri, Allah’ın sevdiği davranışlar

[12] Baş makaleler 1, Ramazandan sonra ne olack