İstanbul'u Bilmek

H.Büşra Köroğlu

 

” لَتُـفْتَحَنَّ  الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَـلَنِعْمَ  الْأَمِيرُ  أَمِيرُهَا،  وَ لَنِعْمَ الْجَيْشُ  ذَلِكَ  الْجَيْشُ”

“İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.”[1]

Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in fethini de, fatihini de müjdelediği şehir: İstanbul. Tarih boyunca gerek askeri, gerek siyasi konumu sebebiyle birçok kuşatma ve savaş geçirmiş bir cazibe merkezi…

Fethin müjdelenmesinden itibaren Müslümanların da İstanbul’a sahip olmak için var gücüyle çalıştığını tarih kitaplarından biliyoruz. Zira İstanbul’a sahip olmak, Allah Resulü’nün övgüsüne mazhar olmak demekti. İşte böylesine büyük bir teşvik unsuru olunca, elde edilen zaferin görünenden çok daha büyük olduğu söylenebilir. Asırlar öncesinden günümüze kadar taşınan bu inanç; ortak bir “İstanbul bilinci” nin mayası olmuş oluyor. Öyle ki, bu bilinç İstanbul’u güzelleştiren, daha güzel anlatma yarışında olan sanat eserleri ile vücut buluyor.

Osmanlı Devleti’nin başkenti olduktan sonra İstanbul’da inşa edilen her yapı nazik bir el işi gibi işlenerek meydana getiriliyor: camiler, çeşmeler, medreseler… hep İstanbul’a takılan bir ziynet eşyası gibi. Sultanahmet Camii’nin azameti, Topkapı Sarayı’nın vakarı, Galata Mevlevihane’sinin sükûneti Osmanlı Devleti’nin karakterini yansıtan eserlerindendir. Bununla birlikte İstanbul’u güzelleştirme çabasının imarla sınırlı kalmadığını söylemek gerekir. İstanbul’da mukim olsun, olmasın; birçok sanatçının eserine konu olmuştur İstanbul. Yalnız edebiyat değil; resim ve müziğin de vazgeçilmez öznesi olmuştur; olmaya devam edecektir. Fuzuli’den Pasini’ye, Yahya Kemal’den Münir Nurettin’e birçok sanatçının en bilinen eserleri İstanbul üzerinedir. Hangi yönüyle ele alsak derin anlamlar taşıyan, kendisine hayran bırakan bu şehrin yüzyıllardır değişmeyen tek özelliği kıymetidir dense yanlış olmaz.

Darülislam, Darüssaadet, Asitane, Darülhilafe, Darüssaltana, Darülmülk, İslambol, İstimboli, İstanbul… verilen onca ismin de işaret ettiği şudur ki: fethedildikten sonra İslam’ın yaygınlaşması için bir kapı, bir eşik olmuştur bu şehir. İslam’ın temas ettiği herkes, her şey gibi güzelleşmiş, yücelmiştir. Nihayetinde sadece madde olarak düşünmenin eksik kalacağı İstanbul şehri, günümüzde hâlâ dünyanın dikkatini çekmektedir. İşte bu yüzden, bize bırakılan bu güzide emanete hıyanet etmemeli, onu daha çok tanıyıp daha çok benimsemeliyiz. Çünkü tam manasıyla sevmek için önkoşul, tanımaktır. Tanımadan, öğrenmeden, bir şeyi sevmek mümkün değildir. İstanbul’u sevmek ise; ceddimizin mirasına, neslimizin emanetine sahip çıkmak demektir.

[1] Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335; Buharî,et-Tarihu’l-Kebir, I, 81; et-Tarihu’s-Sağîr, I, 306; el-Bezzâr, el-Müsned, el-Müsned, c. II, s. 308; Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebir, II, 38; Hakim,Müstedrek, IV, 422; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid,VI, 219.