İstiğfarın Mahiyeti

İstiğfarın (Tevbe) Mahiyeti-Dereceleri

İstiğfar; inanç bütünlüğü ve iyi niyete rağmen yapıverdiğimiz kusur ve günahlardan dönüşü ve bağışlanmayı dileyişi ifade eder.[1]

“İstiğfar, kötü ahlakın terkiyledir” diyor, Mehmet Zahit Kotku(r.aleyh) Hocamız. İyilik kötülüğü yok eder. Suyun pisliği temizlediği gibi istiğfar da günahları temizler. Günah öldürücü bir mikroptur. Onun panzehiri, yani şifası istiğfardır. Günahları ancak iki ateş yakabilir. Bu ateşlerden birisi dünyadaki pişmanlık ateşi; diğeri de cehennem ateşidir.

Bir zat da şöyle demiştir: “Allah-u Teâlâ kulunu affetmek istediği zaman ona tevbe- istiğfar etmeyi ilham eder.”

Tevbe; kulun kendi isteğiyle iradesini bir tarafa iterek, Allah’ın iradesine ram olması demektir. Tevbe ile günahkar, günahından kurtulur, günahsız bir derece daha ileri gider.

Arapçada da tâbe-yetûbü, dönmek demektir. Kişi dönüş yapınca, tâib olunca, yâni günahtan dönen bir kişi olunca, Allah daha çok döner. Tevvâbdır yâni, mübalağa sîgasıyla… Allah da ona teveccüh eder. Kul yanlış yoldan Allah’ın yoluna dönünce, Allah da kuluna teveccüh eder. Tevbenin asıl kelime mânâsı ve mantığı mantalitesi, özü esası budur.

Tevbeyi sadece günahkarlar yapmaz, kimi de gafletten, bütün masivadan, ibadete güvenin verdiği gururdan, kimi de bizzat tevbesinden tevbe eder.

Kulun yaratılış gayesinin farkına varması ve bu ulvi gaye ile yaşadıkları arasındaki tenakuzu (sözlerinin birbirini tutmaması) kaldırmaya çalışması tevbenin ta kendisidir.

Tasavvufta;  tevbe, salikin dünyevi ve uhrevi duygulara takılıp kalan ve dolayısıyla Allah’tan gafil olan gönlünü, bu bağlardan kopararak Rabbine vermesidir.

Tasavvufta günah, sadece şeriatın yasakladığı şeyler değildir, kalbin meylettiği şeyler yasak olmasa bile, kulun kalbini çekerek Allah’ı unutturduğu ve isyana sürüklediği için günah sayılmıştır. Tevbenin üç makamı vardır:

1-Tevbe: Ceza korkusuyla duyulan pişmanlık.

2-İnabe: Cennet ve sevap ümidiyle gösterilen nedamet.

3-Tevbe: Yalnız Allah’tan korkup O’ndan utanarak kötülüklerden vazgeçmek ve emirlere riayettir.

Tevbenin kabulünün de bazı şartları vardır.

1-Nedamet duymak; yaptığı günahlara, nefsine uymasına pişman olması.

2-Hakkını ihlal ettiği kimselerle helalleşmek.

3-Bütün işlerinde sünneti seniyyeye uymaya çalışması…

4-Bütün işlerinde azimetle amel edip, ruhsatı terk.

5-Münkirat ve bid’atlerden sakınmak.

6-Heva ve hevesine uymaya sebep olacak şeylerden sakınmak, kaçmak.

7-Fasitlerden (yanlış inanç ve mezheplerden) korunmak.

