İslâm’da İ’tikaf’ın Yeri ve Hanımların İ’tikafı

İslâm’ın hakîkati, Rasülullah (sav)’in hayatında şekillenmiş, yine O’nun hayatında canlı olarak temsil edilmiştir. Öyleyse İslâm’ı yaşamanın yolu Sünet-i Seniyye’yi harfiyen tatbîk etmeye çalışmaktır. Allah Teâlâ hazretleri, Peygamber Efendimiz (sav)’i bizim için Kur’an-ı Kerim’de “Sizin için Allah’ın resulünde pek güzel örnek vardır.” (Ahzab. 33/21) buyurmuştur. Ne var ki günümüzde pek çok güzel sünnet terkedilmiş, uygulanmaya unutulmaya yüz tutmuştur.

Günlük meşguliyetler ve dünyaya meyletmedeki aşırılık, insanın zihnini ve fikirlerini dağınıklaştırır. Çok yemek ve içmek, çok uyumak, çok konuşmak ve insanlarla fazlasıyla içli-dışlı olmak, insan gönlünü Allah Teâlâ’dan uzaklaştırır. Hâlbuki insanın kurtuluşu, ancak Allah (cc)’a yönelmekte mümkündür. İşte Rabbimiz bu yönelmeyi temin için, orucu farz kılmıştır. Fakat bu yönelmenin bedenen olması yeterli değildir. Ruhen ve kalben bir yöneliş ise i’tikâf ile mümkündür. Bu iki amacı birden gerçekleştirdiği için i’tikâf, oruç tutulan en faziletli günlerdendir. Yani Ramazan-ı Şerîf’in son on gününde. Böyle olduğu için i’tikâf fıkıh kitaplarının oruç kısmında geçer.

İ‘tikâf bir mescitte veya mescit hükmündeki bir yerde ibadet niyeti ile ikamet etmektir. Vacip ve müstehab olanların dışında, Ramazan-ı Şerîf’in son on günündeki i’tikâf sünnetti müekkededir.

Kur-an’ı Kerim’de ve Peygamber Efendimizin (sav) hayatında i’tikâf’a dair deliller vardır. Cenâb-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de “Mescidlerde i’tikâf’a çekildiğinizde kadınlarınıza yaklaşmayın, bunlar Allah’ın sınırlarıdır.” (Bakara, 2/187) buyurur. Âyet’i kerîme’den i’tikâf’ın mescidlerde (beş vakit namaz kılınan camilerde) yapıldığı ve bu müddet içerisinde kalbi her türlü meşgaleden arındırmak, nefsi her şeyden sıyırmak için mübah olan münasebetin de men edildiğini anlıyoruz.

İ’tikâf yalnızca İslam ümmetinin özelliklerinden de değildir. Bakara Suresi 25. ayette geçtiğine göre Hz. İbrahîm (as) ve Hz. İsmaîl (as) zamanlarından günümüze kadar devam edegelmiş bir sünnet-i kadîme’dir.

Rasûlullah (sav)’in zevcesi Hz. Âişe (ra)’dan rivayet edildiğine göre: “Resûl-i Ekrem Efendimiz Ramazan’dan aşr-ı âhir’de (son on günde) i’tikâf ederdi. Bu âdet-i seniyelerine vefatı zamanına kadar devam etmiştir. Peygamber Efendimiz (sav)’in hanımları da Efendimiz’in vefatından sonra da i’tikâf’a devam etmişlerdir.

Hülya YILMAZ

(Kadın ve Aile, yıl 5, sayı 60, 1990.)