İslâm’a Göre Sıhhat ve Hastalık

Allah celle celâlüh bizlere sonsuz lütuflar ve nimetler bahşetmiştir; onlar sayesinde bahtiyar yaşıyoruz, onlar olmasa hemen mahvoluruz. Onları saymakla bitiremeyiz ve ömür boyu Allah’a şükretsek, bir nimetin bile karşılığını hakkıyla edâ edemeyiz.

Allah’ın üzerimizdeki en mühim lütuf ve en muazzam nimetlerinden biri de sıhhatimiz. Şu vücut ve bedenimiz çok üstün ve çok mükemmel bir yaratık, iç ve dışımızda nice alet ve organlar, milyarlarca doku ve hücreler, son derece güzel sistem ve hassas mekanizmalar, devamlı ve düzenli oluşum ve gelişimler, mütemadiyen intizamla ve tekerrür eden hayati olay ve faaliyetler var; esrarengiz ve harika beynimiz, yorulmaz kalbimiz, ince sinir sistemimiz, büyük ve küçük dolaşımımız, fizik laboratuarı akciğerlerimiz, kimya fabrikası karaciğerlerimiz, milyonlarca süzgece sahip böbreklerimiz, mühendislik harikası kemik ve iskelet sistemimiz, bunları kaplayan çeşit çeşit, kat kat kaslarımız, derilerimiz, gören gözlerimiz, duyan kulaklarımız, koku alan burunlarımız, tatlı tatlı söyleyen dillerimiz, yeni nesiller yetiştiren organlarımız, uçsuz bucaksız gönlümüz, hadsiz hesapsız duygularımız, harikulade tefekkür sistemimiz, buluşlarımız, icatlarımız, eserlerimiz… var.

Bunlar nasıl tıkır tıkır sağlıklı çalışıyor da düzenler bozulmuyor, bir aksilik zuhur etmiyor, işler ters gitmiyor; nasıl oluyor da hemen bozulmuyor ve yıllarca sıhhatli kalabiliyoruz? Bu derece genişlik, büyüklük, derinlik, çokluk, giriftlik, karmaşıklık, komplekslik, birbirine bağımlılık, ortaklık ve beraberlik nasıl ömür boyu hayret edilecek bir tarzda mükemmelce devam ediyor? Bu zor şartlara göre arıza, aksilik, bozulma, kopma ve hastalık, her an beklenen çok normal bir olay olmalıydı. Hâlbuki öyle değil!

Sıhhat çok şaşırtıcı bir durum, çok olağanüstü bir mucize! Bizde bir şey yok; bizi mutlaka bir yönetip, gözeten, koruyup kollayan var. Her an O Hakîm-i Hak ve Kadîr-i Mutlak’ın inayeti sayesinde var kalıyor ve yaşıyoruz, her an yeniden onarılıyor ve yaratılıyoruz, O’nun dilediği vakte kadar…

Ama hayatın yanında ölüm, sıhhatin yanında hastalık da var. Var, çünkü gerekli ve hikmetli! Hastalık ölümün habercisi, âhiretin ihbarcısı ve ihtarcısı! Hiç ölüm olmasaydı dünya ne hale gelirdi? Ölüm bir terhis, bir kurtuluş; yeni ve başka bir doğuş, hasretin bitmesi ve sevgiliye kavuşma…

Sıhhat bir nimet, hastalık bir imtihan, nimete şükür, imtihana sabretmek lazım…

Çok kimse bilmez ama İslâm’a göre hastalık da bir nimettir; mü’min kul için; feveran ve isyan etmeyen sabırlı ve edepli müslüman için; her önüne gelene halini şikâyet etmeyen, kadere karşı gelmeyen, hastalığın Allah’tan geldiğini bilen arif ve zarif kullar için…

Hastalara büyük ecir ve mükâfatlar vardır, sıhhî mağdurluğu mânevî ikram ve ihsanlarla telafi olunur. Peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki hastanın uykusu ibadet, iniltisi tesbih sayılır; sıhhatli iken yapmakta olduğu mutat ibadetleri, şimdi yapamadığı halde, yapıyormuş gibi kendisine sevap yazılır; duası makbul, günahı mağfurdur, defter-i âmâlindeki tüm hata ve suçları silinir, kendisine, “Haydi yeni hayatına tertemiz bir defterle yeniden başla!” denilir.

Hastalık insanı gafletten uyandırır, günahlarından vazgeçmeye yöneltir, ahireti düşündürür, iyilik ve hayrât ü hasenât yapmaya sevk eder; şükrünü arttırır, evvelce kadr ü kıymetini bilmediği ömrünü, sıhhatini, hayatını, bundan sonra daha iyi kollaması ve değerlendirmesi gerektiğini öğretir, başka dertli ve hasta insanları daha iyi anlamasını, onlara acımasını, yardım elini uzatmasını sağlar, ahiretteki derece ve mertebesini yükseltir…

Yüce Rabbimiz’den cümlenize dinde, dünyada ve ahirette sıhhat, afiyet, saadet ve selamet bahşetmesini; hasta ve dertli kardeşlerime acilen şifalar ve devalar vermesini, onların da sabr-ı cemiller ile ecr-i cezîller elde etmelerini niyaz ederim.

Ömrünü dertlilerin dertlerine deva bulmak, ızdırap çekenlerin acılarını dindirmek idealine vakfeden vefalı, şefkatli, imanlı, fedakâr hekim kardeşlerimden de Allah razı olsun. Kendilerine yüce maddî ve manevi makamlar, mertebeler, büyük dünyevî ve uhrevî mükâfatlar ihsan kılsın, sayılarını çoğaltsın, imansız ve insafsızlara galip ve faik eylesin!

* Prof. Dr. M. Es’ad Coşan (Rha)’ın 1991 yılı 20. sayı Panzehir Dergisi başmakalesidir.