Tevbeyi terk etmemek, ertelememek gerekir. Peygamber Efendimiz(sav) Hazretleri de çok istiğfar ederlerdi. Elbette ki bunu bize talim için yaparlardı.[2]

Zikr-i ilahiyeye evvela istiğfardan başlamak lazımdır; çünkü istiğfar sabun gibidir. Manevi kirleri giderir. İstiğfardan sonra zikredince çok faydalı ve tesirli olacağı tabiidir.[3]

Tevbe, istiğfar ve diğer dilekler her zaman yapılabilir. Yine de bunlar için daha elverişli bazı aylar, günler ve saatler olduğu hadislerde açıklanmıştır. Mesela kutlu Ramazan ayı, tevbe ve istiğfarların kabulü için en uygun bir zamandır. Ayrıca Kur’an âyetlerinde ve Peygamberimiz’in hadislerinde duaların dilek ve istiğfarların kabulü için gecenin sabaha yakın zamanlarının, yani seher vakitlerinin en uygun zaman olduğuna dair işaretler bulunmaktadır. Gerçekten de seher vakitlerinin ibadet yönünden ayrı bir tadı vardır. Bu saatlerde insanın, ruhunu dinlemesi, tefekküre dalması ve yüce Yaradanı’na içtenlikle yakarması daha kolaydır.

O halde, önümüzdeki bu fırsatları iyi değerlendirmeliyiz. Vakit geçirmeden Hakk’a, doğruluğa ve olgunluğa yönelmeli, davranışlarımızı düzeltmeli, içimizi tevbe ve istiğfarlarla temizleyip gönüllerimizi nurlandırmalıyız. [4]

Kur’an-ı Kerim’de istiğfarla ilgili birçok ayet bulunmaktadır, bu da istiğfara verilen önemi gösterir. İstiğfarın üç mertebesi vardır. Âlâsı 25, ortası 15, ednâsı 5 keredir. Peygamber efendimiz de, günde 70 ile 100 arasında istiğfar ettiğini bizlere bildirmiştir. İnsanlardan ilk istiğfar eden Hz.Adem(A.S.)dir.

İstiğfar etmek, yani af ve mağfiret dilemek kalpten gelmeli. Beraberinde pişmanlık, hüzün elem ve günahı terk etme kararlılığı bulunmalıdır. Kalbe ait bu unsurlar bulunmadığı takdirde, istiğfar etmenin dini bir anlamı olmaz. İstiğfar etmek kalpten gelmediği zaman, onu kalbe sokmanın yolu, çokça tekrarlamaktır. Çünkü tekrarlanan bir söz veya fiil kalbi uyandırır. Bu sebeple, istiğfarın 70 kez yapılması tavsiye edilmiştir.

Bir kul günah işlediği zaman, altındaki yer onu yutmak, üstündeki gök ise üzerine çökmek ister. Fakat Allah-u Teâlâ tevbe etmesi için ona biraz daha mühlet verir. Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: “Allah gökleri ve yeri yerlerinde tutar. Şayet bunlar yerlerinden kayarlarsa kendisinden başkası onları tutamaz. Allah, hilm sahibi ve bağışlaması çok olandır.”[5]

Derleyen: Fatma Tamer

[1] Prof. Dr.Mahmud Es’ad Coşan ,Başmakaleler-4,İdeal Yol, Server İletişim, İstanbul 2009,Sf:103

[2] Mehmed Zahid Kotku ,Tasavvufi Ahlak 5, Seha Neşriyat,İstanbul 1985, ss,73

[3] Mehmed Zahid Kotku ,Tasavvufi Ahlak 1 , , Seha Neşriyat ,İstanbul 1985,ss,26

[4] www.iskenderpasa.com/ Prof. Dr.Mahmud Es’ad Coşan ,Tevbe ve İstiğfar(Avustralya’da bir televizyon kanalında yapılmış olan konuşmanın metnidir)

[5] Prof. Dr.Mahmud Es’ad Coşan, Avustralya sohbetleri -3, (Helal Rızık) Seha Neşriyat, ss,291-296


Warning: A non-numeric value encountered in /home/kadinveailex/kadinveaile.com/v2/wp-content/plugins/ultimate-social-media-icons/libs/controllers/sfsi_frontpopUp.php on line 63